çocuklarla iletişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuklarla iletişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2014 Salı

Bir Kitap Önerisi: Adem Güneş Doğal Ebeveynlik-1



Bugün sizlerle okuduğum bir kitabı paylaşmak istiyorum. Pedagog Adem Güneş’in '' Duyguda Özgür Davranışta Disiplinli Çocuklar için Doğal Ebeveynlik '' kitabı.. Ben kitabı adeta bir çırpıda okudum umarım okuyup öğrendiklerimi de uygulayabilirim. Önemli olan uygulayabilmek zaten öyle değil mi?

Bu kitap beni etkiledi açıkçası. Davranışlarımın, benim için hiç anlam ifade etmeyen bazı hareketlerimin, bakışlarımın çocuklarımı ne kadar etkilediğini farkettim öncelikle.. Onları nasıl çok çabuk kırabildiğimi ve irade özgürlüklerini engellediğimi bazen. Düzeltmem gereken davranışlarımı farkettirdi. Kitabı okurken '' Aa ben de bunu yapıyorum galiba! '' diyeceğiniz yerler var. Okumanızı tavsiye ederim. 

Ben şimdi kitaptan bazı kısımları iki bölüm halinde paylaşmak istiyorum.  Kitaptan bazı cümleleri aynen aktarmak istiyorum sizlere.

     * Bir insanın en büyük kazancı kendi gibi olabilecek güce erişmiş olmasıdır. Bugün çocuklarda karşılaşılan neredeyse bütün problemlerin temelinde çocuğun kendi gibi olmasına izin verilmemesi yatmaktadır.

-       *  Çocuğun kişiliğini koruma mücadelesi her anne babanın insanlık görevidir.

-       *  Çocuktan yetişkin olgunluğu beklemek çocuğa yapılacak en büyük haksızlıktır.

-        * Çocuk çocuk olabildiği kadar kişilikli olabilir.

-       *  Ebeveynler çocuk eğitimini davranış öğretmek olduğu yanılgısına düşüyor. Bu nedenle birçok evde düzgün otur, düzgün dur, dişlerini fırçala, erken yat, misafirlikte beni rezil etme sesleri eksik olmuyor. Çocuk yetiştirmek çocuğa davranış öğretmek değil duyarlılık ve irade kazandırmaktır. Duyarlılık kişiyi anlamlı kılan en belirgin özelliktir. İrade ise kişinin duyarlılığı oluşması ve kalıcı olarak kalabilmesi için herşeye rağmen direnme gücüdür.

-        * Çocuğuna duyarlı bir ebeveyn çocuğun davranışlarını baskı ile değiştirmek yerine onun olumsuz davranışı kendinin görüp değiştirmesine fırsat tanımalıdır.

-        * Okul çağındaki birçok çocukta görülen isteksizlik, tükenmişlik, umursamazlık çocuğun öyle yaratılmasından değil ona rehberlik eden yetişkinlerin çocuğun içindeki insan olma enerjisini tüketmesinden kaynaklanır. Tükenmiş kişilerin yaşama sevinci yoktur.

-        * Çocuk yaşamı merak duygusu ile öğrenir. Çocuğun tv kumandasını karıştırması yere vurması tv' ye tutması yetişkine anlamsız gelse de çocuk açısından çok anlamlıdır. Çocuk o esnada eşyayı tanımaktadır. Çocuğun bu isteği yetişkin tarafından engellenirse çocuk agresifleşir. Öğrenme isteği engellendikçe çocuk agresif olur.

-        * Yetişkin çocukla girdiği bu mücadelede kendi sözünü dinletme adına çocuğu her defasında bir çaresizliğin içine düşürürse çocukta merak duygusu adım adım kaybolur. Yetişkin çocuğa gücünü yetirmekle övünebilir ancak çocuk başladığı işi yarım bıraktığı için dikkat dağınıklığına doğru adım adım ilerleyecektir.

-       * Çocuk eğitimine girişen bir yetişkinin ilk hedefi yaşama çocuk gözüyle bakabilecek yeteneğe erişmek olmalıdır. Yetişkin üstünlük tutkusunu bırakırsa bu gerçekleşir. O zaman çekmecelerin karıştırılmasının şımarıklıktan değil merak duygusundan olduğu görülür.
-        
     * Birçok çocuğun okul başarısızlığının temelinde merak hissini yitirmesi yatar.

-        * Zihinsel bir bozukluk olmadıkça çocuklarda hareketlilik onlardaki heyecan ve merak duygusunun dışa yansımasıdır. Bir çok uzman hareketli çocukların enerjisinin tükenmesi için spora yazdırılmasını, koşturulmasını yorulmasını öneririr. Bu enerjinin boşa tüketimidir.

-        * Çocuklar yetişkinleri tuhaf bir dürtüyle bilmeden taklit ederek kendilerini geliştirirler. Çocuklardaki bu içsel dürtü olmasaydı hiçbir ebeveyn çocuğunu eğitemezdi.

-        * Çocuk eğitimine karar vermiş ebeveynlerin yapacağı ilk şey çocuğundan beklediği tavır ve davranışları önce kendinin kazanmasıdır. Suni davranışlarla yaşamaya alışmış bir yetişkinin yanında doğal davranışlı bir çocuğun yetişmesini beklememek gerekir.

-        * Çocuklarda görülen anormal davranışlar sanki anne babayı ikaz gibidir. Anne baba o davranışı bastırmak yerine kendilerinin taklit edilmesi ile oluştuğunu düşünüp kendilerine çeki düzen vermelidir.

-        * Çocuk ile ebeveyn çatışmalarının en yoğun yaşandığı dönem çocuğun irade kazanımı mücadelesi verdiği dönemdir. Dört yaşına kadar çocuklar ebeveynlerini taklit ederek geldikleri ve isteklerini bilinçli irade kullanımı ile oluşturmadıkları için bu dönemde çatışmalar daha azdır.

-        * Dört yaşından sonra tercihlerini kendileri yapmaya başlayınca ebeveynler çocukların iradesiyle karşılaşmanın ilk şaşkınlığını yaşarlar. Bu döneme hazırlıklı olan çocuğun böylesi tercihlerinin aslında varolma isteğinin sonucu olduğunu bilen ebeveynler çocukla inatlaşma gereği duymazlar. Zira kendisi ile inatlaşılan çocuklar inat etmeyi öğrenirler.
-        
     * Kendisini savunmasızca bıraktığı ebeveyni tarafından incitilen, aşağılanan, azarlanan, anlamsızca cezalandırılan çocuk hem ebeveynine karşı için için tepki oluşturur hem de istenilen davranışı edinemez.

-        * Çocukların erken dönemden itibaren tercih edebilme yeteneğinin yanısıra keyif aldığı bir durumdan vazgeçebilme yeteneği de önemlidir. Bağımlılık arttıkça irade zayıflar..

-       *  Çocuk ne yapabiliyorsa yetişkin o kadarına razı olmalıdır. Yapamadığını hissettirmek çocuğun iradesini kırar.

-        *  Mahcup edilen kişi iradesini kullanmakta zorluk çeker.

-        *  Dört yaşına geldiği halde annesi tarafından ayakkabısının bağcığı bağlanan, üç yaş döneminde hala annesi tarafından yemek yedirilen, ilkokul döneminde ne zaman neyi yapacağı anne babasınca organize edilen çocuğun irade gelişiminden bahsetmek zordur.
-      Çocuklar bir işi yapmak için‘’ Anne ne olur ben yapayım’’ diye izin istediğinde bu bir fırsat olarak görülmeli ve istediği şeyi yapmasına izin verilmelidir.

-       *  Çocuk engellendikçe hırslı ve içinde uhdeler kalmış ikinci bir dünya oluşturmaya başlayarak gerçek dünyadan kopmaya başlar. Zarara uğramamak için olduğu gibi görünmek yerine istendiği gibi görünmeyi tercih eder. İşte bu sahte benliktir.

-        *  Sahte benlik iki şekilde oluşur: Şiddet ve ebeveynlerin çocuklarına aşırı düşkünlüğü..

-        *  Çocuklar kendilerine zarar veren kişilere kendilerini sevdirmek için yoğun çaba harcarlar.

-        *  Kendi gibi olamayan çocukların yaşadıkları duygusal boşlukları kapatmak için birilerinden sevgi almaya, sevmeye sevilmeye karşı zafiyetleri vardır. Kendisine azıcık ilgi gösteren kişiye hemen bağlanmaya ve onun için olmadık fedakarlıklar yapmaya hazırdırlar. Bu tür çocuklar başkaları tarafından suistimale açıktır.

-        * Baskı ve zorlamalarla kendisini anne babaya kapatan çocuk şımarır ve yılışır, duyarsızlaşır. Bu durum çocuğun dışlanmasının, aşağılanmasının ve duygusal zarara uğratılmasının sonucudur.

-       *  Duyarsızlaşmanın kökenine inildiğinde çocuğun ruhuna sinen bir çift aşağılayıcı bakış görülür ki maalesef bu bizzat çocuğun ebeveynidir.

-        * Çevresindeki yetişkinlerce sıklıkla aşağılanmış çocuklar kendilerini aşağılayan yetişkinlere kendini sevdirmek için şımarır, yetişkinin sevgisini kazanabilmek için her türlü işi yapar.
-         
      Şimdilik bu kadar. Devamı ikinci yazımda.. Sevgilerimle..
-         

-          Not: Yazıda Pedagog Adem Güneş’in '' Duyguda Özgür Davranışta Disiplinli Çocuklar için Doğal Ebeveynlik '' kitabından alıntı yapılmıştır.

4 Mart 2014 Salı

Anne Beni Farket!



Son zamanlarda mutlaka duymuşsunuzdur farkındalık kelimesini. Farkında olmak, kendinin, etrafındakilerin, diğer canlıların, yaşamın.. İnsanın hayatını değiştiren bir durum bence farkındalık. Bende öyle oldu da diyebilirim. İnsan kendisinin farkına varırsa değişmeye başlıyor hayatı yavaş yavaş. Öyle bir koşturmaca içindeyiz ki unutuyoruz kendimizi. Ne için yaşadığımızı.. Sadece günü tamamlama telaşındayız çoğu zaman. Farkında bile değiliz elimizin altından kayıp giden zamanın. Önce kendimizin farkına varmalıyız ki kalp gözümüz açılsın. Biz değişelim etrafımız da bizimle değişsin.

Nasıl olacak bu farkındalık peki? İnsan önce kendinin farkına nasıl varacak. Biraz ‘’Dur bakalım’’ diyerek kendine. Koşturmacanın içinde bir nefes alıp yavaşlayarak belki de. Gün içerisinde bir çok şey yapıyoruz. Bunların bir çoğu artık otomatik hale gelmiş alışkanlık olmuş davranışlar. Çalışıyorsak  sabah kalkıp işe gitmemiz, iş yerine yaptıklarımız, eve dönüşümüz ve evde yaşadıklarımız.. Çalışmıyor evdeysek sabah başlayan günlük işler ve akşam olana kadarki rutinimiz. Düşününce hep aynı şeyleri yaşıyormuşuz gibi gelebilir. Hep sanki bir sonraki gün yaşayacaklarımıza hazırlarız kendimizi. Hani okuyalım, işe girelim, evlenelim vs durumu. Anı yaşamak yerine hep yarına hazırlanırız.

İşte bu karmaşada durup ben ne yapıyorum diyebilmek farkındalık. Her ne yapıyorsak sadece onun farkına varabilmek. Yemek yaparken hani acaba tuz attım mı diye düşünürüz ya demek ki yemek yaparken yaptığımızın farkında değildik. Birisiyle konuşurken aklımızdan bir sürü düşünce geçer karşımızdakinin ne söylediğini sonra hatırlamayız ya yine farkında değiliz o anın. Sabah anahtarlarımı aldım mı acaba diye düşünürsek evden nasıl çıktığımızın farkında değiliz demek ki. Kısacası farkındalık her ne yapıyorsak ben şimdi bunu yapıyorum diye düşünüp diğer düşüncelerimizi durdurabilmek biraz. Dişimizi fırçalarken şimdi dişimi fırçalıyorum diye düşünmek örneğin. Geç mi kaldım işe saat kaç acaba diye düşünmemek.

Yaptıklarımızı düşünerek davranışlarımızın da farkına varabiliriz. Biri bize olumsuz bir söz söylediğinde hemen o kişiye kızmak yerine ‘’ Acaba hangi davranışım böyle düşünmesine neden oldu? ’’ diye kendimizi sorgulayabiliriz. ‘’ Bu olaydan benim ne öğrenmem gerekiyor? ’’ diye de.. Bir de ‘’ Acaba aslında bana ne söylemek istiyor? ’’ diye..  Kendimizi, duygularımızı sorguladıkça farkındalığımız artacak ve anı yaşamaya başlayacağız. Kendi içimize dönerek kızgınlıklarımızı, öfkelerimizi, hırslarımızı, mutsuzluklarımızı kimseyi suçlamadan tüm sorumluluğu üstelenerek sorguladığımızda değişim başlar hayatımızda.

Kendimizin farkına vardıkça etrafımıza da farkındalığımız artar. Eşimiz ve çocuklarımızla olan ilişkilerimiz değişir. Biri bize bir şey söylediğinde ‘’ Ne söylüyor, aslında ne söylemek istiyor?’’ bakışıyla yaklaşmamız ilişkilerimizi kuvvetlendirir. Herkes kendini anlatır cümlelerinde. Biri size bir öğüt veriyorsa aslında kendine söylemektedir bunu. Örneğin ‘’ Biraz daha sakin ol, üzme kendini. ‘’ derken belki de sakinlik kendinin ihtiyacıdır. Tabi her söylenenin altından alınacak bir şey bulmak değil belirtmek istediğim. Bana saçın güzel olmuş dedi, acaba beğenmedi de dalga mı geçiyor yaklaşımı değil. Sadece bize söylenenin farkına varabilmemiz gerekli olan. Biraz bu gözle bakmak lazım kişilere, olaylara, durumlara.. Görünenin arkasında ne olduğunu görebilme yeteneği biraz farkındalık.

Bebekler bize bunu hatırlatır aslında. Henüz konuşamayan bebek ağlayarak kendini ifade etmeye çalışır. Biz de ‘’ Acaba aç mı, altı mı kirli, gazı mı var? ‘’ diye tahmin etmeye çalışırız. Büyüyüp kendini ifade etmeye başladıkça biraz daha kolaylaşır işimiz. Ama bazen bir kelime onlar için farklı bir anlam ifade edebilir. Mama der örneğin aç sanırsınız aslında o su istemektedir. Tıpkı bebeklerde gördüğümüz bu durumu hayatımıza uygularsak iletişimimiz ve farkındalığımıza artacaktır. Eşimizden bir şey istediğimizde verdiği cevap hoşumuza gitmeyebilir bazen. Bir de ''Ne söylüyor, aslında ne söylemek istiyor? '' diye düşünürsek onu anlamamız kolaylaşabilir.

Çocuklarla kaliteli iletişim için bence kilit noktalardan biridir bu durum. Onlar büyüyüp artık kendilerini kolayca ifade etseler de bazen söyledikleri, söylemek istedikleri olmayabilir. Sadece yapmamız gereken onların söylediklerine dikkat etmemiz. Çocuklarımızı dinleyip karşılığında seni anlıyorum mesajını onlara verebilmemiz. Çığlık çığlığa ağlayan çocuğumuz ‘’Anne beni biraz sev! ‘’ diyor olabilir. Bacağımızdan çekiştiren çocuğumuz ‘’ Anne birazcık benimle ilgilen! ‘’ diyordur belki. Oyuncaklarını sağa sola fırlatıp çarpan çocuğumuz ‘’ Ben oyuncak değil, seni istiyorum anlasana! ‘’ mı diyor acaba.. Yemek yemeyi ısrarla reddeden çocuğumuz ‘’ Ben yemekle değil sevgiyle doyurulmak istiyorum! ’’ da diyor olabilir. Birazcık farklı bakmamız lazım sanırım olaylara. Olumsuz gördüğümüz davranışlarını yargılamak yerine anlamaya çalışmak çocuklarımızı sadece.

Çok koşturan, her yeri dağıtan çocuğumuzu hemen ‘’ Yaramaz bu çocuk! ’’ diye etiketlemek yerine aslında merak duygusunu geliştirdiğini farketmek.. Sürekli baskı ve sınırlar koyarak engellemek yerine çocuğun kendi olmasına izin vermek.. Önceliği çocuklarımıza vermek. Bazen ev işlerimiz, telefon görüşmelerimiz, izlediğimiz televizyon programları, komşuyla iki çift lafımız, internet gezmelerimiz öncelikli olabiliyor hayatımızda. Bu arada ben işimi yapayım sen oyna diye bıraktığımız çocuğumuz saatlerce bizden onunla ilgilenmemizi bekliyor. Sıranın kendine gelmesini. İşte o gözlerde görebilirsiniz ''Anne beni farket! '' bakışını..

Zaman hızla geçiyor ve çocuğumuza ‘’ Aa ne zaman büyüdün sen anlamadım.’’ derken buluyoruz kendimizi. Çünkü onlar büyürken başka önemli işler peşinde koşup farketmedik belki. Yaptığımız her iş unutuluyor da geriye sadece anılar kalıyor. Çocuklarımızla güzel anılar kalsın istiyorsanız birazcık onları anlamaya çalışın. Siz otuz yıldır hayattaysanız onların kaç yıldır hayatta olduklarını düşünün ve biraz da o gözle bakın çocuklarınıza.

Bir ikiz annesi olarak ben çocuklarımla öğreniyorum bir çok şeyi. Sabırlı olmayı, sakin olmayı örneğin. Farkındalığım onlarla artıyor. Yaptıkları bir hareket söyledikleri, bir kelime beni bir basamak yukarıya taşıyor bazen. Özgüveni olan çocuklar yetiştirmeye çalışıyorum ve bunun için de önce kendi özgüvenimi geliştiriyorum. İki birey yetişiyor karşımda ve bazen ne yapacağımı şaşırdığım anlar oluyor. İkisine de eşit yaklaşma telaşım beni endişelendiriyor. İki tane çığlık atan çocukla bazen elim ayağıma dolaşıyor. Bazen ikisi de bana sarılmak kucağıma gelmek istediğinde işler karışıyor. Bir oyuncak iki el arasında kopma noktasına gelebiliyor. Böyle anlarda hep önce kendim durup sakinleşmeyi tercih ediyorum. Hani oksijen maskesini önce kendine takma durumu. O anda ikisinin de ne söylemek istediğine odaklanıyorum. Yani farkında olmaya çalışıyorum. Ben ne kadar sakin olup onları anlamaya çalışırsam onlar da o kadar çabuk sakinleşiyor. Önemli olan her anın kıymetini bilebilmek sanırım. Herkesin hayatın farkında olmasını diliyorum. Sevgilerimle..