ikiz hamilelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ikiz hamilelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2014 Salı

İkiz Annelerine Mektuplar - 2


Merhaba.. Bu mutlu bir ikiz annesinin diğer ikiz annelerine yazdığı ikinci mektubudur. Birinci mektup umarım yerine ulaşmıştır. Şimdi sıra yeni mektupta. Bu mektubumu hamileliği ilerlemiş, heyecanla bebeklerini kucağına almaya hazırlanan ikiz bebek annelerine yazıyorum. Yerine ulaşması dileğiyle..

Evet, şu an hamileliğinin kaçıncı haftası ya da kaçıncı ayındasın bilmiyorum ama eminim günlerin çabucak geçmesini ve bir an önce bebeklerine kavuşmayı hayal ediyorsun. Bu hayal çok büyük güç veriyor sana aslında. Hamileliğin bittikten uzun bir süre sonra hamilelik resimlerine bakacaksın. Belki şu an senin kocaman karnını görüp korkanlar gibi sen de halinden korkacaksın. ‘’ Bu ben miyim, böyle miydim ben? ’’ diye şaşıracaksın.

Hamileliğin zorlu ve riskli ilk aylarını atlattıysan şu an en keyifli dönemindesin diyebilirim. Hamile olan her kadın hemen karnının belli olmasını ister. İkiz hamile olarak senin karnın çoktan belli oldu ve hamile önceliklerinden yararlanmaya başladın. Market alışverişinde poşetlerine yardım etmek isteyen görevliyi geri çevirme örneğin. Etrafta yediklerinden önce sana ikram edenleri.. Otobüste yer verenleri.. İşyerinde ‘’ Sen biraz dinlen, ben bakayım biraz.’’ diyen iş arkadaşını da.. Daha sonra bu tarz öncelikler olmuyor. Bu hamile ayrıcalığı, her yerde geçerli olan.. Değerlendirmek gerekir.

Bu aylar kendini en rahat hissettiğin aylar. Kendini çok enerjik, güzel ve canlı hissedebilirsin. Yürüyüş yapmaya başladın büyük ihtimalle. Yürüyüş yapınca daha da iyi hissettiğini farkedeceksin. Bebekler de sen rahat oldukça daha rahat olacaklar yerlerinde. Saçların gürleşecek, şaşıracaksın. Boyası gelmiş olsa da boyasız bile güzel görünecek saçların. Aşerme denilen olayı yaşadın mutlaka. Gecenin bir yarısı kendini mutfakta irmik helvası yaparken bulabilirsin. Mutfak deyince bu arada hiç üşenmeden değişik yemekler yaparken görebilirsin kendini. Yaptığın her işte mutluluk ve heyecan duyarsın. Hiç sevmediğin sütü iki bardak içince bile garip bir sevinç hissedersin. İçinde iki canı besliyorsun ya.. İşte çoktan anne oldun sen..

Merakla beklediğin cinsiyetleri de belli oldu artık. İki kız, iki erkek ya da bir kız bir erkek. Hepsi çok güzel. Ne olursa olsun sen sağlıklı olsunlar da başka bir şey istemiyorsun değil mi? Cinsiyetlerini duyanlardan etrafta ne kadar ikiz bebek hikayesi varsa dinleyeceksin. ‘’ İki erkek çok zor! ‘’ ‘’İki kız çok iyi olur! ’’ ‘’ Bir kız bir erkek, daha ne istiyorsun. Bir taşla iki kuş! ‘’ en popüler yorumlar. Benzerlerini de duyabilirsin terslerini de. Bu yorumlara alışmalısın. Çünkü daha çok yorumlar duyacaksın ilerleyen günlerde. İkiz annesi popüler olur dolayısıyla hayatı çok merak edilir en özeline kadar!

En çok gitmek istediğin yer doktor kontrolleridir artık. Her kontrol bebeklerinle bir kavuşmadır. Onlar hakkında doktorun bir sürü şey anlatmasını beklersin heyecanla. Doktorun hızlıca söylediği birkaç cümle seni bir sonraki kontrole kadar idare edecektir. Her muayene sonrası ultrason çıktısı incelerken internet başında bulacaksın kendini. İnternette daha çok ayrıntı niye yok diye kızacaksın. ‘’ Neden paylaşmazlar ki yaşadıklarını? ‘’ diyeceksin.. Bebeklerinin aldıkları her gr, uzadıkları her cm, görebildiğin her ayrıntı mutlu edecek seni. Bir daha güçleneceksin. Şunu da yapayım, bunu da yiyeyim, biraz daha çok dinleneyim diye bir daha hevesleneceksin.

Bir gün onların hareketlerini hissedeceksin. O gün bir daha anlayacaksın anneliği. Ben burdayım diyen iki can. Dört ayak, dört elle küçük dokunuşlarla.. Daha çok hissetsem diye karnını okşayıp seveceksin.. Onlara müzik dinletirken, şarkı, ninni söylerken bulacaksın kendini. ‘’ Nasıl büyük bir sevgiymiş bu? ‘’ diye düşünüp inanamayacaksın. Görmeden, duymadan iki canı sevmek.. Herşeyden çok onları düşünmek.. Mucize işte bu öyle değil mi?

Derken hamileliğin son dönemi denilen aylar gelecek. Artık karnını gören seni doğum yapmak üzere zannedecek. Her yerde dikkat çekeceksin. İkiz hamile olduğun öğrenilince bu ilgi daha da artacak. Cinsiyetlerini tahmin edenler, tüp bebek mi diyenler, aynı yumurta mı ayrı yumurta mı diyenler ,normal mi sezaryen mi doğum yapacağını merak edenler çoğalacak.  Çalışıyorsan işine ara vermek zorunda kalacaksın. Ya da sağlık raporlarıyla devam edeceksin işine. Oturmak, kalkmak, yatmak daha da zorlaşacak.. Yatakta dönmek için ya da kalkmak için eşinden destek alacaksın. Ev işlerini yavaş yavaş azaltman lazım. Artık ikiz annesi olarak hayatında başkalarına ihtiyaç duyacağını anlamaya başlayacaksın.

Bir gün doktor alarm zillerinin çaldığını söylecek belki. ‘’ Bebekler gelmeye kalkmış durdurmalıyız! ‘’ diyecek. ‘’ Yine o ilk aylarda yaptırdığın iğnelere benzer iğneler yaptırmaya başlayacaksın. Hemen yatacaksın.’’ diyecek. Teleşlanacaksın birden.. ‘’Nasıl yani, daha çok erken! ‘’ diye düşüneceksin. '' Daha doğuma aylar var! '' diyeceksin. Bir anda eve dönüp kendini üçlü koltuğa atıp yatmaya başlayacaksın. Daha ne kadar yatacağını bilmeden. ‘’ Hiç önemli değil bebeklerim iyi olsun da ben yatarım. ‘’ diye düşüneceksin.. Acilen hastane çantanı hazırlayacaksın bir taraftan. Alınması gereken acil ne varsa oturup internetin başına alacaksın. Dışarı çıkıp dolaştığın günlerde tamamlasaydım keşke eksikleri diye düşüneceksin. Bir telaşla hepsini halledeceksin.

Diğer kontrolde belki ‘’ Tamam kalk ’’ der doktor diye düşünürken ‘’ Yatmaya devam, yatmaya devam, yatmaya devam! ‘’ duyduğun cümle olacak diğer kontrollerde.. Yatacaksın günlerce, haftalarca, aylarca. Sıkılmadan, yorulmadan hep o içindeki güç, cesaret ve sevgiyle. İki canın verdiği güç bu.. Evde bir yardımcıya ihtiyaç duyacaksın. Şanslıysan bir yardımcın olacak daha rahat geçireceksin bu günleri.. Uzun süre yatmak zorunda kalan biri olarak diyebilirimki o sabır ve güç veriliyor ikiz annesine. Bunu bilmek insanı çok mutlu ediyor. Şükrettiriyor.
.
Artık aylar geçmiş ve sen hala yatmaktayken, karnından ayaklarını bile göremez hala geleceksin. Karnın burnunda değil uçmuş bir durumda olacak. Hep destek ve yardıma ihtiyaç duyacaksın. Bir de bebeklerin hareket etmek istedikçe hep beraber sarsılıyor gibi olacaksınız.  Herkes gözünüze çok zayıf görünecek. Koca göbeğinden hep şikayetçi olduğunuz eşine '' Sen zayıfladın mı? '' derken bulacaksın kendini. O da şaşıracak buna. Zorlu ama güzel günler. Sona yaklaşmanın heyecanı ve artık gelseler durumu.. Çok değil kısa bir süre kucağında olacak bebeklerin ve bu günler geride kalacak. Hatırlamakta bile zorlanacaksın..

Böyle işte bu süreç.. Herşeyin bir sonu olduğu gibi ne kadar zor olsa da hamileliğin de sonuna geleceksin.. Belki planlı belki de sürpriz bir şekilde kucağına alacaksın bebeklerini.. Hep o anı düşünerek güzel bir hamilelik geçirmeni diliyorum. Sağlıkla bebeklerine kavuşmanı..

Öyle bir mucizeki ikiz hamileliği bir bedende üç canın yaşaması.. O canlardan ikisinin çok daha önemli olması ve diğer üçüncü canın yani kendi canınızın unutulması. Evet zor bir hamilelik ikiz hamilelik. Ancak öyle bir sabır, güç, cesaret ve sevgi hediye ediliyorki ikiz annesine ne kadar zor olsa da anne kendini hep çok iyi hissediyor. Müthiş bir pozitif enerji. Müthiş bir bekleyiş ve kavuşma anı.. Bu güzel hediyeyi haketmek için seçilmekte müthiş bir duygu bu arada.. Sevgiler..


9 Ocak 2014 Perşembe

İkiz Bebek Bekleyenler, Hamile Yastığı Kullanmalısınız:)

Hamile olduğunuzu öğrendiğiniz andan itibaren eskiden belli olmasını istemediğiniz göbeğinizin bir an önce büyümesini istersiniz. Kocaman bir göbeğiniz olsun hamile olduğunuz anlaşılsın. İkiz hamilelerin bu istekleri çok çabuk gerçekleşir. Henüz hamileliğinize alışamadan kocaman bir karnınız olmuştur bile. İlerleyen aylarda daha da büyüyen karnınızla hareket etmek, yatmak oldukça zorlaşır. Zaten bir süre sonra artık birçok hareketiniz kısıtlanmıştır ve belki de sürekli yatmak zorunda kalırsınız.

Karın büyüdükçe ve kilo alımı arttıkça gece uykularınız zorlaşabilir. Bir taraftan diğer yana dönmek için destek almak zorunda kalabilirsiniz. Tabi karnınız belinize baskı yaptığından bel ve sırt ağrısı problemi yaşayabilirsiniz. Bu dönemleri rahat atlatabilmek için hamile yastıkları gerçekten faydalı. Hamile yastığını ne kadar erken kullanmaya başlarsınız  o kadar çok rahat ettiğinizi görecekseniz. Özellikle ikiz gebelerin karınları erkenden büyüdüğü için hamile yastıkları onlar için daha çok gerekli diye düşünüyorum.

Ben hamileliğimin son aylarını yatarak geçirdim. Doktor artık yatmalısın dediğinde henüz yirmi sekizinci haftamdaydım. Sürekli yatmaya başlayınca hamile yastığı almaya karar verdim. Zaten yatarken belime ve sırtıma yastıklar koyarak yatıyordum. Hamile yastığının daha pratik olacağını düşünerek hemen aldım. '' Keşke daha önce alsaymışım '' ve '' İyiki almışım '' dediğim bir ürün oldu benim için. Çünkü oldukça rahat ve kullanışlıydı. Zorlu günlerimde bana eşlik etti.


Hamile yastığı sırtınız, beliniz  ve karnınızı desteklediği için rahat bir şekilde yatmanızı sağlıyor; sağa ya da sola dönmenizi, yataktan kalkmanızı kolaylaştırıyor. Ben bel ve sırt ağrısı yaşamadım çok fazla. Hamile yastığının etkili olduğunu düşünüyorum bu durumumda. Büyük bir hamile yastığı ile daha çok rahat ettiğinizi göreceksiniz. Kesinlikle tüm hamilelerin bu yastıklardan kullanmasını tavsiye ederim.

Doğumdan sonra ortadan ilk kaldırdığım uzun süre bana eşlik eden hamile yastığım oldu. Bana çok faydalı olmasına rağmen artık vedalaşma vakti gelmişti. Onu artık görmek istemiyordum. Onu gördükçe hiç kalkmadan yattığım günler haftalar geliyordu aklıma. Öylece kaldırdım ortadan. Anılarımla birlikte şimdi dolabımın bir köşesinde yeni bir hamileye hediye edilmek üzere bekliyor. Sevgiler..

6 Aralık 2013 Cuma

Eskiden Brokoli Çorbası mı Vardı?


Bugün brokoli çorbası yaparken dolapta hiç havuç kalmadığını fark ettim. Havuçsuz brokoli çorbası olur muydu?  '' Neden olmasın? '' dedim kendi kendime. Eskiden brokoli çorbası mı vardı? Bugün de havuçsuz olsun çocukların çorbası.

Benim çocukluğumda yoktu brokoli çorbası. Her evde pişen yemeklerden vardı bizim soframızda da. Ben dört çocuklu bir ailede büyüdüm. Dört çocuğun ayrı ayrı ne yediğinin takip edildiğini sanmıyorum o günlerde. Her çocuğun haftalık besin takibinin de. Sofraya o gün ne koyulmuşsa herkes o yemeği yerdi. Yemediğimiz yemekler vardı elbette ama '' Ben bunu yemem, bana başka yemek pişir! '' diye de annemize naz yapılmazdı.

Şimdi çocuklarımızı bir besleme telaşıdır almış başını gidiyor. Çocuğumuz haftalık proteinini aldı mı, balık yedi mi, sebze yedi mi, meyve yedi mi, süt ürünlerini tüketti mi karmaşamız.  Brokoli gibi hayatımıza giren diğer sebzelerden, meyvelerden yedirebildik mi endişemiz. Yemeyen çocuğa zorla her şeyi yedirmeye çalışma uğraşlarımız.

Bizi bu hale teknoloji getirdi biraz. Teknolojiyle doğallıktan uzaklaştık. Organik olan ve organik olmayan ürünler, GDO' lu ürünler, katkı maddeleri hayatımıza girdiğinden beri herkesin kafası karıştı. Her gün televizyon ekranlarında ne yememiz gerektiğini anlatan bir sürü program var. Bu programlarda bir uzmanın '' Bol bol yiyebilirsiniz. '' dediği bir yiyeceği bir başka uzman '' Asla yemeyin! '' diyor . Peki ne yiyecek bu çocuklar?

Ben  bu karmaşık duruma yetişemediğim için bıraktım ayrıntılarla uğraşmayı. Aldığım ürünlerin belli markalarda olmasına dikkat ediyorum ve meyve sebzenin de mevsimin de tüketilmesine. Aklıma ne gelirse, evde hangi yemeğin malzemesi varsa o gün onu pişiriyorum. Üst üste benzer yemekler pişirmemeye dikkat ediyorum o kadar. Zaten ne pişirsem çocuklar azıcık yiyorlar. Yedikleri kendilerine yetiyor sanırım. Gelişimleri normal, sağlık sorunları da yok. 

Çocukluğumda brokoli yoktu, zorla yedirme yoktu, aman aç kalmasın çocuk sorunu yoktu. Herkes acıkınca karnını doyuruyordu. Çocukların beslenme alışkanlıkları da yiyecekler gibi doğaldı. Şimdi ne değişti? Besinler gibi beslenme alışkanlıkları da doğallıktan uzaklaştı. Çocuklarımızı sağlıklı bir şekilde besleme durumunu çok abartmamak gerekiyor bence. Elimizden geldiği kadar  doğal ve sağlıklı olduğuna inandığımız yiyeceklerle beslesek yeter. Brokoli çorbasında bugün de havuç olmasın. Sorun değil. Sevgiler.


5 Aralık 2013 Perşembe

Oyun Halısı ve Ana Kucağı Önerileri

Bebekler ilk aylarda hareket edemedikleri için sürekli yatmak zorundadırlar. Arada kucağa alıp dinlendirseniz de sürekli kucakta tutmak hem sizin için hem de bebek için yorucu olacaktır. Bu aylarda sizi ve bebeklerinizi rahat ettirecek iki önerim var bugün. Bu önerilerim oyun halıları ve ev tipi ana kucakları. 

Bebekleriniz ikinci ayın içindeyken artık etrafta gördükleri nesnelere ve duydukları seslere tepki vermeye başlarlar. Bu aylarda alınacak en güzel ürünlerden biri bence oyun halıları. Benim bebeklerime iki aylıkken hediye gelmişti oyun halıları. Yaklaşık yedinci aya kadar kullandık. Bebeklerim oyun halısını çok sevmişlerdi. Oyun halısında asılı oyuncaklarını yakalamak için bütün gün uğraşıyorlardı. Dokundukları oyuncaklardan çıkan seslere gülüyorlardı. Oyuncaklara çığlıklar atıp tepki verebiliyorlardı. 


Bebekleri uzun süre oyalamak için yapılmış güzel bir eğlence aracı bence.  Aynı zamanda bebeklerin reflekslerini geliştiriyor. Eller kollar sürekli hareket halinde olduğundan kasları geliştiriyor. Bebek oyuncakları yakalamak için uğraşırken yana dönmeyi öğreniyor. Ben Playgro markalı oyun halılarını kullandım. Hem oyuncaklarının çokluğu hem de sesli oyuncaklarının olması bebeği uzun süre oyalıyor. Ayrıca geniş olduğu için bebek istediği gibi sağa sola kayabiliyor. Bebek oynayarak vaktini geçiriyor. Annelerin biraz dinlenmesine yardımcı olacak ürünlerden biri olduğu için özellikle ikiz annelerine oyun halılarını tavsiye ediyorum.




İkiz annelerine diğer ürün önerim ev tipi ana kucakları. Kesinlikle kurtarıcı ürünlerden biri de ana kucakları. Yine ikinci aydan sonra ana kucaklarını kullanabilirsiniz. Ana kucaklarının da sesli ve hareketli oyuncakları var. Bebek oyuncakları yakalamak onlara dokunmak için oldukça çaba sarf ediyor. Sürekli uzanma ve kalkma hareketleri yaptıklarından bazı hareketleri daha çabuk yapmaya başlayabiliyorlar. Benim oğlum kısa bir süre sonra oyuncaklara ayaklarını vurmaya başlamıştı.


Bebek hareket ederek ana kucağını sallayıp eğlenebiliyor. Sallanma özelliği ile bebeklerinizi uyutabiliyorsunuz. Ben bir süre bebeklerimi ana kucağında uyuttum. Ancak bebekler uyuduktan sonra yataklarına yatırmak lazım. Çünkü uzun süre uyumak için dar ve tam olarak yatmadığı için bebek rahat bir şekilde uyuyamaz.


Ana kucaklarını istediğiniz yere taşıyabiliyorsunuz. Ben mutfakta işim olduğunda mutfağa taşıyordum. Mutfakta beni izliyorlardı. Kahvaltı ve yemek sofralarında bize ana kucaklarından eşlik ediyorlardı. Banyo yaparken biri diğerini ana kucağında bekliyordu. Ayrıca mama içirmek bir şeyler yedirmek için ideal ürünler. Bebek büyüdükçe sırtını biraz dik konuma getirerek oturur hale getirebiliyorsunuz. Ben Chicco ' nun ana kucaklarını kullandım ve memnun kaldım. 





Tüm annelere ve anne adaylarına oyun halılarını ve ana kucaklarını tavsiye ediyorum. Sevgiler.

2 Aralık 2013 Pazartesi

İkiz Bebeklerle Evde İlk Günler


Benim bebeklerim beklediğimiz tarihten üç hafta önce acil bir şekilde geldiler dünyaya. Ben aslında doğuma giderken saçımı yaptıracaktım, makyaj yapacaktım. Fotoğraflarım güzel olacaktı. Plan yapıyordum kendimce . Ama  bebişlerim annelerini en doğal haliyle görmek istediler sanırım. Acele ettiler. Hastaneye giderken o kadar büyük panik yaşamıştım ki tansiyonumum on dokuza çıkmış. Hemen sezaryene alındım ve uyandığımda başımda birileri üstümü değiştirmeye çalışıyordu. Kendime gelmem biraz zaman aldı çok ayrıntı hatırlamıyorum o akşamla ilgili hala. Sürekli gülüyormuşum kendime gelene kadar. Ben o kadar panikle hastaneye gitmiştim ki sanırım sonra çok komik geldi kendime durumum. 


Gözlerim açılınca bebeklerimle tanıştım. O an unutulmaz bir andı benim için. Mutluluk, heyecan, ağlama isteği, şaşkınlık karışımı duygular. Hiçbir tanışma anneyle bebeğin tanışması kadar özel, unutulmaz, sevgi dolu olamaz. Biri kucağımdayken benim gözüm öbüründeydi. Daha tam kendimde değildim aslında ama o anları net hatırlıyorum. Kucağımdan hiç bırakmak istememiştim bebeklerimi. Yerlerine yatırmak için aldıklarında '' Ben tutarım ''  diyordum kimse duymuyordu. Sonra uyumuşum sanırım. Uyandığımda yine birileri bebekleri emzirmeye çalışıyordu. Benim halim yoktu ve tabi henüz sütümde.  O andan sonra sabaha kadar heyecandan hiç uyumadım. Sürekli bebeklerimi izledim. Oğlum sürekli uyuyordu, kızım ise arada uyanıyor beni izliyordu. Tabi ağrılarım da vardı. Bir ara gece hemşireler beni yürütmeye çalıştı yürüyemedim. '' Bebekleri beslediniz mi? '' dediler. Hayır beslememiştik. Kimse bize bebeği besleyin dememişti. Biz şaşkın halde olayı anlamaya çalışıyorduk. Sonra hemen mama verdik. Hala üzülürüm bebeklerimi ilk anlarında geç besledik diye. İkiz bebek bekleyen  hamilelerin çantasında mutlaka mama olmalı. Çünkü bebeklerin ne zaman geleceği belli değil ve sütünüz hemen gelmiyor.


İlk geceden sonra alışmaya başladık bebeklere. Evet onlar aramıza gelmişti sonunda ve her şey şimdi başlıyordu. Hastanede iki gece kaldık ve eve geldik. Onlarla eve gelmek yine apayrı bir duyguydu ve ben ağlıyordum. Hala çok şaşkındım ve inanamıyordum doğduklarına.Bu bebekler benim miydi? Nasıl bakacaktık biz bebeklere? Karmakarışık bir haldeydim. İlk günlerde mutlaka anne babanın yanında bir yardımcı olmalı. Hatta iki yardımcı. Annem vardı benim. Tabi en güzeli kendi annenizin olması. Bazen üç kişi bebeklere yetemiyorsunuz. Biz doktor tavsiyesi üzerine iki saatte bir besledik. Sütüm üçüncü gün geldi. Hem emzirmeye çalıştım hem mama verdim. Çünkü oğlum memeyi hiç almıyordu. Kızım emmek istiyor süt gelmiyordu. Biraz zorlu geçti o süreç zaten erkenden sütüm kesildi ve hep mama vermek zorunda kaldık. İlk günler bebekler sürekli uyuyor. Uyanıkken etrafı izliyorlar. Çok sık alt değişmeniz gerekiyor. Ben ameliyatlı olduğum için ilk günler ağrılı geçti. Bebeklerimin altını bile değişemedim çünkü eğilemiyordum. Annem ve eşim değişti bir süre. Geceleri eşim baktı bebeklere ve hala gece o bakar. Eşin yardımı çok önemli.


Şu an ikiz  bebek bekleyen  anne adaylarına tavsiyem özellikle yedinci aydan sonra çok daha dikkatli olmanız gerekiyor. Çünkü her an bebekler gelebilir. Ben hamileliğim yirmi yedinci haftasından itibaren hep yatmak zorunda kaldım çünkü erkenden gelmeye kalktılar. Ancak son üç haftaya kadar dayanabildiler. Hastane çantalarınızı erkenden hazırlayın ve kesinlikle mama koyun. Sütünüz gelince nasıl olsa emzirirsiniz bebeklerinizi. Süt gelene kadar bebeği aç bırakmayın. Evde ilk günlerde mutlaka size yardımcı olacak birileri lazım. Ev işleri olduğu gibi kalıyor yemek falan unutuluyor. Ama annenin de iyi beslenmesi ve dinlendirilmesi lazım. Bunun için birilerinin yardımına mutlaka ihtiyacınız oluyor. Benim annem çok yardımcı oldu bana. O da çok yorulmuştu bizimle. O olmasa işim çok zordu. Ona tekrar teşekkür ediyorum buradan.


Bebekler ne soğuk ne sıcak ortamda yatırılmalı. Üstleri çok giydirilmemeli. Göbek bağı düşene kadar banyo yaptırmayın demişlerdi bize. Ama birçok yerde yaptırılabileceği yazıyor. Biz sürekli suyla sildik banyo yaptırana kadar. Çünkü çok sıcak günlerde doğmuşlardı. Göbek bağı düştükten sonra her gün yıkadık. Banyolarını iki kişi yaptırdık hep. Bir üçüncü kişide diğer bebeğe baktı bu sırada. Yalnız kalan bebek hemen yalnız kaldığını anlıyor çığlığı basıyordu. Bazen günde iki kez yıkadığımızı hatırlıyorum. İki bebek ikişer banyo dört kez aynı işlem.


Bebekleri iki saate bir beslemek gerekiyor. Zaten acıkınca uyanıp karınlarını doyurup tekrar uyuyorlar. Gece uyandıklarında da mutlaka besledik. Zaten gece de iki üç saate bir uyanıyorlar. Alt değişiliyor, karnı doyuruluyor tekrar uyuyorlar. Gecelerimiz rahat geçti o açıdan. Çok nadir uyumadan sabahladığımız zamanlar olmuştur. Tabi gece gündüz sürekli bu rutin devam ettiği ve  aralıksız bir uyku uyuyamadığı için anne baba yorgun düşüyor. Sırayla uyuyorduk biz. Dinlenmezsen zaten gergin oluyorsun her şeye kızabiliyorsun. Anne mutlaka desteklenmeli bence.Bebekler beslendikten sonra mutlaka gazlarının çıkarılması gerekir. Biz bazen mamalarına zinco isimli bitkisel bir damla koyuyorduk. Gaz sancısı yaşamadılar onun için. Sürekli beslendikleri için yedek biberon olmalı ve sık sık kaynar suyla dezenfekte edilmeli. 


İlk günlerde sürekli uyudukları için uyku düzeni oluşturmak için erken. Ancak akşam uykularında yataklarına yatırırsanız daha sonra aynı şekilde yataklarına yatınca uyumaları kolaylaşıyor. Ben ilk kırk gün hiç televizyon açtırmadım. Bebeklerin bilinçaltına televizyondaki saçma sapan haberlerin, konuşmaların yerleşmesini istemedim. Bilgisayardan hafif müzik açıyordum. Bebek ninnileri dinletiyordum. Sanki televizyon o masum hallerine çok çirkin gelecekmiş gibi düşünmüştüm. Şimdi televizyon izletiyorum. Ama günde iki ya da üç saat en fazla. Hiç izletmeyin diyor uzmanlar ama bence bu çağda çok zor uygulaması. Tercih yine anne babaya kalmış elbette.


Evet evde ilk günler böyle işte. Bu günlerde ev almış başını gidiyordur. Gece gündüz sadece bebekler vardır hayatınızda başka hiçbir şey düşünemezsiniz. Tabi bebeklerin doğduğunu duyanlar tebrik etmek için telefon açarlar. Telefonu cevaplayamazsınız sonra geri aramayı unutursunuz. Size alınanlar, küsenler olur. Başkalarının o anları anlaması zordur. Siz o anlarda bez, emzirme, mama, biberonların yıkanması, alt değişme, kendi ağrılarınız, uykusuzluk, yemek yapıp yiyememe, bebek sarılığı, sağlık ocağı, hastane kontrolleri,testleri, lohusalık hallerinden ağlama krizleri, sinir bozukluğu, bu karışıklıkta bebeği bir türlü kucaklayıp sevememe halleri içindesinizdir. Ben o ilk günlerde beni anlayıp yanımda olanlara teşekkür ediyorum. İkiz bebek bekleyen tüm anne adaylarına kolaylıklar diliyorum. Sevgiler..

30 Kasım 2013 Cumartesi

İkiz Bebeklerim On Yedi Aylık


Bundan tam on yedi ay önce yine böyle bir cuma günü akşam üstü geldiler hayatıma benim canım bebeklerim. O an itibariyle hayatım değişti. Evde ilk günlerimizi hatırlıyorum da oturup ağlamıştım ben bu bebeklere nasıl bakacağım, iyi bir anne olamayacak mıyım diye. Zaman öyle hızlı geçti ki o minik hallerini fotoğraflardan hatırlıyorum. Uzun süren yorgunluklar, onlara yetemediğimi düşündüğüm anlar, biri kucağımdayken diğerini ihmal mi ediyorum diye kucağımdakini sevemediğim zamanlar, ikisi birden ağladığında ikisini de kucaklamaya çalıştığım benim de ağladığım günler, sürekli biten bez paketleri, mamalar, kaybolan emzikler, bitmeyen kusmalar, dağ gibi yığılan çamaşırlar, '' Ay bugün de makarna yapalım '' dediğimiz günler, aylar sonra ilk kez evden yalnız çıktığım ve hemen geri dönmek istediğim gün geldi aklıma. Her günümüz ayrı bir deneyimdi benim için. Günler aylar geçti ve on yedinci aylarını sağlıklı bir şekilde bitirdiler şükürler olsun.

 Evet on yedinci ay ve bebeklerim neler yapıyor bu aralar anlatayım biraz. Öncelikle yürümeleri artık düzeldi sürekli koşuyorlar. Koşmakla kalmayıp her yere tırmanıyorlar. Sandalyelere kendileri oturup tekrar inebiliyorlar. Sandalyeyi masanın yanına çekip masaya çıkıp masada ayakta duruyorlar. Aldığımız ilk arabam oyuncaklarını sürmek yerine üstüne çıkıp ayakta durmayı tercih ediyorlar. Her yeri karıştırdıklarını söylememe gerek yok sanırım. Keşfetmedikleri yer kalmadı. Yemeleri için ellerine verdiğim meyve, bisküvi, kek vs. ne olursa her yere eziyorlar. Araştırdım nedenini, küçük kaslarını geliştiriyorlarmış. Artık yırtılan kağıtları, peçeteleri ezilen her türlü yiyeceği toplarken '' Sakin ol, küçük kaslar! '' diyorum kendime. Merdivenlerde yardımsız bir basamak, tutunarak bir sürü basamak çıkıyorlar.Kapıların kolları sert olmayanları açabiliyorlar. Birbirleriyle oynuyorlar artık. Birbirlerini kovalamaca, saklanıp ''cee'' yapmaca favori oyunları. Bir de kule yapıp devirme oyunu. Birbirleriyle oyuncakları paylaşıyorlar. Artık hemen hemen her kelimeyi anlıyorlar. Birine hadi bunu kardeşine ver dediğimde koşup veriyor. Bulmalarını istediğim oyuncakları bulabiliyorlar. Gösterdiğim şekilleri tekrar bulabiliyorlar. Kalem ve boya ile kağıda çizgiler çiziyorlar. Hatta sandalye koltuk duvarlar da bu çizgilerle tanıştı. Mühür şeklindeki boyalarla şekil yapıyorlar. Çatalları ile tabaklarından birşeyler yiyebiliyorlar. Kaşıkla sıvı olmayan yiyecekleri yiyebiliyorlar, puding, muhallebi gibi. Sütlerini içeceklerinde emzikleri ağızlarındaysa çıkarıp masaya koyuyorlar. Sütleri bitince de biberonlarını masaya koyuyorlar. Eskiden yere atıyorlardı. Yemek zamanı deyince mama sandalyelerini masanın etrafına getiriyorlar. Uyku zamanı deyince üstlerindeki yeleklerini çıkarıp odalarına koşuyorlar. Artık kendi kendilerine uyuyorlar. Banyo yapacaklarında banyonun kapısında bekliyorlar. banyo yaparken liflerini kendileri yapmak istiyorlar. Ben evi süpürürken ellerine oyuncaklarını alıp onlar da süpürüyor. Oyuncaklarını topluyorlar ancak sepeti hemen geri boşaltabiliyorlar. Her zamanki gibi fazla bir şey yemiyorlar. Gerçi artık üç öğüne geçebildik sonunda. Ancak miktar az. Sürekli birbirlerini taklit ediyorlar. Aynı oyuncak için kıyameti koparıyorlar. Aslında az önce biri diğerine getirip vermiştir o oyuncağı. Sanırım sonra vazgeçip kendi oynamak istiyor.

Bunlar şu an aklıma gelenler. Bütün gün oyun oynuyorlar tabi. Sınırlı saatte televizyon izliyorlar. Elektronik her eşyaya dokunup oynamak için çıldırıyorlar. Bir de artık kelimeden cümleye geçiş var. '' Anne al, anne bak, orda yok, nerde yok '' gibi. Bu ara pek baba demiyor ikisi de . Sürekli anne anne. Bir de çişlerini yapınca haber vermeye başladılar. Gelip anlatıyorlar kendilerince durumu. Elbette her ikisinin de algılama şekilleri ve düzeyleri farklı. Aynı olaya farklı tepki veriyorlar. Biri bazı durumları kolay kavrarken diğeri daha zor kavrayabiliyor. Bir de aynı konu üzerinde uzun süre kalamıyor sıkılıyorlar. Örneğin boyama yaparken hemen sıkılıp kağıdı parçalamaya başlayabiliyorlar.

Benim ikizlerimin on yedi aylık halleri böyle. Biz anneler için onların yaptıkları yeni her davranış, söyledikleri her kelime önemli oluyor. Sonra unutuyoruz ne zaman ne yaptıklarını. İyi bir anne olabildim mi bilmiyorum ama artık bu çocuklara nasıl bakacağım diye ağlamıyorum. Her gelişmeyi sevinçle karşılıyor ve sağlıklı oldukları için şükrediyorum. Sevgiler..



28 Kasım 2013 Perşembe

Bunlar Tüp mü, Normal mi?


İkiz bebeklerinizi bebek arabalarına oturtup dolaşmaya çıkarsınız. İki tane bebek bir arada olduğundan ve kocaman bir bebek arabası, iki tane çantayla dolaştığınızdan haliyle dikkat çekersiniz. Genelde sevmek için etraftan yanınıza yaklaşanlar olur. İlk soruları '' İkiz mi bunlar? '' olur. '' Yok ikiz değiller, biz zevk olsun diye ikiz bebek arabasında taşıyoruz! '' demek gelir içinizden. Farklı yaşlarda iki çocuğu olanlar ikiz bebek arabası alıp kullanmayı tercih etmezler sanırım. Sonra özellikle bize bebek arabamız mavi olduğundan ve kızımız kısa saçlarıyla hala erkeğe benzediğinden sanırım '' İkisi de erkek mi? '' diye sorarlar. '' Yok bir kız bir kız bir erkek. '' dersiniz. Anlamazlar, ikisini de erkek sanarak yakışıklılar, delikanlılar diye sevmeye devam ederler. Ya da oğlumuzu kız sanırlar. Diğer soru gelir '' Hangisi büyük? '' '' İkiz bizim bebekler! '' dersiniz , '' Yok hangisi önce doğdu? '' diye düzeltirler. '' Kızımız önce doğdu. '' deriz. '' Ha o zaman erkek büyük. '' Pardon, nasıl?  İkiz bebekler için böyle bir ters orantılı durum olduğundan bahseder çoğu kişi. Önce doğan küçük olurmuş. Farklı yaşlarda iki çocuğunuz varsa zaman olarak önce doğan büyüktür değil mi? Böyle bir gerçeklik var. Ama ikiz bebeklerden önce doğan iki dakika önce doğmuş olsa bile küçüktür. Peki dersiniz,  yorumsuz.. '' Kız oğlanı dövüyor galiba, çok sert duruyor. '' '' Evet her gün yemeklerden sonra üç kez döver! '' demek istersiniz. Bu nasıl bir yorum.. '' Ay bizim bir tanıdığın bir çocuğu var o kadar zor ki, siz ikizlerinize daha kolay bakıyorsunuzdur eminim. ''  Gözünüzün önüne doğumlarından itibaren yaşadığınız o zor günler gelir. Tek bir çocuğa bakmak ne kadar zor olabilir anlamaya çalışırsınız.


Derken en çok merak edilen soru sorulur: '' Tüp mü bunlar, normal mi? '' '' Ya evet tüp. Evde ocağa takıyoruz arada bir hava alsınlar diye bebek arabasına koyup gezdiriyoruz. Siz tüplerinizi gezdirmez misiniz? '' aklınızdan geçen cevaptır. '' Normal! ''  ne demek Allah aşkına! İkiz bebekler anormal mi? İkiz bebeklerin hepsinin tüp bebek yöntemiyle dünyaya geldiğini, anne karnında büyümeyip deney odalarında kavanoz içlerinde büyüdüğünü sanıyorlar galiba. Değilse normal mi diye sormaz hiç kimse. Siz '' Tüp bebek değil normal bir hamilelik süreciyle doğmuş bebekler. '' deseniz de karşıdaki inanmaz. Çünkü emindir tüp bebek olduğuna. '' Kimin tarafında ikiz var? '' diye sorar hemen. '' Anne tarafında var. '' deriz. '' Ya sanki baba tarafında olursa oluyordu.'' derler. Baba tarafı dersen tersini söyleme ihtimalleri fazla. İkisinde de yoksa karar verilir: '' Kesin tüp! '' Bir de anne tarafı dersin, kim var diye sorarlar. Sanki söylesem tanıyacak. Kaç yıllık evli olduğunuz diğer bir araştırma konusudur. Karşıdaki tam bir '' İkizler nasıl dünyaya gelir? '' konusunda uzman biridir sanki. Bir de '' Aman iyiki  tüp bebek yapmamışsınız günahmış, çocuklar sizin olmuyormuş çünkü'' diyenlere ne demeli.. Çocukların yanında böyle konuşmalar yapıldıkça bir gün çocuğunuzun '' Anne ben tüp bebek miyim? '' diye sorması kaçınılmaz. Bunu düşünen kim? Yeter ki insanların merakı giderilsin. Çocukların, anne babanın ne hissettiği hiç önemli değil. Belki gerçekten doğal dünyaya gelmişler. Ya da evet tedaviyle olmuş ama bunu paylaşmak istemiyor. Belki de bebekler evlatlık. Kimseyi ilgilendirmez sanırım bu durumlar.


 Ya işte böyle. Tek bir bebekle dolaşan anne babalar sanırım böyle bir araştırmaya tabi tutulmazlar. Onların bebekleri normaldir çünkü. Bu soruları daha çok duyacağıma eminim. İkiz annesi olmak insanı ünlü yapıyor. Nasıl ünlülerin özel hayatları merak ediliyorsa sizinki de merak ediliyor. Özel hayatın gizliliği falan umursanmıyor. Çevrenizden sizin söylediğinize inanmayıp hastane kayıtlarınızı araştıracak kadar meraklı kişiler çıkabiliyor. Elbette tüp bebek yöntemiyle dünyaya gelen bebekler gayet normal ve doğal. Normal olmayan insanların özel hayatlarının didiklenmesi. Benim bebeklerim mi?  Normal, hayır tüp, aslında ikisi de değil hiç bilinmeyen bir yöntemle dünyaya geldiler, deney odasındaki kavanozdan aldık, leylekler de getirmiş olabilir, yumurtadan da çıkmış, saksıya ekip büyüttük, uzaylılar getirdi..İkiz değiller mi normal olmayan her yolla dünyaya gelmiş olabilirler. Sevgiler..

26 Kasım 2013 Salı

İkiz Bebeklerim İçin Hangi Yatağı Almalıyım?

Bebekler dünyaya geldikten sonra ilk gereksinim hissettikleri duygulardan biri güven duygusudur. Aylardır çok güvende oldukları ortamdan çıkarak bilinmezliklerle dolu bir dünyaya gelmişlerdir. İlk aylarda bebekler hemen hemen tüm günü yataklarında uyuyarak geçirirler. Bebeğin rahat, sakin bir ortamda kendini güvende hissedebilmesi için yatak seçimi oldukça önemlidir. Ben etrafı göremeyecek kadar derin ve dar yatakta yatmasının bebeği huzursuz edeceğini düşünüyorum. Ferah bir ortamda anne babayı görerek yatması bebeğin güven duygusunu da artıracaktır.

Ben ikizlerim için Kraft marka park yatakları kullandım. Mobilya tarzı beşikler çok yer kaplıyor. Minik beşikler ise çok kısa bir süre kullanılabiliyor, çünkü bebekler hızlı büyüyor. Park yataklar kolayca kurulup katlanabiliyor. Ayrıca bir odadan diğerine taşınabiliyor. Tabi bu arada park yatağın ebatlarının kapılarınızdan geçecek boyutlarda olması lazım. Ben buna hiç dikkat etmemiştim. Kapılarımızdan yataklar geçmeyince ilk birkaç hafta birini salona, birini yatak odasına koydum. Bebekleri yan yana yatırdım. O haftalarda çok uzun süreler uyudukları için yan yana yattılar. Ama bir süre sonra  yataklarına ayrı ayrı yatırdım. Çünkü birbirlerini rahatsız etmeye başladılar. Daha sonra bir süre annemlerde kalmak zorunda kalınca yatakları oraya taşıdık. Oldukça portatif ve kullanışlı yataklar bence. Yatakların ayrıca müzikli dönenceleri oluyor. İlk haftalarda bebeklerin henüz göz kasları çok gelişmediğinden kullanmadık. Ama daha sonra bebeklerim onları çok sevdiler ve dönencedeki hayvanları izleyerek uyudular. Yatakların yanlarında bulunan ceplerine ve aparatlarına bezleri, biberonları , mendilleri vs. koyabiliyorsunuz. Bu da ayrı bir kolaylık elbette.





Bebeklerim doğdukları ilk haftalarda o yatakların içinde minicik dursalar da çok kısa bir süre içinde yatağın üst katından inip alt katında yatmaya başladılar. Bir süre sonra da içinde oynamaya başladılar. Benim bebeklerim on yedi aylık oldular ve uzun süredir kendi odalarında uyuyorlar. Park yataklarımızın yerine yeni oda takımı aldık ama aslında daha uzun süre onlar da yatabilirlerdi. Ben özellikle ikiz bebek bekleyen anne adaylarına kolay kullanımı nedeniyle park yatakları öneriyorum. Sevgiler.





Migrenim, İkizlerim ve NLP


Yaklaşık on üç yıldır migren hastasıyım ve migrenden kurtulabilmek için birçok yöntem denedim. Bunların başında değişik doktorlar  ve çeşitli ilaçlar var elbette. Ayrıca psikologla görüşme, akupunktur tedavisi, NLP yöntemleri, EFT teknikleri, reiki denediğim diğer yöntemler. Elbette bu yöntemlerden çeşitli düzeylerde fayda gördüm. Ancak hiçbirinden kesin ve kalıcı bir sonuç elde edemedim.


Hamile olduğumu öğrendikten sonra ilk aklıma gelen yıllardır peşimi bırakmayan migrenim oldu. Hamilelikte ilaç kullanamayacaktım ve ataklarım geldiğinde ilaç almazsam birkaç gün o ağrıyı yaşayacağımı biliyordum. Artık bebeklerim için her türlü ağrıya katlanmak zorundayım diye düşündüm ama korktum tabi. Migreni olanlar bilirler nasıl zor bir ağrı olduğunu. Ben ya atağım olursa diye düşünürken ikinci ayımda ilk atağımı yaşadım. Oldukça şiddetli bir ataktı. Tabi yataktan kalkmadan sessiz, ışıksız bir ortamda o günü geçirdim. Akşama iyileştim. Ancak bebeklerim bundan kötü etkilendi diye de üzüldüm. 


Hamileliğim devam etti ve ben bir daha hiç atak yaşamadım. Arada çok hafif baş ağrıları yaşadım ama ilaç gerektirmeyen seviyelerdeydi. Kendimin ve bebeklerimin korunduğunu düşündüm kendimce. Zaten cesaret duygum oldukça artmıştı ve psikolojik olarak kendimi genelde iyi hissediyordum. Böylece hiç ağrısız hamileliğimi tamamladım.


Doğumdan bir kaç ay sonra migrenim yeniden kendini hatırlattı. ''Ben geldim özledim seni'' dedi bana. Ama ben onu hiç özlememiştim. '' Yeniden başlıyoruz işte'' dedim ve ara sıra tekrar ataklar yaşadım. Ancak artık hamilelik öncesi yaşadığım o çok sık ataklarım azalmıştı. Zamanla ağrılarım azaldı ve giderek atak sayımda azaldı. Şu anda bebeklerim on yedi aylık ve çok nadir atak yaşıyorum. Ataklarımın şiddeti de daha az.


Peki ne oldu da gitti geldi, tekrar gitti benim migrenim. Çünkü ben onu kabullenmiyorum artık. Yıllarca migrenim dedim benimsedim artık hayatımdan çıkarıyorum onu. Migrenimi azaltmakta en etkili yöntemler NLP teknikleri oldu benim için. Neden migren olduğumu keşfettim önce. Sonra çeşitli bilinçaltı teknikleri uyguladım.  Bu teknikler migrenimi tamamen çözemedi o dönemde. İlaçlarıma devam ettim mecburen. Ancak zamanla özellikle ikiz hamileliğim ve sonrasında kaybettiğim mükemmeliyetçiliğimden dolayı migren ataklarımın azaldığını düşünüyorum. Çünkü hamileliğimde bebeklerimin ruh ve beden sağlıklarının tam olması için sadece onlara konsantre olmam, hamileliğimin son aylarında uzun süre yatmak zorunda kalıp işi gücü bırakmam, her gün ev süpürürken yerinden kalkıp iş yapamaz hale gelmem, doğduklarından sonra bugüne kadar bebeklerimin bakımı, büyümeleri, ihtiyaçları için koşturmam bana ağrılarımı unutturdu. Çünkü oturup uzun uzun olumsuz düşünceler içine girip başımı ağrıtacak zamanım yok artık. Bir günüm bebek bakımı, ev işleri ile geçiyor. Uyuduklarında biraz kendime zaman ayırabiliyorum sadece. Evet artık ben mükemmeliyetçi biri değilim. Zaten migrenin psikolojik temeli bu düşünce. Her şeyin tam ve kusursuz olması isteği. İkiz bebeklerimle düzenli bir ev, mükemmel işleyen bir ev işleri programı, tamamen hijyenik bir ortam artık hayal. 


Sonuç olarak migrenin nedenlerinden birinin olumsuz düşüncelere odaklanıp uzun süre orada kalmak olduğunu anladım. İkizlerime hamileliğim ve onların dünyaya gelmesiyle başlayan yeni hayatımda etrafımda olan bir çok olumsuzluktan etkilenmiyorum artık. Çocuklarımla bugünümü yaşamaya çalışıyorum. Migrenimle vedalaşmamda bana yardımcı olan NLP tekniklerine ve ikizlerime teşekkür ediyorum. Sevgiler..

25 Kasım 2013 Pazartesi

Hamilelere Kitap Önerisi

Bebeğinizi beklerken merak içindesinizdir. Bir de bu ilk hamileliğiniz ise bu merak çok daha fazladır. Bende öyleydi açıkçası. Ne bulursam okuyor öğrenmeye çalışıyordum. Hamilelik sürecini, doğum ve doğum sonrası neler yaşayacağımı tahmin edemiyordum. Üstüne bir de ikiz bebek bekleyince merak ikiye katlanıyordu elbette. Teorik olarak ne kadar çok bilgi öğrenirsem daha rahat bir süreç yaşayacağıma inandım. Gerçekten de öyle oldu. Okuduklarımdan öğrendiklerim özellikle bebeklerim doğduktan sonra acil bir durumda aklıma geldi ve uyguladım. Onun için araştırmak, okumak, bilgilenmek bence çok önemli.

Ben bebek bekleyen tüm anne adaylarına benim çok faydalandığım iki kitabı önermek istiyorum. Bu kitaplardan ilki Ayşe Öner' in '' Hamilelik, Doğum ve Bebek Bakım Kitabı '' adlı kitabı. Kitap hamilelik ve sonrasında her an elinizin altında bulunması gereken yardımcı bir kitap. İçeriğinde hamileliğin tüm evreleri hakkında ayrıntılı bilgiler bulabilirsiniz. Hamilelikte beslenme, egzersiz, nefes teknikleri, bebeğin haftalık gelişimi bunlardan bazıları. Ayrıca doğum ve doğum sonrası bebek bakımı, emzirme, alt değiştirme, banyo, masaj, aşılar, oyunlar gibi konularda merak ettiğiniz sorulara cevaplar bulabilirsiniz. Ben özellikle bebeklerimin doğumundan sonra bu kitaba bakma ihtiyacı hissettim. İkizlerim on yedi aylık oldular ve ben hala bu kitaptan yararlanıyorum. Tüm anne adaylarına bu kitabı tavsiye ediyorum.






Tavsiye edeceğim ikinci kitap Dr. Thomas Verny ve John Kelly' ye ait olan '' Doğmamış Çocuğun Gizli Yaşamı '' adlı kitap. Bu kitap bebeğin henüz anne karnındayken nasıl her şeyden haberdar olduğunu anlatıyor bize. Annenin yaşadığı özellikle yoğun ve derin duyguların bebeğe etkilerinden bahsediyor. Anne karnında yaşadığı stresin ve annenin yatma saatlerinin çocuğun doğduktan sonra uyku düzenini etkilediği gibi ilginç örnekler yer alıyor. Bebeğin anne karnındayken eğitilmeye başlayabileceği, bebekle konuşmanın önemi, doğum şeklinin bebeğin psikolojisine etkileri kitabın içeriğini oluşturan diğer konular. Ben hamilelikte bedenin beslenmesi kadar ruhun da beslenmesi gerektiğine inanıyorum. Anne duygularını ne kadar kontrol altına alabilirse bebekler de o kadar çok rahat edeceklerdir. Sakin normal ritimde çalışan bir kalbi dinlemekle hızlı hızlı atan daralmış bir kalbi dinlemek aynı olmasa gerek. Bu kitabı da kesinlikle tavsiye ediyorum.




Rahat, sakin ve dingin bir hamilelik dönemi geçirmenizi diliyor, bol bol kitap okumanızı öneriyorum. Sevgiler..