blogger ikiz bebek anneleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blogger ikiz bebek anneleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2014 Cuma

Bloguma Oy Vermek İster misiniz?





Herkese merhaba.. www.blogdeposu.blogspot.com da çeşitli kategorilerde en güzel blog yarışmaları devam ediyor. Benim blogumda en iyi aile blogu hangisi kategorisinde bugün oylamaya sunulmuş. Bu blogda yer almaktan mutluluk duyuyorum. Blog sahibi olup tanıtılmasını istiyorsanız siz de bu bloga kayıt olabilir blog tanıtımınızı yapabilirsiniz.

Blogumu güzel bulup beğeniyorsanız ve blogum için oy kullanmak isterseniz  BURDAN  bloguma oy verebilirsiniz. Zaman ayırdığınız için şimdiden teşekkürler.. Sevgiler..

18 Ocak 2014 Cumartesi

Yaşadıklarımızı Kabullenmek Zamanı Geldi


Yazı yazmak ve paylaşmak kendimi ifade etme biçimim oldu bugünlerde. Hayatıma dair bazı paylaşımlar bana da iyi geliyor aslında. Genelde ikiz anneliği kimliğimle yazarken benim farklı kimliklerimin de olduğu geliyor aklıma arada. Amacım önceliğim ikiz anneliği hakkında yazmak olsa da bir taraftan da başka konular yazmak isteğimden de vazgeçemiyorum. Bu yazı belki ikiz anneliği hakkında bir yazı bekleyenlere sıkıcı gelebilir. Ama bugünkü konu içimden geldiği gibi..Biraz kişisel gelişim kokulu..


Bir defterim var benim arasıra bir şeyler yazdığım. Bugün onu karıştırırken uzun bir süre önce yazdığım bir yazımı gördüm. Hayatımda tesadüflere inanmaktan vazgeçtiğim için bu yazıyla bugün karşılaşmış olmamı da tesadüf olarak değerlendirmiyorum. Tesadüf yoksa ne var derseniz bence deneyim var , neden var. Yaşadığımız olaylar, karşılaştığımız insanlar, durumlar tesadüf değil. Hep bir seçim sonucu ve bize bir deneyim yaşatma amaçlı.

Bundan yaklaşık beş sene önce benim de hayatımda yoktu böyle inançlar. Sezgilerime çoğu kez güvensem de hep kendimi kısıtlama eğilimindeydim. Üzüldüğüm, kırıldığım olaylar için başkalarını suçlardım. '' O öyle olmasaydı, şu şunu demeseydi böyle olmazdı. '' diye sorumlululuğu kendime almayı reddederdim. Ta ki kişisel gelişim kavramı hayatıma girene kadar. İlk kuantum tekniği ile tanıştım. Sonra NLP , EFT, reiki. Bir sürü kitap okudum, araştırdım. Kursa katıldım. Anladım ki yaşadığım her şeyin nedeni benim seçimlerim. '' Bunu anlamak için bu kadar uğraşmaya gerek var mı? '' derseniz '' Demek ki benim ihtiyacım varmış!'' derim. 

Sonrasında öğrendiğim teknikleri kendi hayatıma uygulamaya başladım. Gördüm ki gerçekten işe yarıyor ve değişiyorum, dönüşüyorum. Olumsuz durumlar yaşasam bile olanı olduğu gibi kabul ediyorum. Olanı olduğu kabul etmek..Evet bugün defterimde bu konuya rastladım. Yaşanan her şeyi kabul edebilmek. Güzel ve iyi şeyler için çok kolay tabi kabullenmek. Asıl sorun olumsuz durumlarda. Olumsuz bir şey yaşadığımızda kabullenmek istemeyiz kolayca. Bir suçlu ararız önce. Hani şu ''Derslerden  iyi not alınca ben aldım, kötü not alınca öğretmen verdi'' hikayesi. Kötü notları almayı neden kabul edemeyiz. Neden zor gelir olumsuzu kabullenmek. Bizi üzer, yaralar, kırar, belki depresyona sokar değil mi? Ya da biz kendimizi üzeriz, yaralarız, kırarız ve depresyona sokarız. Aradaki bu farkı yakaladığınız anda hayatınız değişmeye başlıyor işte. Farkındalıkla.

Olanı olduğu gibi kabul edebilmek çok önemli. Kabullenmemek bir kısır döngüye neden oluyor. Aynı durumları, olayları yaşayıp duruyoruz sonra. Her şerde bir hayrın olduğunu görebilmek aslında bu kabulleniş. Yaşadığımız her neyse bunun bizim başımıza gelmesinin bir nedeni var. Bizim bir seçimimizin sonucu. Belki birini küçük gördük, belki kıskandık, belki nefret ettik ölesiye, belki de canını yaktık. Yaşattığımız her şeyi bizde yaşayacağız sonuçta ve bize geri dönüyor gönderdiğimiz olumsuz enerji. Her şey doğduğu kaynağa geri dönermiş sonuçta. Bu insanı nasıl sarsan bir durum değil mi? Birilerine gönderdiğimiz olumsuz duygular koşa koşa bir gün bize geri dönecekler. İçimizde de varsa daha başka o duygulardan kendimize nasıl zarar veririz bir düşünün. Negatif herşeyden arınıp pozitife yönelmek. Hayatta yargısız olabilmeyi öğrenmek. Hepimizin bir ve bütün olduğunu anlayabilmek. Birbirimizden farkımızın olmadığını anlamak. Bize gerekli olan bunlar aslında.


Olumsuz bir durumu kabullenirken elbette, o an bize nasıl bir duygu yaşatıyorsa onu hissedeceğiz. Ağlayacağız, üzüleceğiz belki ama sonrasında hayatımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. '' Bu benim başıma nasıl gelir'' durumuna takılmayacağız. Geçmişe takılmadan hep söylenen anı yaşamayı öğrenerek kendimiz yenileyeceğiz. Bunun için olumsuz bir durumda '' Olanı olduğu gibi kabul ediyorum'' deyin. Hayatta her şeyin negatif ve pozitifi ile varolduğunu hatırlayın. Bu sizi rahatlatacaktır.


Bugün böyle bir konu oldu işte. Evet ben bir anneyim. İkiz annesi olmamda tesadüf değil farkındayım. Yaşadığım diğer şeylerin tesadüf olmadığı gibi. Başkalarının hayatlarıyla uğraşmak yerine kendimi keşfetmeyi ve hayat amacımı bulmayı tercih ediyorum. Kendimi olumsuza odaklayıp üzülüp, kendimi yıpratmak yerine yaşadığım her günü huzurla geçirmeyi seçiyorum ve şükrediyorum. Bu deneyim alanında iki bebekle her gün yeni farkındalıklar kazandığım için mutluyum. Olanı olduğu gibi kabul edebilmeniz dileğiyle. Sevgiler..



5 Aralık 2013 Perşembe

Oyun Halısı ve Ana Kucağı Önerileri

Bebekler ilk aylarda hareket edemedikleri için sürekli yatmak zorundadırlar. Arada kucağa alıp dinlendirseniz de sürekli kucakta tutmak hem sizin için hem de bebek için yorucu olacaktır. Bu aylarda sizi ve bebeklerinizi rahat ettirecek iki önerim var bugün. Bu önerilerim oyun halıları ve ev tipi ana kucakları. 

Bebekleriniz ikinci ayın içindeyken artık etrafta gördükleri nesnelere ve duydukları seslere tepki vermeye başlarlar. Bu aylarda alınacak en güzel ürünlerden biri bence oyun halıları. Benim bebeklerime iki aylıkken hediye gelmişti oyun halıları. Yaklaşık yedinci aya kadar kullandık. Bebeklerim oyun halısını çok sevmişlerdi. Oyun halısında asılı oyuncaklarını yakalamak için bütün gün uğraşıyorlardı. Dokundukları oyuncaklardan çıkan seslere gülüyorlardı. Oyuncaklara çığlıklar atıp tepki verebiliyorlardı. 


Bebekleri uzun süre oyalamak için yapılmış güzel bir eğlence aracı bence.  Aynı zamanda bebeklerin reflekslerini geliştiriyor. Eller kollar sürekli hareket halinde olduğundan kasları geliştiriyor. Bebek oyuncakları yakalamak için uğraşırken yana dönmeyi öğreniyor. Ben Playgro markalı oyun halılarını kullandım. Hem oyuncaklarının çokluğu hem de sesli oyuncaklarının olması bebeği uzun süre oyalıyor. Ayrıca geniş olduğu için bebek istediği gibi sağa sola kayabiliyor. Bebek oynayarak vaktini geçiriyor. Annelerin biraz dinlenmesine yardımcı olacak ürünlerden biri olduğu için özellikle ikiz annelerine oyun halılarını tavsiye ediyorum.




İkiz annelerine diğer ürün önerim ev tipi ana kucakları. Kesinlikle kurtarıcı ürünlerden biri de ana kucakları. Yine ikinci aydan sonra ana kucaklarını kullanabilirsiniz. Ana kucaklarının da sesli ve hareketli oyuncakları var. Bebek oyuncakları yakalamak onlara dokunmak için oldukça çaba sarf ediyor. Sürekli uzanma ve kalkma hareketleri yaptıklarından bazı hareketleri daha çabuk yapmaya başlayabiliyorlar. Benim oğlum kısa bir süre sonra oyuncaklara ayaklarını vurmaya başlamıştı.


Bebek hareket ederek ana kucağını sallayıp eğlenebiliyor. Sallanma özelliği ile bebeklerinizi uyutabiliyorsunuz. Ben bir süre bebeklerimi ana kucağında uyuttum. Ancak bebekler uyuduktan sonra yataklarına yatırmak lazım. Çünkü uzun süre uyumak için dar ve tam olarak yatmadığı için bebek rahat bir şekilde uyuyamaz.


Ana kucaklarını istediğiniz yere taşıyabiliyorsunuz. Ben mutfakta işim olduğunda mutfağa taşıyordum. Mutfakta beni izliyorlardı. Kahvaltı ve yemek sofralarında bize ana kucaklarından eşlik ediyorlardı. Banyo yaparken biri diğerini ana kucağında bekliyordu. Ayrıca mama içirmek bir şeyler yedirmek için ideal ürünler. Bebek büyüdükçe sırtını biraz dik konuma getirerek oturur hale getirebiliyorsunuz. Ben Chicco ' nun ana kucaklarını kullandım ve memnun kaldım. 





Tüm annelere ve anne adaylarına oyun halılarını ve ana kucaklarını tavsiye ediyorum. Sevgiler.

1 Aralık 2013 Pazar

Bebeğinizin Zihin Haritasında Ne Var?


Maslow' un ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidini mutlaka okul yıllarından hatırlarsınız. Bu piramitte insanların ihtiyaçları basamaklar halinde gösterilir ve alt basamakların üst basamakları etkilediği söylenir. En alt basamakta insanın fizyolojik ihtiyaçları, ikinci basamakta güvenlik ihtiyacı, üçüncü basamakta sevme sevilme, ait olma ihtiyacı, dördüncü basamakta değer ihtiyaçları ve son basamakta da kendini gerçekleştirme ihtiyacı bulunur.


Bir bebek dünyaya geldiğinde önce onun açlık, barınma, ısınma gibi fizyolojik ihtiyaçları karşılanmalıdır. İyi beslenemeyen, kötü şartlarda barınmak zorunda kalan bir bebek kendini güvende hissedemeyecek ve dolayısıyla sevilmediğini düşünecektir. Sevilmediğini düşünen bir bebek endişeli, huzursuz, tedirgin olabilir. Örneğin bebek düzenli bir şekilde beslenmez uzun süre aç bırakılırsa ne zaman karnının doyacağını bilmediğinden endişeli olacaktır. Uzun süre aç bırakılan bebeklerin daha sonra obez olma risklerinin daha fazla olduğu uzmanlar tarafından söylenmektedir.


Fizyolojik ihtiyaçları karşılanan bebek kendini güvende hissedecektir. Bir üst basamaktaki bebeğin sevildiğini ve bir yere ait olduğunu hissetmesi güvende olduğunu hissetmesiyle daha kolaylaşacaktır. Elbette sevilen, bir aileye ait olduğunu hisseden bebek kendinin kabul gördüğünü hissedecek ve değer ihtiyaçları ona göre şekillenecektir. Saygı, kabul görme gibi bu sosyal ihtiyaçlar alt basamaklarda yaşanılan deneyimler sonucu oluşur ve böylece ego oluşur. Bir alt basamaktaki ihtiyacın karşılanmaması üst basamaktaki ihtiyacın olumsuz etkilenmesine sebep olur. Yeterli düzeyde karşılanması da elbette olumlu etkileyecektir.


İnsanların zihin haritaları 0-6 yaş arasında şekillenir. Her bireyin zihin haritası farklıdır ve sadece kişinin kendisine özeldir. Bebeklerimize doğdukları  andan itibaren yaşattığımız her duygu onların zihin haritalarına kodlanarak yerleşir. Bebek sürekli şiddet uygulanan bir ortamda yaşıyorsa, sevgi görmüyorsa kendini güvende hissetmeyecektir. Korkulu, endişeli, tedirgin, huzursuz olacak ve zihnine bu duyguları kodlayacaktır. Güvende olmadığını hissettiğinden ilerde insanlara güvenmekte zorlanacaktır. Sevgi görmemişse zihninde öyle bir kod olmadığından daha sonra insanları sevmekte zorlanacaktır. Sürekli nefret, öfke duygularıyla büyütülmüşse hayattan nefret edecektir. Sıcak ilişkilerin olduğu, kendini iyi ifade edebilen ebeveyne sahip, huzurlu, sevgi dolu bir ortamda büyüyen çocuk insanlara güvenecek ve daha kolay sevebilecektir. Şefkat ve merhamet duygularını ailede görmüşse vicdan sahibi olacaktır. Kısacası nasıl bir ortamda büyüdüysek şu anda zihnimizde o anların kodları var ve o kodlara göre yaşıyoruz.

Herkesin kodları birbirinden farklı. Aynı ailede yetişen kardeşler bile birbirinden farklı zihin haritalarına sahip. Anne ya da babanın herhangi bir davranışını bir kardeş iyi olarak kabul etmiş diğeri kötü olarak kabul etmiş olabilir. Çünkü her bireyin dünyayı algılama şekli farklı. Birini yargılamadan önce bunu düşünürsek sanırım daha olumlu düşünebiliriz. Örneğin mavi dediğimiz zaman bu herkes için farklı bir nesneyi, olayı veya durumu ifade eder. Belki birçok kişinin aklına deniz gelir ama herkesin düşündüğü deniz görüntüsü birbirinden farklıdır. Onun için şunu bilmeliyiz ki karşımızdaki bizim söylediklerimizi kendi kodlarıyla anlıyor. Dünyayı bizim gözlerimizle değil kendi gözleriyle görüyor. Belki bunu bilirsek daha az ön yargılı olabiliriz.

Peki bebeklerimizin, çocuklarımızın zihin haritaları oluşurken biz ne yapmalıyız? Elbette onların ihtiyaçlarını elimizden geldiği kadarıyla karşılamalıyız. Düzenli beslenme alışkanlığı kazanması için düzenli beslemeli, yine düzenli uyku alışkanlığı için düzenli uyutmalıyız. Çünkü ne zaman karnının doyacağını, ne zaman uyuyacağını, ne zaman banyo yapacağını, ne zaman altının değişileceğini bilmek  bebeği rahatlatır ve güvenlikte olma hislerini güçlendirir. Elbette en önemlisi bebeklerimize sevgimizi gösterebilmeliyiz. Onların en çok ihtiyacı kucaklanmak. Aman kucağa alıştırmayın diyenleri fazla dinlemeyin ve çocuklarınızı bol bol kucaklayın. Sevginin en kolay ifade şekli bu bence. İlerde başkasına dokunmaktan çekinen çocuklar genelde bebekken az dokunulan sevilen kişiler oluyor.

 Onlara sevgimizi davranışlarımızla belli etmeli ve onları sevdiğimizi sık sık söylemeliyiz.  Çocukların yanında kavga etmemek diğer önemli bir durum bence. Mutlaka eşinizle sorunlarınız olacaktır ama bunu çözmek için çocukların uyumasını bekleyin. Sesiniz yükseldiği anda çocuklar sessizce sizi izler. Onlar her şeyin farkında biz farkında olmasak da. Onlara karşı hiç bir davranışı abartmamalıyız. Olumlu davranışı da olumsuzu da. Özellikle istediği her şey fazlasıyla yapılan çocuklar sahip olamayacakları şeylerle karşılaşınca büyük hayal kırıklığı yaşayabiliyor. '' Sen çok iyisin, üstünsün, çok zekisin '' gibi sözlerle egosu yükseltilmiş çocuklar en küçük başarısızlıkta kendilerini aşırı suçlama eğiliminde olabiliyor ya da sosyal hayatta arkadaş edinmede zorlanabiliyor. Çocuklarımızın bedeninden çok ruhunu beslemeye çalışmalıyız. Ne kadar zor durumda olumsuz duygular içinde olsakta onların bu durumdan en az seviyede etkilenmesi için önce onları düşünerek hareket etmeliyiz. 

Ben de herkesin yaşayabileceği gibi bazı zor durumlar yaşadım. Bazen başka kişilere durumlara ya da olaylara kızgın olduğum halde çocuklarıma sinirlendiğimi, sesimi yükselttiğimi farkettim. Bir çok şeyi bildiğim halde neden böyle davrandığımı sorguladım ve buldum. Elbette benim de zihin haritamda kodlar var. Belki annelikle ilgili olumsuz kodlara sahibim diye düşündüm. Çocuklarımı çok sevmeme rağmen olumsuz kodlamalarım davranışlarımı etkiliyor olabilir diye düşündüm. Davranışımı değiştirmeye karar verdim.

Olumsuz bir davranışınızı fark ettiğiniz anda olumluyla değiştirebilirsiniz. Önemli olan farkında olmak. Ben davranışımı fark ettikten sonra '' Asla çocuklara sesimi yükseltmeyeceğim. '' dedim. Bu kararımı şimdi uyguluyorum. Çocuklar bazen inatlaşabiliyor, ağlama krizine girebiliyor, yemek yemek istemiyor, uyumak istemiyor, yapma dediğin davranışı ısrarla yapmaya devam edebiliyorlar.  Böyle durumlarda önce onların sakinleşmesini bekliyorum. İlgilerini farklı bir yöne çekerek olayı unutturmaya çalışıyorum. Bu bazen zaman alıyor. Bazen tüm çabalarım boşa çıkıyor ağlamalar durmuyor. Ama sonunda susuyor ya da sakinleşiyor. Biraz sabır gerekiyor.


Bir de ben bu farkındalıktan sonra onların bana emanet olduklarını hatırladım. Onlar bana Yaradan' ın emaneti. Ben bu emanetin sorumluluğunu taşıyorum. Zorlandığım her an bunu hatırlayıp sakinleşiyorum. Çocuklarımızın zihin haritalarını elbette bizim kontrolümüzde değil. Olumsuz duygular düşünceler de kodlanacak zihinlerine. Biz ne kadar engellemeye çalışsakta sosyal hayatın içinde birçok deneyim yaşayacaklar .Önemli olan bizim elimizden geldiğince sakin, sevgi dolu olabilmemiz. Çocuğumuza önemli ve değerli olduğunu, olduğu gibi kabul edildiğini davranışlarımızla göstermemiz gerekiyor tabi. Bu davranışları anne baba olarak ortaklaşa sergilememiz gerekiyor. Çocuk sadece annenin ya da babanın değil çünkü. Bu yazıyı yazarken en çok sokaklarda yaşayan ve yetiştirme yurtlarında yaşayan çocuklar geldi aklıma, Hayatlarında eksik olan diğer şeyler gibi hangi duyguları eksik diye düşündüm, üzüldüm. Sahip olduğumuz her şey için her zaman şükretmek lazım. Şükürler olsun dünya tatlısı iki bebeğe sahibim ve onların gelişimi için elimden gelen her şeyi yapabiliyorum. Sevgiler.