ikiz anneliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ikiz anneliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Mayıs 2014 Cumartesi
Daha da Anneyim..
Anneler günü.. Çocukken Anneler Günü farklı bir anlam ifade ediyormuş, anneyken farklı. Çocukken annemizi hangi hediye ile sevindiririz derdindeydik. Şimdi anlıyorum ki bir anneye en kıymetli hediye evlatların varlığıymış.. Hani hep söylenir ya bir gün değil her gün anneler günü.. Gerçekten öyleymiş. Anne değilken anlayamıyor insan her günün anneler günü olduğunu. Şimdi anlıyorum.
Bebeklerimin hayatıma girdiği o andan itibaren her gün benim. Kesintisiz tüm zamanım onların. Geçen bu sürede değişen ben. Daha mı güçlüyüm yoksa azaldı mı enerjim.. Daha mı sevecen daha mı şefkatli yoksa törpülendi mi kalbim. Daha mı cesurum yoksa iyice korkak mı oldum. Daha çok mu gülüyorum yoksa unuttum mu gülmeyi.. Daha mı sabırlıyım yoksa en küçük şeye sinirleniyor dayanamıyor muyum artık..
Annelik.. Artı ve eksi uçlar.. Daha önce keşfetmediğim yönlerimi buldum bebeklerimle.. Artılarım kadar eksilerimi farkettim anne olunca. Eksilerim kadar da artılarım olduğunu. Duygularım bazen en dipte bazen tavan yapmış tepede.
Hayatım değişti. İki yılda. Nasıl geçtiğini anlamadığım iki yılda.. Aniden hayatıma girdikleri o akşam üstünün şaşkınlığı şu an ne zaman büyüdüklerinde.. Zaman geçiyor ve daha da bir bağlanıyorum onlara. Canlarının yandığı her an benim canım daha çok yanıyor. Sevindiklerinde en mutlu benim. Her yeni keşifleri beni daha çok heyecanlandırıyor.
Bilmiyorum daha mı güçlüyüm, daha mı cesur, daha mı sabırlı, daha mı sevecen, daha mı, daha mı.. Bildiğim tek şey artık daha anneyim.. Bu anneler gününde bebeklerimle yaşadığım tüm deneyimler aklıma geliyor.. İyiki öyle davranmışım dediklerim, keşke öyle yapmasaydım dediklerim, hayallerim, umutlarım, dileklerim.. Hepsi de kabulüm..
Canları sağolsun yeter..
ve tabiki annem.. Şimdi daha iyi anladığım annem.. Buradan ona bir kez daha teşekkür ediyorum.. Benim için yaptığı herşey için. Başta annem olmak üzere tüm annelerin anneler gününü kutluyorum.. Sevgilerimle..
19 Mart 2014 Çarşamba
İkizlerle Evden Uzakta:)
Birkaç gündür yazı yazmıyorum.. Biraz tatildeydim de.. Geçen hafta çocukları alıp İzmit’te yaşayan can dostuma gittim. Uzun süredir görüşmüyorduk. En son onun düğününde görüşmüştük. Bu arada onun bir oğlu oldu şu an altı yaşında, benim de ikizlerim.. Sonunda zaman yaratıp biraraya gelebildik. Üniversiteden beri süren çok güzel bir arkadaşlığımız var onunla. Çocuklarımızla bir araya gelmekte ayrı bir keyif oldu.
Eşim bizi İzmit’e bırakıp döndü.. Çocuklar rahat bir yolculuk
yaptırdı yine bize. İkisi de yol boyunca uyudular. Bu özelliklerini çok
seviyorum. Yolculuktan korkmuyorum onlarla. Hemen uyku moduna geçiyorlar. Neyse arkadaşıma kavuştuk ve çocuklarla baş
başa kaldık. Uzun süredir ev dışında bir yerde kalmadıkları için tedirgindim
biraz. Uyuyacaklar mı, oyun oynayacaklar mı, yoksa çıldıracaklar mı
kestiremiyordum.. İlk gece tabi uyumadılar.. En geç saat dokuzda uyuyup kalan
bıdıklarım saat on birde ancak uykuya daldılar. Gece birkaç kez uyanmalarına
rağmen sabah erkenden yine ayaktaydılar.. Böylece koşturmamız başladı..
Sürekli evde olup yeni bir ortama girdikleri için merak
duyguları oldukça yüksekti haliyle. Tabi hemen çekmeceler, dolaplar
karıştırılmaya başladı. Gayet rahattılar tabi. Yeni gördükleri herşeyi
incelediler. İkinci gün biraz daha alışmış olsalar da ağlama krizleriyle akşam
oldu. Sürekli kucağımda oturmak istemeler, oyuncaklarla oynamamalar, herşeye
mızmızlanmalar, hiçbir şey yememeler..
Derken üçüncü gün oldu ve bizimkiler yeni düzenlerine
alıştılar. Akşam erkenden uyudular ve biraz da olsa bir şeyler yemeye
başladılar. Arkadaşımın oğluyla oyunlar oynamaya da.. Biz de bu arada bol bol
dertleştik tabi.. Yıllardır birikmiş konular ele alındı.. Sohbetler edildi, kahveler içildi.. İkimize de çok iyi geldi bu buluşmamız.
Ertesi gün çocuklar evde sıkıldı diye dışarı çıkalım dedik. Yakında bir alışveriş merkezi vardı oraya gittik. Alışveriş merkezine gittiğimizde benimkiler genelde arabalarından inmedikleri için kuzu kuzu etrafı izlerler, olaysız eve döneriz normalde. O gün arabadan indirmek gibi bir gaflette bulunduk. Oyun parkı vardı biraz eğlensinler diye indirdik. Birkaç oyuncağa binince hemen ortama alıştılar ve oyun parkından çıkaramadık çocukları. En son volümden çılgınlar gibi ağladılar. Zorla da olsa kucağımıza alıp bir alt kata indik. Bu arada asansör o kadar küçük ki arabamız sığmadı katlamak zorunda kaldık. Aklıma gelmişken bir çok AVM, market gibi yerlere bebek arabamızın ebatları küçük olmasına rağmen giremiyoruz. Binaları yaparken ikiz bebek arabalarını ve engellileri de düşünerek hareket etseler mutlu olacağım. Çünkü bizim arabanın giremediği bir çok yere engellilerin arabaları da giremiyor maalesef.
Ertesi gün çocuklar evde sıkıldı diye dışarı çıkalım dedik. Yakında bir alışveriş merkezi vardı oraya gittik. Alışveriş merkezine gittiğimizde benimkiler genelde arabalarından inmedikleri için kuzu kuzu etrafı izlerler, olaysız eve döneriz normalde. O gün arabadan indirmek gibi bir gaflette bulunduk. Oyun parkı vardı biraz eğlensinler diye indirdik. Birkaç oyuncağa binince hemen ortama alıştılar ve oyun parkından çıkaramadık çocukları. En son volümden çılgınlar gibi ağladılar. Zorla da olsa kucağımıza alıp bir alt kata indik. Bu arada asansör o kadar küçük ki arabamız sığmadı katlamak zorunda kaldık. Aklıma gelmişken bir çok AVM, market gibi yerlere bebek arabamızın ebatları küçük olmasına rağmen giremiyoruz. Binaları yaparken ikiz bebek arabalarını ve engellileri de düşünerek hareket etseler mutlu olacağım. Çünkü bizim arabanın giremediği bir çok yere engellilerin arabaları da giremiyor maalesef.
Evet alt kata biraz sakinleşmiş bir şekilde inmişken tam
asansörün karşısında cep telefonu kılıfı satan bir reyon vardı. Kızım gitti
cama resmen yapıştı. Cicili bicili renkli kılıfları oyuncak sandı. Nasıl
ağlıyor oradan ayrılmamak için. Güç bela sonunda arabaya bindirdik ama ağlamalar
bitmedi. Biraz dolaşalım dedik ama bizimkiler en yüksek sesten ağlamaya devam
ettiler. Biraz oyalansınlar diye çubuk kraker verdik ellerine. Onunla biraz oyalandılar ama ben
gerildim tabi. Gidelim bari dedik. Yine araba asansöre sığmadı falan derken
kızım elindeki çubuk krakerleri yerlere döktü. Alışveriş merkezinden nasıl
kaçar gibi çıktık hatırlamıyorum. Bu arada ben cep telefonumu bir mağazada
unutmuşum. Neyse ulaştılar sonra bana. Arkadaşım gidip aldı. Ama sanırım o da
çok yoruldu bu geziden.
Neyse bir günde bari parka gidelim dedik. Çok güzel kocaman bir
parka gittik. Oğlum uyudu.. Kızım koştu salıncaklara bindi. Saatlerce salıncaktan
inmek istemedi. Bu arada oğlum uyandı. Beraber koştular oynadılar. Park gezimiz
iyiydi eğlendiler.. Ta ki kızımın gözündeki kırmızılığı görene kadar. Gözü kanlanmıştı.
Tabi panik yaptık doktora gittik hemen. Yolda oğlum kustu. Kızım çığlık attı. Sonunda
doktora ulaştık. Önemli bir şey yok dedi doktor. Rahatladım derken oğlum doktorun masasına kafasını vurdu. Onun
da gözü aynen kardeşinin kanlandığı noktadan morardı. Bu günümüzü de böylece
atlattık.
Kaldığımız sürece benim bebekler diyete girdi. Her zaman
yedikleri yemekleri, yumurtayı bile yemediler. Arkadaşım ne yapacağını şaşırdı.
Yapmadığı yemek kalmadı yesinler diye bizimkiler ağızlarını açmadı çoğu kez.
Evden uzakta böyle maceralı günlerimiz oldu. Herşeye rağmen güzeldi.. Biz
çocukları uyutup gece geç saatlere kadar oturduk. Tabi yorgunluk uykusuzluk
etkiledi beni de.. Eve döndük ve çocuklarla beraber hepimiz hafif bir grip
atlatıyoruz birkaç gündür.
Çocuklar eve girer girmez her yere koşturdular..
Oyuncaklarıyla oynadılar. Çok mutlu oldular. Evlerini özlemişler sanırım. Yeme
düzenleri de eskisine geri döndü. Allah’ım ev kuşları.. Şimdi hayatımız normale
döndü.. Buradan canım arkadaşım Hülya’ya bizi tüm zorluklarımıza rağmen
sabırla ağırladığı için tekrar çok teşekkür ediyorum. İkizlerle yaşamadan ikiz bakımı nasıl oluyor anlaşılmıyor sanırım. Sürekli bana kolaylıklar dileyerek ayrıldık onunla.. Evden uzakta ikizlerle böyle
geçti işte.. Bakalım bir daha ki gezimiz nereye nasıl olur.. Sevgilerimle..
10 Mart 2014 Pazartesi
Dört Mevsim Aşk.. Evlat..
Bir gün içime iki can düştü, kalbime de iki aşk.. İki
kocaman aşk.. Yüreğim belki hiç bu kadar titrememişti, böyle yanmamıştı. O an
vazgeçtim kendi canımdan. O iki can beni sarıp sarmalamaştı çoktan. Gerçek
sevgi nedir, karşılıksız sevgi nedir anlamaya başlamıştım. İki canı koşulsuzca
sevebilmek.. Her nefesinde önce onları düşünmek. Kendi canından önce onları
düşünmek. Nasıl bir aşk nasıl bir sevgi bu.. Yaşanmadan bilinmeyen..
Bir ikiz annesiyim ben. Canına iki can katılan ve o andan
itibaren hayatı değişen. Her şeyi iki kat yaşamaya zamanla alışan. Hiçbir şeye
değişmeyeceğim de iki tane minik bedenin sevgisini yaşamam. Klasik söz hani
tarifsiz bir duygu evlat sevgisi.. Bana tarif et deseler mevsimlere benzetirdim
belki.. Bazen kış, bazen yaz.. Bazen de tatlı bir bahar. En uçta yaşanan
duygular.. En zor anda bile kalbinizde cız eden bir aşk.. Yoğrulmuş bir karışım
işte bu sevgi. Hamuru minik iki kalp
benim için..
Yaz mı kış mı bahar mı.. Nasıl bir tanım bu böyle derseniz
anlatmak isterim size. Öncelikle
ilkbahar evlat sevgisi içinizi ısıtan, ılık ılık, tatlı tatlı yüreğinizi
okşayan. Bulutların arkasından parlayan güneşle neşe ve umut veren. Tazecik
dallarda yeşeren yapraklar arasında açılan çiçeklerle heyecanlandıran. Hamile
olduğunuzu öğrendiğinizde yaşarsınız bu duyguları. Umut verir, heyecan verir,
neşelendirir sizi. İçinizi ısıtır ve yüreğinize çok iyi gelir tatlı tatlı.
Sonrası yazdır bu sevginin. Kucağınızda iki kocaman göz
parlarken sımsıcak yaz güneşi aydınlatır hayatınızı. Her şey aşırı sıcaktır ve
kalbinizde o sıcakla yanıyordur cayır cayır. Çünkü kucağınızdaki mucizeye şahit
olmuşsunuzdur. Bir de iki taneyse bu mucize daha da yanmaktasınızdır. Hep böyle
olsun hiç değişmesin istersiniz. Kendi canınızı unutmuş kalbiniz yalnız onlar
için atmaktadır sanki. Yaz sıcağı nasılsa işte öyle yakıcıdır evlat sevgisi.
Sizi kendinizden geçirir, eritir, bitirir.. Yanmaktayken koklarsınız o mis
kokuyu, su gibi ferahlatır sizi.. Doyamazsınız.. Tekrar tekrar koklarsınız..
Sonbahar gelir ya sonra.. Arada yağmur yağar, rüzgar eser..
Biraz havalar serinler.. Ama güneş hep vardır. Bulutlar gelse de bilirsiniz
oradadır. Kucağınızdaki mucize de bazen değişkendir işte.. Hep sıcak hep ılık
olmaz tabi arada serinletir sizi. Rüzgar gibi esiverir. Ne yapacağınızı
şaşırdığınız anlar olur, telaş içine düşersiniz bazen. Ama o sevgi bilirsiniz ki
hep vardır ve gün geçtikçe artmaktadır. Evlat sevgisi bu işte. Hayatta ne
yaşarsanız yaşayın asla azalmayan..
Bir de kışı var tabi bu sevginin. Bazen fırtınalar koparan,
bazen soğuktan donduran. En uçlara alıp sizi götüren. Ne yaşarsanız yaşayın
sizin içiniz hep yanar. O kor düşmüş bir kere. Soğuk olsa da siz yanmaktasınız
zaten. En büyük imtihan ya hani evlat. Bunu düşünür her karda, her fırtınada en
sakin liman olursunuz.. İçinizdeki aşkla karları eritir, fırtınaları durdurursunuz.
Canınızdan çoktan vazgeçmiştiniz sonuçta. Görmez, duymaz, düşünmesiniz
kendinizi. Vazgeçersiniz. Bilirsiniz kıştan sonra bahar gelir..
Yavrum.. Yavrularım.. Canımın parçaları, diğer yarılarım..
Asla sevmekten vazgeçmeyeceğim mucizelerim. İyiki canımdalar ve bana bu muhteşem duyguları yaşatıyorlar.. Sevgilerimle..
6 Mart 2014 Perşembe
Çalışmayan İkiz Annesi
Ben kendi standartlarında yaşayan orta halli bir ikiz
annesiyim. Çalışıyordum, bebekler doğduktan sonra ücretsiz izne ayrıldım ve
iznimin son ayları yaklaşıyor. İşime dönme zamanı yaklaştıkça çocukları kime,
nereye bırakacağım sorunu da ortaya çıkıyor yavaş yavaş. Öncelikle bakıcıya
bırakmayı düşünmüyorum. İşe döndüğümde çocuklar iki yaşlarını doldurmuş
olacaklar ve ben de doğrudan kreşe başlatmayı düşünüyorum. Bu benim tercihim. Sizin
görüşleriniz farklı olabilir.
Bakıcı nasıl bakar tahmin edemediğim için belki de kreşe başlatma isteğim. Şu an tamamen evde ev işleri ve çocuk bakımıyla geçen
bir hayatım var. Her günümüz yaklaşık olarak bir diğerinin aynı sayılabilir.
Kış olması ve benim hala çocukları tek başıma dışarıya çıkaramamam etkili tabi
bu durumda. Oturduğumuz apartmanın bahçesi yok. Yakınlarda bir park var ama
oraya kadar gitmeyi göze alamıyorum. Zaten parkta pek müsait değil çocuklar
için. Daha önce yazmıştım, insanlar genelde
hayvanlarının ihtiyaçlarını karşılamak için kullanıyorlar. Dolayısıyla bizim
dışarı çıkmalarımız hafta sonuna kalıyor. Hafta içi evdeyiz sürekli.
Tabi sürekli evde olduğumuz için çocuklar sıkılıyor. Yenilik,
değişiklik istiyorlar. Oyuncaklarıyla daha az oynamaya başladılar bu aralar
örneğin. Biraz oynayıp çabucak sıkılıp bir kenara fırlatıyorlar. Ben de yeni
oyuncak almıyorum zaten bir sürü var ve sürekli yeni oyuncağa alıştırmak
istemiyorum. Oyuncaklardan bıkınca birbirlerine sarıyorlar bir süre. Birinin
elindekini diğerinin istemesi, birini diğerinin kovalaması, elbisesinden
çekiştirip yerlere atması, kendince oyun sandıkları durumlara giriyorlar. Ondan
da sıkılıp bana gelmek istiyorlar. İkisi birden kucağıma gelmek istiyor, tepeme
çıkıyorlar bazen. Sonra koştur koştur odalarına gidiyorlar, yataklarına
tırmanıyorlar, çekmecelerini karıştırıyorlar. Ben de bu arada hem onlarla
oyunlar oynamaya hem de ev işlerimi yapmaya çalışıyorum.
Beraber neler yapıyorsunuz derseniz kitaplarımız var onlar inceliyoruz. Defterlerimize karalamalar yapıyoruz. Müzik açıp oynuyoruz. Şarkı söyleyip hareketlerini yapıyoruz. Lego, yap boz yapıyoruz. Oyuncaklarla oynuyoruz. Araba sürüyoruz, bebeğe mama yediriyoruz. Topla gol atıyoruz.. Çok karışan anlarda televizyon açıyoruz ve televizyon izletiyorum. ''Aman sakın izletmeyin! '' uyarılarını sürekli duysam da maalesef açıyorum. Tabi gün boyu açık değil. Belirli programları izletiyorum.
Beraber neler yapıyorsunuz derseniz kitaplarımız var onlar inceliyoruz. Defterlerimize karalamalar yapıyoruz. Müzik açıp oynuyoruz. Şarkı söyleyip hareketlerini yapıyoruz. Lego, yap boz yapıyoruz. Oyuncaklarla oynuyoruz. Araba sürüyoruz, bebeğe mama yediriyoruz. Topla gol atıyoruz.. Çok karışan anlarda televizyon açıyoruz ve televizyon izletiyorum. ''Aman sakın izletmeyin! '' uyarılarını sürekli duysam da maalesef açıyorum. Tabi gün boyu açık değil. Belirli programları izletiyorum.
Dün yine yoğun bir günümüzdü. Sabah kahvaltısı, mutfağın
toplanması, çocuklarla oyun, yemek yapma, ev süpürme, çocukları banyo yaptırma,
yemek yedirme, yeniden mutfağı toplama, çocukları uyutma, çamaşırları asma,
kuruyanları katlama derken çocukların uyanması yeniden oyunlar, ikindi sütleri
derken akşam oldu.. Her gün böyle tempolu değiliz ama saydıklarımdan banyo ve
temizlik dışında diğerlerini her gün yapıyorum. Bu koşturma arasında fizik
olarak çok yoruluyorum tabi. Bazen yorgunluktan çocuklara yetemediğimi düşünüp ‘’ Acaba ben beceremedim mi anne olmayı? ’’diye
düşünüyorum. ‘’ Ev işleriyle uğraşmaktan yorulup çocuklarla yeterince
ilgilenemiyor muyum? ‘’ diye düşünüyorum. Elimden geldiğince oturup onlarla oyunlar
oynuyorum, ikisiyle de ayrı ayrı ilgilenmeye çalışıyorum ama ‘’ Yeterli değil
miyim? ‘’ diye de düşünmeden edemiyorum.
Bir yardımcım olsa belki daha kolay olabilirdi işlerim. Ama
şu an bir yardımcı alacak imkana sahip değilim. Çocuklar küçükken vardı ve tabi
çok yardımı oluyordu bana. İstemediğim bazı davranışları olsa da idare ediyorduk. O zamanlar daha çok yardıma
ihtiyacım vardı tabi. Şimdi kendi kendilerine oyun oynayabiliyorlar ve bir süre
yalnız bırakıp işlerimi yapabiliyorum örneğin. Gerçi ben başkasının yaptığı
yemeği yiyemeyenlerdenim. Yardımcım varken o yemek yaparken mutfağa girmiyordum
nasıl yaptığını görmeyeyim sonra yiyemem diye.. Şimdi haftalık temizliğe yardımcı
geliyor ama ben o geldiği gün daha çok yoruluyorum. Sanırım başkasının yaptığı
işler içime sinmiyor..
İşe dönünce nasıl bir hayatım olur bilemiyorum. Daha mı çok
yorulurum daha mı rahat ederim şu an kestiremiyorum. Ama gün boyu bir evin
içinde sürekli enerjik olma hali zor açıkçası. Yakınıyor muyum hayır elbette.
Bu benim seçimim. İşime dönüp çocukları bakıcıya bırakabilirdim de.. Ya da
kreşe gönderebilirdim. Ama ben kendim bakmayı seçtim bir süre. Yakınmıyorum
çünkü ne kadar zorlansam da onlarla olmaktan mutluyum. Onlarla bir çok şey
öğreniyorum ve kendimin de törpülenmesi gereken taraflarımı keşfediyorum. Yemeleri
için ellerine verdiğim bisküvileri her yere ezdiklerinde eski hijyen takıntımın
artık olmadığını farkediyorum. Onlar küçücük şeylere kahkahalarla gülerken
demek ki gülmek için çok büyük nedenler aramamak lazım diye düşünüyorum. Yeni bir
şey başardıklarında gözlerindeki sevinci görüp başka herşeyi unutabiliyorum. Her
yeni kelimelerinde yorgunluğumu unutuyorum. O kadar alıştım ki herşeyi onlarla
yapmaya kolayca işe dönebileceğimi de pek sanmıyorum.
Çalışmayan annenin ikizlere bakımı nasıl olur bol bol
deneyimledim kısacası. Sırada çalışan annenin ikiz bakım deneyimleri var. Gerçi
daha işe dönmeme aylar var ama dün çok yorulunca aklıma geldi işe başlayınca
nasıl olur halim diye.. Yaşamadan bilinmiyor bir çok durum.. Ben de yaşayıp
göreceğim.. Sevgilerimle..
Etiketler:
blogger anneler,
blogger ikiz aneleri,
çalışmayan ikiz annesi,
ikiz anneleri,
ikiz anneleriyiz,
ikiz anneliği,
ikiz annesi,
ikiz annesi deneyimleri,
ikiz bebek,
ikiz bebek bakımı
4 Mart 2014 Salı
Anne Beni Farket!
Son zamanlarda mutlaka duymuşsunuzdur farkındalık
kelimesini. Farkında olmak, kendinin, etrafındakilerin, diğer canlıların,
yaşamın.. İnsanın hayatını değiştiren bir durum bence farkındalık. Bende öyle
oldu da diyebilirim. İnsan kendisinin farkına varırsa değişmeye başlıyor hayatı
yavaş yavaş. Öyle bir koşturmaca içindeyiz ki unutuyoruz kendimizi. Ne için
yaşadığımızı.. Sadece günü tamamlama telaşındayız çoğu zaman. Farkında bile
değiliz elimizin altından kayıp giden zamanın. Önce kendimizin farkına varmalıyız ki
kalp gözümüz açılsın. Biz değişelim etrafımız da bizimle değişsin.
Nasıl olacak bu farkındalık peki? İnsan önce kendinin
farkına nasıl varacak. Biraz ‘’Dur bakalım’’ diyerek kendine. Koşturmacanın
içinde bir nefes alıp yavaşlayarak belki de. Gün içerisinde bir çok şey
yapıyoruz. Bunların bir çoğu artık otomatik hale gelmiş alışkanlık olmuş
davranışlar. Çalışıyorsak sabah kalkıp
işe gitmemiz, iş yerine yaptıklarımız, eve dönüşümüz ve evde yaşadıklarımız..
Çalışmıyor evdeysek sabah başlayan günlük işler ve akşam olana kadarki
rutinimiz. Düşününce hep aynı şeyleri yaşıyormuşuz gibi gelebilir. Hep sanki
bir sonraki gün yaşayacaklarımıza hazırlarız kendimizi. Hani okuyalım, işe
girelim, evlenelim vs durumu. Anı yaşamak yerine hep yarına hazırlanırız.
İşte bu karmaşada durup ben ne yapıyorum diyebilmek
farkındalık. Her ne yapıyorsak sadece onun farkına varabilmek. Yemek yaparken
hani acaba tuz attım mı diye düşünürüz ya demek ki yemek yaparken yaptığımızın
farkında değildik. Birisiyle konuşurken aklımızdan bir sürü düşünce geçer
karşımızdakinin ne söylediğini sonra hatırlamayız ya yine farkında değiliz o anın. Sabah anahtarlarımı aldım mı acaba diye düşünürsek evden nasıl
çıktığımızın farkında değiliz demek ki. Kısacası farkındalık her ne yapıyorsak
ben şimdi bunu yapıyorum diye düşünüp diğer düşüncelerimizi durdurabilmek
biraz. Dişimizi fırçalarken şimdi dişimi fırçalıyorum diye düşünmek örneğin.
Geç mi kaldım işe saat kaç acaba diye düşünmemek.
Yaptıklarımızı düşünerek davranışlarımızın da farkına
varabiliriz. Biri bize olumsuz bir söz söylediğinde hemen o kişiye kızmak
yerine ‘’ Acaba hangi davranışım böyle düşünmesine neden oldu? ’’ diye
kendimizi sorgulayabiliriz. ‘’ Bu olaydan benim ne öğrenmem gerekiyor? ’’ diye
de.. Bir de ‘’ Acaba aslında bana ne söylemek istiyor? ’’ diye.. Kendimizi, duygularımızı sorguladıkça
farkındalığımız artacak ve anı yaşamaya başlayacağız. Kendi içimize dönerek
kızgınlıklarımızı, öfkelerimizi, hırslarımızı, mutsuzluklarımızı kimseyi
suçlamadan tüm sorumluluğu üstelenerek sorguladığımızda değişim başlar
hayatımızda.
Kendimizin farkına vardıkça etrafımıza da farkındalığımız
artar. Eşimiz ve çocuklarımızla olan ilişkilerimiz değişir. Biri bize bir şey
söylediğinde ‘’ Ne söylüyor, aslında ne söylemek istiyor?’’ bakışıyla yaklaşmamız
ilişkilerimizi kuvvetlendirir. Herkes kendini anlatır cümlelerinde. Biri size
bir öğüt veriyorsa aslında kendine söylemektedir bunu. Örneğin ‘’ Biraz daha
sakin ol, üzme kendini. ‘’ derken belki de sakinlik kendinin ihtiyacıdır. Tabi
her söylenenin altından alınacak bir şey bulmak değil belirtmek istediğim. Bana
saçın güzel olmuş dedi, acaba beğenmedi de dalga mı geçiyor yaklaşımı değil.
Sadece bize söylenenin farkına varabilmemiz gerekli olan. Biraz bu gözle bakmak
lazım kişilere, olaylara, durumlara.. Görünenin arkasında ne olduğunu
görebilme yeteneği biraz farkındalık.
Bebekler bize bunu hatırlatır aslında. Henüz konuşamayan
bebek ağlayarak kendini ifade etmeye çalışır. Biz de ‘’ Acaba aç mı, altı mı
kirli, gazı mı var? ‘’ diye tahmin etmeye çalışırız. Büyüyüp kendini ifade
etmeye başladıkça biraz daha kolaylaşır işimiz. Ama bazen bir kelime onlar için
farklı bir anlam ifade edebilir. Mama der örneğin aç sanırsınız aslında o su
istemektedir. Tıpkı bebeklerde gördüğümüz bu durumu hayatımıza uygularsak
iletişimimiz ve farkındalığımıza artacaktır. Eşimizden bir şey istediğimizde
verdiği cevap hoşumuza gitmeyebilir bazen. Bir de ''Ne söylüyor, aslında ne söylemek istiyor? '' diye düşünürsek onu anlamamız kolaylaşabilir.
Çocuklarla kaliteli iletişim için bence kilit noktalardan
biridir bu durum. Onlar büyüyüp artık kendilerini kolayca ifade etseler de
bazen söyledikleri, söylemek istedikleri olmayabilir. Sadece yapmamız gereken
onların söylediklerine dikkat etmemiz. Çocuklarımızı dinleyip karşılığında seni
anlıyorum mesajını onlara verebilmemiz. Çığlık çığlığa ağlayan çocuğumuz ‘’Anne
beni biraz sev! ‘’ diyor olabilir. Bacağımızdan çekiştiren çocuğumuz ‘’ Anne
birazcık benimle ilgilen! ‘’ diyordur belki. Oyuncaklarını sağa sola fırlatıp
çarpan çocuğumuz ‘’ Ben oyuncak değil, seni istiyorum anlasana! ‘’ mı diyor
acaba.. Yemek yemeyi ısrarla reddeden çocuğumuz ‘’ Ben yemekle değil sevgiyle
doyurulmak istiyorum! ’’ da diyor olabilir. Birazcık farklı bakmamız lazım
sanırım olaylara. Olumsuz gördüğümüz davranışlarını yargılamak yerine anlamaya
çalışmak çocuklarımızı sadece.
Çok koşturan, her yeri dağıtan çocuğumuzu hemen ‘’ Yaramaz
bu çocuk! ’’ diye etiketlemek yerine aslında merak duygusunu geliştirdiğini
farketmek.. Sürekli baskı ve sınırlar koyarak engellemek yerine çocuğun kendi
olmasına izin vermek.. Önceliği çocuklarımıza vermek. Bazen ev işlerimiz, telefon görüşmelerimiz, izlediğimiz televizyon programları, komşuyla iki çift lafımız, internet gezmelerimiz öncelikli olabiliyor hayatımızda. Bu arada ben işimi yapayım sen oyna diye bıraktığımız çocuğumuz saatlerce bizden onunla ilgilenmemizi bekliyor. Sıranın kendine gelmesini. İşte o gözlerde görebilirsiniz ''Anne beni farket! '' bakışını..
Zaman hızla geçiyor ve çocuğumuza
‘’ Aa ne zaman büyüdün sen anlamadım.’’ derken buluyoruz kendimizi. Çünkü onlar
büyürken başka önemli işler peşinde koşup farketmedik belki. Yaptığımız her iş
unutuluyor da geriye sadece anılar kalıyor. Çocuklarımızla güzel anılar kalsın
istiyorsanız birazcık onları anlamaya çalışın. Siz otuz yıldır hayattaysanız
onların kaç yıldır hayatta olduklarını düşünün ve biraz da o gözle bakın
çocuklarınıza.
Bir ikiz annesi olarak ben çocuklarımla öğreniyorum bir çok
şeyi. Sabırlı olmayı, sakin olmayı örneğin. Farkındalığım onlarla artıyor.
Yaptıkları bir hareket söyledikleri, bir kelime beni bir basamak yukarıya
taşıyor bazen. Özgüveni olan çocuklar yetiştirmeye çalışıyorum ve bunun için de
önce kendi özgüvenimi geliştiriyorum. İki birey yetişiyor karşımda ve bazen ne yapacağımı şaşırdığım anlar oluyor. İkisine de eşit yaklaşma telaşım beni endişelendiriyor. İki tane çığlık atan çocukla bazen elim ayağıma dolaşıyor. Bazen ikisi de bana sarılmak kucağıma gelmek istediğinde işler karışıyor. Bir oyuncak iki el arasında kopma noktasına gelebiliyor. Böyle anlarda hep önce kendim durup sakinleşmeyi tercih ediyorum. Hani oksijen maskesini önce kendine takma durumu. O anda ikisinin de ne söylemek istediğine odaklanıyorum. Yani farkında olmaya çalışıyorum. Ben ne kadar sakin olup onları anlamaya çalışırsam onlar da o kadar çabuk sakinleşiyor. Önemli olan her anın kıymetini bilebilmek sanırım. Herkesin hayatın farkında olmasını
diliyorum. Sevgilerimle..
28 Şubat 2014 Cuma
Blogum En Güzel Seçildi:)
Etiketler:
anne blogları,
blog tanıtımı,
blogger anneler,
blogger ikiz aneleri,
bloglar yarışıyor,
ikiz anneleri,
ikiz anneleriyiz,
ikiz anneliği,
ikiz blog yazarı anneler,
ikiz blogger
7 Şubat 2014 Cuma
Komşu Komşu Hu Hu..
Birkaç aydır sürekli hastalık haberleri duymaktan, izlemekten yorulmuştum. Grip salgını, bulunamayan ilaçlar.. ''Çocuğunuzu dışarı çıkarmayın salgın var , yok çıkarın soğuk hava iyi gelir!'' söylemleri vs. Hasta olanları gördükçe ‘’ Aman çocuklara gelmesin hastalık falan! ‘’ modundaydım. En zoru da çocukların hasta olmasıdır anneler iyi bilir. Annenin hasta olması da çok zormuş anladım birkaç gün önce kendimi acilde bulunca.
Evet ‘’ Aman hasta olmayayım! ‘’ derken ben de hastalandım.
Ben hasta olmayayım düşüncesinin de hastalığı çağırma yöntemi olduğunu bildiğim
halde yine yakalandım işte bu tuzağa. Çok şükür salgın ve bulaşıcı olan şu çok
popüler hastalık değildi benimki. Benim için popülerliğini hiç yitirmeyen
migren yine. ‘’ Biliyorum senin sebebini sevgili migrenim artık beni terket! ’’
desem de bir türlü beni bırakmayan migrenim.
Bir gece başlayan şiddetli baş ağrısı ve mide bulantısı ile
sabaha kadar beni uğraştırdı. Sabah oldu eşim işe gidecek ama beni ve çocukları
bırakıp gidemiyor. Birkaç saat izin aldı çocuklara bakıyor ama ben ilaçlarımı
almama rağmen düzelmek yerine daha da kötüleştim. Hastaneye gitmemiz
gerekiyordu. Peki ya çocuklar ne olacak onlara kim bakacaktı? O halimle
çocukları hazırlayıp onları da hastaneye götürmek bana çok zor geliyordu. Eşim
hazırlardı elbette ama çocukları hastaneye sürüklemek hiç işime gelmiyordu açıkçası. Doğru
dürüst kimseyi tanımadığımız bu şehirde ‘’ Hadi gel ihtiyacım var sana ’’diyecek
birini bulmak zordu o an için.
Komşularımı düşündüm. ‘’ Bir ihtiyacın olursa ara. ’’ diyen ama
benim hayatımı gözetlemekten başka işleri olmayan komşularımı. Bana sabah kaçta
kalkıp akşam kaçta yattığımı, gece hangi saatte ışığımızın açık olduğunu
söyleyen komşumu mu çağırsaydım yoksa evime girip çıkanı takip edip sonra da
merakından kim olduklarını öğrenmeye gelen komşumu mu? İmalı imalı '' Çocukların sesleri
geliyordu yine! '' diyen duyduğu konuşmalardan örnekler veren komşumu mu yoksa her fırsatta ağzımdan bir iki kelime dedikodu
alıp gitmeye çalışan komşumu mu? ''Çamaşırın hiç bitmiyor, makinen hiç susmuyor!'' diyen komşumu mu? Hiç biri çekici gelmedi o an için. '' Annemden uzakta olmuş zormuş.'' diye düşündüm yine. Annemin '' Ben size o kadar
uzaklara gitmeyin demiştim!'' dediğini duyar gibi oldum. Üzüldüm bir de kendi
kendime. Bu arada başım çatlayacak gibi ağrıyor midem sürekli bulanıyordu. Bir
yandan da çocukları düşünüyordum. Eşim tüm gün izin almış bakıyordu ama aklım
çocuklardaydı. Yattığım yerden onları özlüyordum. Bir de benim yanıma gelmek
için ağladıklarını gördükçe daha kötü oldum tabi..
Seçenek ararken evime temizliği de gelen apartman
görevlisinin eşini aradım. O '' Tamam ben bakarım.'' deyince çocukları
ona bırakıp hemen hastaneye gittik. Klasik testler serumlar vs. Eve geldik hala
iyi değildim. Uzun saatler süren yatmalar ve bir gece daha baş ağrılarıyla
geçen bir süreden sonra iyileştim. Bu arada beni o halde gören kızımın içli
içli ağlamasını hiç unutamıyorum. Hemen hissetti hastalığımı ve sonra tüm gün
kucağımdan inmek istemedi. Her şeyi ne kadar çabuk hissediyorlar ve anlıyorlar.
Bizim sandığımızdan çok daha fazlasını hissediyorlar. Hastalığımı anlatmak
değil niyetim bu arada. Günümüzdeki komşuluk ilişkilerini birazcık aktarmak kendimce..
Her zaman ailemizden yakınlarımızdan biriyle aynı şehirde
yaşayamayız. Aynı şehirde tanıdıklarımız olsa bile ihtiyacımız olduğunda o an
müsait olmayabilirler. Gelemeyebilirler. Hasta ve bir şehirde yalnızsan iki
çocukla son çare hep beraber toplanıp
hastaneye gitmek tabi.. Ama bu soğuk günlerde kat kat çocuğu giydir, eşyalarını
hazırla, dışarı çıkar bir de hastane ortamına girdir yapmak istediğim en son
şey o an için benim. Komşular tabi hemen yardıma koşmalı diye düşünüyor insan
ama eskidenmiş o komşu dayanışmaları. Kapılarınız
birbirine bakıyor, odalarınız dip dibe ama herkesin dünyası kendine artık.
Ben şu an yaşadığım apartman için diyebilirim ki artık
komşulukta belli kriterlere sahip. Öncelikle apartmanın genel bir konsepti
oluyor. Bizimkinin konsepti çalışmayan ev hanımları. Genelde artık lise ve üniversite
çağında çocukları olan eşlerinin emekliliği gelmiş, kendi aralarında günler,
toplantılar düzenleyen bir komşu konsepti. Her an birbirinin evine girip çıkabilen
kahvaltı, kahve, çay saatlerinde toplanan bir yapıdalar. Ben tabi onlara biraz
farklı geldim sanırım. Şu an olmasa bile çalışıyorum, onlara göre daha gencim, çocuklarım daha küçük.. Yaşam
anlayışım farklı. Birkaç kez bana aynı uygulamaları yapmaya çalışsalar da bir
sonuç alamayınca vazgeçtiler sanırım. Ben onların ne günlerine ne gezmelerine
ayak uyduracak durumdayım. Hal böyle olunca eskiden sık sık gelen komşularım
artık daha az gelir oldular ve artık içeriye girmeden kapıdan dönmeye
başladılar. Böyle bir ortamda da başım sıkışınca '' Hadi gel yardım et bana!'' diyebileceğim bir komşuluk ilişkim olmadı dolayısıyla.
Garip gelen durumlar bana işte. Belki hep çalıştığım için
bana zor geliyor bu ilişkileri yaşatmak. Çat kapı birinin evine girip kahve,
çay içmek. İki çift dedikodu yapmak. Bunlar tamam da anlayamadığım şu gözetleme
merakları. Ben dışarıda ne olup bittiğinin farkında değilken onlar apartmana kim
geldi kime geldi hepsinin farkındalar. Bir de gelip ayak üstü bana anlatıyorlar
etrafta ne olup bittiğini. Olaylardan geri kalmayayım istiyorlar sanırım.
Sürekli '' Bize de gel, bize de gel! '' diyorlar. Ama hiç biri '' İki bebekle gelemezsin
birini ben alayım sen diğerini, hadi gel! '' demiyor. Ben de çok gitme arzusunda
olmadığımdan sanırım çözüm üretmiyorum bu duruma. Bir tabağa iki dilim kek
koyup garip bir gülümseme ile ''Geçende tabağımı geç getirdin şimdi bunu hemen alayım!'' diyorlar. O
iki keki yemeden iade etme isteği uyandırıyorlar. ''Geçen gün şu plakalı arabayla
doktordan mı geliyordunuz? '' derken ben bindiğimiz arabanın plakasını düşünüyorum '' Yok doktora gitmedik gezdik!'' derken buluyorum kendimi. Evi koklayıp hangi yemeği
yaptığımı tahmin etmeye çalışıyorlar. Sürekli zile sonuna kadar basıp '' Aa çocuklar uyuyorlar mıydı?'' diyene ne demeli.. Kendilerinin çocuk yetiştirme
yöntemlerini anlatmalarını hiç açmayayım. En sinir olduğumda sürekli ''Siz neden buraya taşındınız anlamıyorum!'' diyen komşum..
Ne yapalım herkes nasıl büyütüyorsa çocuklarını biz de
büyüteceğiz. Bazen hasta, bazen yorgun.. Bazen herşey yolunda bazen eksikler
fazla.. Bazen aileden uzakta bazen yakında. Günümüz koşulları neyi gerektiriyorsa öyle.. Kimseyi '' Niye bana yardımcı olmuyorsun ya da niye çocuklarıma
bakmıyorsun! '' diye yargılayamam. Çocuklar benim ve elimden geldiğince onlara
bakmak benim sorumluluğum elbette. Bunun için kimseye kızmaya da hakkım yok.
Sadece bu hastalık bana komşularımı hatırlattı. Meraklı komşularımı. Paylaşmak istedim. '' Artık komşuluk ilişkileri niye eskisi gibi değil? '' derseniz artık insanlar hayatlarında daha özgür olmak istiyorlar derim. Sürekli hayatlarını merak eden insanlara fazla yaklaşmak istemiyorlar. Herkes kendi hayatını istediği gibi yaşamak istiyor. Birileriyle zoraki paylaşımda bulunmaktansa kendi haline yaşamayı tercih ediyorlar. Herkesin gündemi farklı artık. Evlerinde ne olup bittiğinin başkaları tarafından gözetlenmesini garip bulup onlarla paylaşacak noktalarının olmadığını da düşünüyor olabilirler.. Herkese dilediği gibi komşularla karşılaşmayı diliyorum.. Sevgiler..
31 Ocak 2014 Cuma
Doğuştan Hazır Arkadaş: İkiz Kardeş
Geçen gün sosyal medyada fotoğraflarımın birine ‘’ İkiz olarak doğmak ne kadar büyük şans!’’ diye yorum yapılmış. Ben de ‘’ Evet doğuştan arkadaşınızın hazır oluyor.’’ dedim. Gerçekten ikiz kardeş en iyi arkadaş olabilir mi zamanla? Bekleyip göreceğiz.
Anne karnında başlayan paylaşım arkadaşlığın ilk temeli olmalı. İlk olarak anne karnında verdikleri hayata tutunma çabasında ortaklar ikizler.. Kalplerinin çarpmaya başladığı ilk saniyeden itibaren arkadaş onlar. İlk paylaşmak zorunda oldukları yer anne karnı ve sonrasında anneleri.. Aylarca aynı karını paylaşırken, bazen birbirlerine sokulup uyuma, bazen sığamayınca birbirini ittirme, biri uyurken öbürü hareketlenip diğerini tekmeleme.. Arkadaşlık öyle bir şey değil mi zaten. Bazen sarılırsınız, bazen uzaklaşırsınız. Her şartta herşeyi paylaşırsınız..
Doğumla ikizlerin paylaşımı devam eder. Önce aynı yatağı paylaşmaya başlarlar. Biberonlar, emzikler, anne memesi, mamalar, bezler, yastıklar, battaniyeler, kıyafetler, paylaşılır yeri geldiğinde.. Paylaşıma bir de baba eklenir tabi doğumla.. Onlar bu duruma çok erken alışmışlardır zaten. Yaşamın bir paylaşım alanı olduğunu ve hakkınızın başkalarının hakkını ihlal eden noktada bittiğini çok erken öğrenirler. Sevginin de paylaşılması gerektiğini. Birini kucaklayıp severken öbürü beklemeyi öğrenir. Biri beslenirken, uyutulurken, altı değiştirilirken, banyo yaptırılırken de.. Alışırlar bu durumlara kolayca.
Sonrasında büyürler emeklerler, yürürler, koşarlar.. Paylaşmaya devam ederler. Kısa süre sonra aralarında bir dil geliştirdiklerini görürüsünüz. Paylaştıkları bu kez kendi dilleridir, ikisinden başka kimsenin anlamadığı.. Birbirleriyle her şeyi paylaşırlar da başka biri gelince işte orada zorlanırlar. Annelerinin kucağında başka bir bebek varsa hemen inmelidir. İkisinindir sadece o kucak. İkisinden biri varsa sorun değil. Aynı şey babalar için de geçerli tabi. O sadece onların babasıdır. Sadece ikisi paylaşabilir onu da..
Tabi her zaman böyle güzel güzel olmaz bu paylaşımlar. Söz konusu aynı oyuncakla oynama isteğiyse örneğin. Her ikisi de ısrarla aynı oyuncağı ister. Sonunda birinin elinde kalır diğeri çığlığı basar. Çok geçmeden o oyuncak bir kenara atılmış aynı süreç başka oyuncak için başlamıştır. Az sonra bakarsınız o da atılmış ikisi sessiz sessiz beraber oynuyorlar. İkisi de kaşık almış kovadan bir şeyler yer durumda bulabilirsiniz.. Ya da legoları takmaya çalışırken beraber.. Bazen anne kucağı paylaşılamaz. İkisi de aynı anda gelmek isterler kucağa. Anlaşma sağlanamazsa ikisini birden kucaklarsınız. Bazen paylaşılamayan bir yastıktır ya da bir koltuk.. Bazen de bir bardak. Böyle geçer işte paylaşım deneyimleri.
Tek çocuğu olanlara denilir ya hep ‘’ Aman kardeş yap, sonra paylaşmayı bilmez ‘’ diye. Doğru olabilir. Sonradan geleni kabullenmek ve paylaşımda bulunmak zor olabilir ilk çocuğa. Farklı iki yaşta kardeşlerin paylaşımı nasıl olur bilemiyorum ama ikizler daha çabuk alışıyor sanırım bu duruma. Bazen özellikle oyuncakları paylaşamayıp çığlıklar atsalar da bir çok şeyi paylaşmayı öğreniyorlar kısa sürede. Bir de sürekli oynayacak arkadaşları var yanlarında. Koşturmaca oynarken onları kovalayacak arkadaşı yanında hemen. Başka birine ihtiyaç duymuyorlar şu an. Gelecekte ne olur bilemem.
Başka çocuklarla bir arada olmak zorunda kaldıkları kreşe gittiklerinde örneğin. Daha da büyüyüp okula gittiklerinde de birbirlerinin en iyi arkadaşı olmaya devam ederler mi? Bilemiyorum ama eminim ta anne karnında aralarına kurulan bağ onları hep birbirlerine bağlayacak. Birinin diğerine ihtiyacı olduğunda hemen koşacak. Öyle umut ediyorum. Şu an bile biri ağladığında öbürü yanına koşup susturmaya çalışıyor örneğin. Ya da emziğini veriyor ağzına. O hiç paylaşamadıkları oyuncağı koşup getiriyor ağlayana. Biri uyanık diğeri uyuyorsa oynamak için uyandırmaya çalışıyor diğerini. Bazen de sarılıp sevmeye çalışıyorlar birbirlerini..Bu hallerini gördükçe her zaman '' En iyi arkadaş kardeş mi oluyor? '' diye düşünmeden edemiyorum. Büyüdükçe bozulan masumiyetler kardeşlerin arkadaşlığını da bozuyor mu acaba?
Ben bebeklerim için hayırlısını diliyorum ve her zaman arkadaş olabilmelerini. Birbirlerini hep çok sevmelerini ve bir kardeşin bazen her şeyden çok daha önemli olduğunu unutmamalarını. Canınızdan kanınızdan bir parça ya kardeş öyle değil mi? İkiz olunca belki bu can daha kıymetli olur. Sonuçta doğuştan arkadaşınızdır ikiziniz..Sevgiler..
30 Ocak 2014 Perşembe
Nasıl Uyuyacak Bu İkizler?
Hamileyken ikiz bebeklerle ilgili ne var ne yok araştırırken
Dr. Marc Weissbluth’un ‘’ Mışıl Mışıl Uyuyan İkizler Mutlu Aileler ’’ kitabını
okumuştum. Bebekler yeni doğduğunda bir iki kez bakmış ‘’ Bebeklerim zaten hep
uyuyor ihtiyaç yok! ‘’ diye kaldırmıştım. Aklımda kalan sadece ‘’ Bebeğiniz
uykulu ama uyanıkken yatağına koyun. ‘’ kısmıydı. Onun dışında bir şey
hatırlamadığımı sanıyordum. Ama aslında çok şey öğrenmişim bu kitaptan ve
farketmeden uygulamışım. Kitabı bugün tekrar inceleyince farkettim bunu..
Evet uzun ve yorucu
bir hamilelikten sonra bebeklerinize kavuşursunuz. Kavuşursunuz ama
bebekleriniz ilk günlerde sürekli uyur. Şaşırırsınız hep böyle uyuyacaklar mı
diye. Bazen uyansalar da sevsem, beslesem diye düşünürüsnüz. Benim böyle oldu ilk
hissettiklerim. Bebeklerim sürekli uyuyorlardı minicik birer melektiler sanki.
Yukardan bir yerlerden masumiyetin en saf hali olarak evimize inmişlerdi sanki.
İki tane mucize..
Yenidoğan bebekler sürekli uyuyarak günlerini geçirirler. Arada
zorla açılan gözleri ile ‘’ Neresi burası ben nerdeyim? ‘’ der gibi etrafa
bakarlar. Benim bebeklerim de sürekli uyuyorlardı tabi o ilk günler. Doktorumuz
iki saate bir gece gündüz beslememizi söylemişti. Hatta gece biz bebekleri
kaldırıp besliyor, altlarını değişip tekrar uyutuyorduk. Gece iki üç saate bir
uyguluyorduk bunu. Tabi biz bu arada uykusuzluktan perişan haldeydik. Belki
garip geldi size bebeği uykusundan kaldırıp beslemek. Ama o günlerde bebeği
bıraksan sabaha kadar uyur ve gece hiç beslenmeden sabah olabilir. Gece
beslenmesinin önemli olduğunu hemşire ve doktorumuz söylediğinden biz onları
dinledik ve gece uyandırıp besledik. Zaten tam uyanmıyorlardı. Mamalarını
içerken bir taraftan uykuya devam ediyorladı. İkiz bebekleri iki-üç saate bir
beslemek için uyandırın diyor bu kitapta. Farketmeden uyguladığım ilk yöntem bu
olmuş işte. Bir de eşimle yardımlaşma ve takım olma durumu..
İlerleyen aylarda artık o sürekli uyuyan bebekler uyandı ve
gündüz daha çok uyanık kalmaya başladılar. Yaklaşık ilk iki ay aynı yatağı paylaştılar.
Bu aylarda biri uyanıp ağlasa bile diğeri uyumaya devam edebiliyordu. Daha
sonra sığmadıkları için yataklarını ayırdık. Ama hala uykusu olan herşeye
rağmen uyuyabiliyordu. Derken biraz daha büyüdüler ve artık sallanmadan
uyumamamaya başladılar. Yataklarında hafifçe sallayarak uyutmaya başladık. Ana
kucaklarında da sallayıp uyutabiliyorduk. Ben her iki bebeği de aynı saatte
uyutmaya çalıştım hep. Bu gerçekten uygulanabilirse anne de bebekler de rahat
ediyor ve ilerleyen zamanlarda bunu faydasını görüyorsunuz. Farketmeden
uyguladığım ikinci yöntem de bu olmuş işte. Bebekleri aynı saatlerde besleyip
uyutmak..
Gün içinde üç saat uyumaya başladıkları 5-6-7 ve 8. aylarda
sabah ilk uykularını aynı saatte uyurlarsa daha sonra da aynı saatlerde uyuyabiliyorlardı.
Gündüz mutlaka saati gelince uyutuyordum bebeklerimi. ‘’ Uykusu gelince uyurlar
nasıl olsa! ‘’ demeden mutlaka uyutuyordum. Tabi ayakta sallama dönemindeydik
artık. Birini sallayıp uyutuyor sonra diğerini sallıyordum. Sıralarını bekliyorlardı
onlarda. Akşam ise erkenden uykuları
geliyorlardı ve sanırım saat en geç 20:00 da uyuyorlar gece bir iki kez
beslenip uyumaya devam ediyorlardı. Düzenli uyku bebekleri daha huzurlu
yapıyor. Çok şükür ben hiç hatırlamıyorum öyle durdurulamayan ağlamaları ve
sabahlara kadar uyumayan bebeğin başında beklediğimi. (Ateşli ve hasta
oldukları günler geceler hariç tabii.) Bebeklerim uykuyu gerçekten seviyorlar
sanırım. Gündüz hep aynı saatlerde uyumasalar da akşam mutlaka aynı saatte
uyuttum ve onlar da bu düzene uydular. Tabi bir ara erkenden uyudukları için
sabah saat dört buçukta uyanıyorlar ve saat sekizde sabah uykularını
uyuyorlardı. Bir o dönem zordu açıkçası. Uyguladığım diğer yöntem düzenli
gündüz uykusu uyumaları oldu böylece..
Sonraki 9-10-11 ve 12. aylarda gündüz uykuları ikiye düştü. Akşam
yine aynı saatlerde uyutmaya devam ettiler ama sabah kalkma saatleri uzamaya
başladı. Yavaş yavaş gece beslenmeleri de azaldı. Gece bir kez saat oniki-bir
gibi besliyordum sabaha kadar idare ediyordu onları. Böylece ben de daha çok
uyumaya başladım sonunda. Bir gün aniden bir karar aldım ve bebeklerimi ayakta
sallamayı bıraktım.. Yataklarına yatırıp kendi kendilerine uyutmaya başladım.
Onlar da uyumaya başladılar kendiliğinden. Böylece bebekleri uykulu ama uyanıp
yatağa bırakma ve kendiliğinden uyuma yöntemini uygulamış oldum geçte olsa..
13. ay ve sonrasında şu
an yirminci aylarındalar, gündüz uykuları bire indi ve akşam yatmaları
20:30-21:00 oldu. Gündüz uykuları iki saat falan sürüyor. Sabah hala
erkenciyiz. Saat 06:30-07.00 arası ayaktayız. Gündüz bazen uyamak istemiyorlar
yataklarında holayıp zıplıyorlar. Böyle anlarda onları yataktan çıkarmıyorum.
Yalnız bırakıp arada kontrol ediyorum. Bir süre sonra uyuyup kalıyorlar.
Uygulanan yöntem yatma zamanını kolyalaştırma. Yani sakinleştirip kendiliğinden
uyumalarını sağlama.. Gece artık beslenme yok. Akşam sütlerini içip uyuyorlar.
Diş ya da başka bir sorunları yoksa kesintisiz sabaha kadar uyuyabiliyorlar. Ben
bu uyku düzeninden memnunum açıkçası. Artık hangi saatte besleneceklerini,
hangi saatte uyuyacaklarını biliyorlar ve saatleri gelince uykuları da gelmiş
oluyor.
Bizim uyku düzeni böyle işte. Düzenli bir uyku sistemlerinin
olması için emek sarfettim ama. ‘’ Zorla çocukları uyutuyorsun! ‘’ diyenleri
dinlemedim ve hep belirli saatlerde uyuttum bebeklerimi. Şimdi bunun ödülünü
yaşıyorum. Artık bütün gece deliksiz uyuyabiliyorum. Tabi eşimin desteği olmasa
çok daha zor olurdu. Akşam o yatırıyor çocukları. O yatırınca daha kolay
uyuyorlar. Ben yatırınca tekrar kalkmak istiyorlar çünkü. Gece de uyanırlarsa
eşim kalkıyor ve ben gece dinlenip gündüz onlara daha enerjik bir şekilde
bakabiliyorum. Zaten ikiz bebekleriniz varsa eşiniz mutlaka yardım etmeli.
Paylaşım olunca daha kolay ilerliyor düzen..
Bu arada kitaptan bazı bölümleri paylaşmak isterim sizinle. Beynin
gücünün ancak uyku ile yenilendiğini söylüyor örneğin. Uyku problemi olan
çocuğun zihninin açık olmayacağı, dikkatinin dağılacağı, aşırı hareketli ya da
çok tembel olacağı bir de. İyi uyuyamayan çocuğun huysuz olacağı, kontrolünün
zorlaşacağı ve öğrenme yeteneklerinin azalacağı. Uykunun enerji sağladığı
belirtiliyor. Gün içinde birkaç kez uyuyan çocuğun gece daha iyi uyuyacağı
söyleniyor.. ‘’ Uyku uykunun mayasıdır.’’ deniliyor. ‘’ Bazı ebeveynler gündüz
uyumayan çocuğun gece daha iyi uyuyacağını zanneder. Aslında gündüz uykusu
çocuğu sakinleştirir ve gece daha iyi uyur.’’ deniliyor bir de.. Gündüz aylarına
göre üç, iki bir şeklinde azalan uyku düzeninin olması gerektiğini söylüyor.
Kitapta yer alan ikizler için beş adımda uyku eğitimiise
şöyle:
1. Bebeklerinizi
uyumak için kendi başlarına bırakırken, uykulu ama uyumuyor olsunlar.
2. Gün boyu kısa
uyanıklık aralıkları ile ikizlerinizi sıkça uyumaya bırakın.
3. Uyku Rutini Pratiği( besleme, alt değişme, banyo gibi)
4. Senkronize
düzenler oluşturmak( aynı anda besleme, aynı anda gündüz uykusu gibi)
5. Yatma zamanını
kolaylaştırın. Ağlama yok( bebeği sallama, bebeği yatağına yatırıp kendi başına
uyuma alışkanlığı kazandırma. Bunun için yatıştırıp yatağa bırakma kalkarsa
tekrar yatıştırp yatağa bırakmayı öneriyor. Uyuması gerektiğini bebek
anlamalı..
Uyku eğitimi takımı oluşturun deniliyor ayrıca.. Eşinizle
bebeğin bakımını paylaşarak kendinizde daha çok dinlenebilirsiniz deniliyor.Eşlerin
birbirine yardım etmesi gerektiği vurgulanıyor. Alt değişme, aynı anda besleme,
uyutma gibi durumlarda. Babaların yatma zamanlarında görevi devralmaları
gerektiği söyleniyor. Babalar uyuttuğunda bebeklerin daha kolay uyuduğu
belirtiliyor.
İkizlerim ne kadar uyumalı çizelgesi var bir de:
1-2 hafta 15-17
saat
1. Ay 13.5
saat
2. Ay 14.5 saat
3. Ay 14.5
saat
4. Ay 14.5
saat
6. Ay 14
saat
9. ay 14
saat
1 yaş 14
saat
2 yaş 13.5
saat
3 yaş 12.5
saat
4 yaş 12
saat
5 yaş 11
saat
Evet umarım bu yazı faydalı olmuştur. ‘’ Mışıl Mışıl Uyuyan
İkizler Mutlu Aileler ’’ kitabını ikiz ailelerine kesinlikle tavsiye ediyorum.
Özellikle hamileyken bu kitabı okursanız daha sonra benim gini farketmeden
söyelenenleri uyguladığınızı ve işe yaradığını görebilirsiniz. Mışıl mışıl
uyuyan ikizleriniz ve bol uykulu geceleriniz olması dileğiyle.. Sevgiler..
Yazıda Dr. Marc Weissbluth’un ‘’ Mışıl Mışıl Uyuyan İkizler
Mutlu Aileler ’’ kitabından alıntı yapılmıştır.
28 Ocak 2014 Salı
İkiz Annelerine Mektuplar - 2
Merhaba.. Bu mutlu bir ikiz annesinin diğer ikiz annelerine yazdığı ikinci mektubudur. Birinci mektup umarım yerine ulaşmıştır. Şimdi sıra yeni mektupta. Bu mektubumu hamileliği ilerlemiş, heyecanla bebeklerini kucağına almaya hazırlanan ikiz bebek annelerine yazıyorum. Yerine ulaşması dileğiyle..
Evet, şu an hamileliğinin kaçıncı haftası ya da kaçıncı
ayındasın bilmiyorum ama eminim günlerin çabucak geçmesini ve bir an önce
bebeklerine kavuşmayı hayal ediyorsun. Bu hayal çok büyük güç veriyor sana
aslında. Hamileliğin bittikten uzun bir süre sonra hamilelik resimlerine
bakacaksın. Belki şu an senin kocaman karnını görüp korkanlar gibi sen de halinden
korkacaksın. ‘’ Bu ben miyim, böyle miydim ben? ’’ diye şaşıracaksın.
Hamileliğin zorlu ve riskli ilk aylarını atlattıysan şu an
en keyifli dönemindesin diyebilirim. Hamile olan her kadın hemen karnının belli
olmasını ister. İkiz hamile olarak senin karnın çoktan belli oldu ve hamile
önceliklerinden yararlanmaya başladın. Market alışverişinde poşetlerine yardım
etmek isteyen görevliyi geri çevirme örneğin. Etrafta yediklerinden önce sana
ikram edenleri.. Otobüste yer verenleri.. İşyerinde ‘’ Sen biraz dinlen, ben
bakayım biraz.’’ diyen iş arkadaşını da.. Daha sonra bu tarz öncelikler olmuyor.
Bu hamile ayrıcalığı, her yerde geçerli olan.. Değerlendirmek gerekir.
Bu aylar kendini en rahat hissettiğin aylar. Kendini çok
enerjik, güzel ve canlı hissedebilirsin. Yürüyüş yapmaya başladın büyük
ihtimalle. Yürüyüş yapınca daha da iyi hissettiğini farkedeceksin. Bebekler de
sen rahat oldukça daha rahat olacaklar yerlerinde. Saçların gürleşecek, şaşıracaksın. Boyası gelmiş olsa da boyasız bile güzel görünecek saçların.
Aşerme denilen olayı yaşadın mutlaka. Gecenin bir yarısı kendini mutfakta irmik
helvası yaparken bulabilirsin. Mutfak deyince bu arada hiç üşenmeden değişik
yemekler yaparken görebilirsin kendini. Yaptığın her işte mutluluk ve heyecan
duyarsın. Hiç sevmediğin sütü iki bardak içince bile garip bir sevinç hissedersin.
İçinde iki canı besliyorsun ya.. İşte çoktan anne oldun sen..
Merakla beklediğin cinsiyetleri de belli oldu artık. İki
kız, iki erkek ya da bir kız bir erkek. Hepsi çok güzel. Ne olursa olsun sen
sağlıklı olsunlar da başka bir şey istemiyorsun değil mi? Cinsiyetlerini
duyanlardan etrafta ne kadar ikiz bebek hikayesi varsa dinleyeceksin. ‘’ İki
erkek çok zor! ‘’ ‘’İki kız çok iyi olur! ’’ ‘’ Bir kız bir erkek, daha ne
istiyorsun. Bir taşla iki kuş! ‘’ en popüler yorumlar. Benzerlerini de
duyabilirsin terslerini de. Bu yorumlara alışmalısın. Çünkü daha çok yorumlar
duyacaksın ilerleyen günlerde. İkiz annesi popüler olur dolayısıyla hayatı çok
merak edilir en özeline kadar!
En çok gitmek istediğin yer doktor kontrolleridir artık. Her
kontrol bebeklerinle bir kavuşmadır. Onlar hakkında doktorun bir sürü şey
anlatmasını beklersin heyecanla. Doktorun hızlıca söylediği birkaç cümle seni
bir sonraki kontrole kadar idare edecektir. Her muayene sonrası ultrason
çıktısı incelerken internet başında bulacaksın kendini. İnternette daha çok
ayrıntı niye yok diye kızacaksın. ‘’ Neden paylaşmazlar ki yaşadıklarını? ‘’
diyeceksin.. Bebeklerinin aldıkları her gr, uzadıkları her cm, görebildiğin her ayrıntı
mutlu edecek seni. Bir daha güçleneceksin. Şunu da yapayım, bunu da yiyeyim,
biraz daha çok dinleneyim diye bir daha hevesleneceksin.
Bir gün onların hareketlerini hissedeceksin. O gün bir daha
anlayacaksın anneliği. Ben burdayım diyen iki can. Dört ayak, dört elle küçük
dokunuşlarla.. Daha çok hissetsem diye karnını okşayıp seveceksin.. Onlara müzik dinletirken, şarkı, ninni söylerken bulacaksın kendini. ‘’ Nasıl
büyük bir sevgiymiş bu? ‘’ diye düşünüp inanamayacaksın. Görmeden, duymadan iki
canı sevmek.. Herşeyden çok onları düşünmek.. Mucize işte bu öyle değil mi?
Derken hamileliğin son dönemi denilen aylar gelecek. Artık
karnını gören seni doğum yapmak üzere zannedecek. Her yerde dikkat çekeceksin.
İkiz hamile olduğun öğrenilince bu ilgi daha da artacak. Cinsiyetlerini tahmin
edenler, tüp bebek mi diyenler, aynı yumurta mı ayrı yumurta mı diyenler ,normal
mi sezaryen mi doğum yapacağını merak edenler çoğalacak. Çalışıyorsan işine ara vermek zorunda
kalacaksın. Ya da sağlık raporlarıyla devam edeceksin işine. Oturmak, kalkmak,
yatmak daha da zorlaşacak.. Yatakta dönmek için ya da kalkmak için eşinden
destek alacaksın. Ev işlerini yavaş yavaş azaltman lazım. Artık ikiz annesi olarak
hayatında başkalarına ihtiyaç duyacağını anlamaya başlayacaksın.
Bir gün doktor alarm zillerinin çaldığını söylecek belki. ‘’
Bebekler gelmeye kalkmış durdurmalıyız! ‘’ diyecek. ‘’ Yine o ilk aylarda
yaptırdığın iğnelere benzer iğneler yaptırmaya başlayacaksın. Hemen yatacaksın.’’
diyecek. Teleşlanacaksın birden.. ‘’Nasıl yani, daha çok erken! ‘’ diye
düşüneceksin. '' Daha doğuma aylar var! '' diyeceksin. Bir anda eve dönüp kendini üçlü
koltuğa atıp yatmaya başlayacaksın. Daha ne kadar yatacağını bilmeden. ‘’ Hiç
önemli değil bebeklerim iyi olsun da ben yatarım. ‘’ diye düşüneceksin.. Acilen
hastane çantanı hazırlayacaksın bir taraftan. Alınması gereken acil ne varsa
oturup internetin başına alacaksın. Dışarı çıkıp dolaştığın günlerde
tamamlasaydım keşke eksikleri diye düşüneceksin. Bir telaşla hepsini halledeceksin.
Diğer kontrolde belki ‘’ Tamam kalk ’’ der doktor diye
düşünürken ‘’ Yatmaya devam, yatmaya devam, yatmaya devam! ‘’ duyduğun cümle olacak
diğer kontrollerde.. Yatacaksın günlerce, haftalarca, aylarca. Sıkılmadan,
yorulmadan hep o içindeki güç, cesaret ve sevgiyle. İki canın verdiği güç bu..
Evde bir yardımcıya ihtiyaç duyacaksın. Şanslıysan bir yardımcın olacak daha rahat
geçireceksin bu günleri.. Uzun süre yatmak zorunda kalan biri olarak
diyebilirimki o sabır ve güç veriliyor ikiz annesine. Bunu bilmek insanı çok
mutlu ediyor. Şükrettiriyor.
.
.
Artık aylar geçmiş ve sen hala yatmaktayken, karnından
ayaklarını bile göremez hala geleceksin. Karnın burnunda değil uçmuş bir
durumda olacak. Hep destek ve yardıma ihtiyaç duyacaksın. Bir de bebeklerin
hareket etmek istedikçe hep beraber sarsılıyor gibi olacaksınız. Herkes gözünüze çok zayıf görünecek. Koca
göbeğinden hep şikayetçi olduğunuz eşine '' Sen zayıfladın mı? '' derken bulacaksın
kendini. O da şaşıracak buna. Zorlu ama güzel günler. Sona yaklaşmanın heyecanı
ve artık gelseler durumu.. Çok değil kısa bir süre kucağında olacak bebeklerin
ve bu günler geride kalacak. Hatırlamakta bile zorlanacaksın..
Böyle işte bu süreç.. Herşeyin bir sonu olduğu gibi ne kadar
zor olsa da hamileliğin de sonuna geleceksin.. Belki planlı belki de sürpriz
bir şekilde kucağına alacaksın bebeklerini.. Hep o anı düşünerek güzel bir
hamilelik geçirmeni diliyorum. Sağlıkla bebeklerine kavuşmanı..
Öyle bir mucizeki ikiz hamileliği bir bedende üç canın
yaşaması.. O canlardan ikisinin çok daha önemli olması ve diğer üçüncü canın yani
kendi canınızın unutulması. Evet zor bir hamilelik ikiz hamilelik. Ancak öyle
bir sabır, güç, cesaret ve sevgi hediye ediliyorki ikiz annesine ne kadar zor
olsa da anne kendini hep çok iyi hissediyor. Müthiş bir pozitif enerji. Müthiş
bir bekleyiş ve kavuşma anı.. Bu güzel hediyeyi haketmek için seçilmekte müthiş
bir duygu bu arada.. Sevgiler..
27 Ocak 2014 Pazartesi
İkiz, Üçüz, Dördüz, Beşiz, Altız..
Geçen gün rüyamda altız bebeklerimin olduğunu gördüm. Altı
tane bebek.. Eşim üçünü almış ben diğer üçünü bakıyorduk. '' Hayır olsun!'' dedim kendi kendime. Sabah kendimce rüyamı yorumlamaya çalışırken
ikiden daha çok bebek sahibi olan kadınlar geldi aklıma. Üçüz, dördüz, beşiz,
altız anneleri. Onları düşününce benim durumumum daha kolay olduğunu anladım.
Onlar daha fazla bebeğe bakmak zorunda ve sanırım benim içinde bulunduğum
halden yakınmamam gerekiyor.
Televizyonda bir program vardı halen var mı bilmiyorum. Yabancı
bir kanalda yayınlanıyordu. İkiz bebekleri olan bir anne daha sonra altız bebek
annesi oluyor ve toplamda sekiz çocuk.. Onların günlük hayat hikayelerini
anlatan bir programdı ve ben çok izliyordum anne olmadan.. Oldukça
kalabalık bir aile olmalarına karşı çok sevimli gözüküyorlardı. O günün
şartlarıyla bu durumun bana sevimli gözükmesi normaldi ve o anneyi anlamam zordu elbette. Çünkü henüz bebek sahibi değildim. Şimdi tabi
onu çok daha iyi anlayabiliyorum. Sekiz çocuk ikisi ikiz, altısı altız.
Anne olarak tüm zamanınızı onlara ayırmak zorundasınız. O anne de işini
bırakmış gün boyu hiç durmadan çocukların peşinden koşturup duruyordu. Yorucu, yorucu, yorucu.. Bu arada yorucu olsa da çoğul annelik hala sevimli bence.. Acaba bilinçaltıma bu programdan mı yerleşti ikiz
anneliği? ‘’ Nasıl bir annelik ikiz anneliği? ‘’ diye düşündüm ve sanırım bana
da deneme fırsatı verildi. Ama ‘’ Altız anneliği nasıldır? '' diye düşünmüyorum.
Bilinçaltıma duyurulur.
Gerçekten çoğul annelik oldukça zorlu. Üçüz, dördüz annesi
olmak benim yaşadıklarımın daha da katlanmış hali. Bize tek bebek annelerinin
hep söylediği ‘’ Ben bir tanesine zor bakıyorum. Sen ikisine birden nasıl bakıyorsun!
‘’ cümlesini ben daha çok bebekli üçüz, dördüz vs. annelerine söylemeyeceğim. Bu cümleyi duyunca karşımdaki bana acıyormuş gibi geliyor. Acınacak bir durum yok aslında. Mutlaka çok daha zorlu ama bir kadının kaç bebeği olursa olsun hepsine yetecek
güç ve sevgi ona veriliyor diye düşünüyorum. Sadece sabır, güç ve kolaylıklar
diliyorum.
Daha çok bebekli anneler ikiz annesi olarak yaşadıklarımıza benzer ve daha fazlasını
yaşıyorlardır elbette. Üç, dört, beş bebeği birden beslemek, alt değişmek,
uyutmak vs. ne kadar yorucudur. Bize
sorulan bir sürü sorudan daha fazlasına maruz kaldıklarına da eminim. Belki
çalışma hayatını tamamen bırakmak zorunda kaldılar. Özellikle maddi yönden ne
kadar çok zorlandıklarını tahmin edebiliyorum. Bir çok yönden çok daha desteğe
ihtiyaçları vardır mutlaka. Yardım ve destek çoğul bebek sahibi annelerin en
önemli ihtiyacı..
Çoğul annelik deyince bebekleri, çocukları sürekli
birbiriyle ve başkalarıyla karşılaştırma yapma durumları geldi aklıma. Sürekli
kardeşleriyle, arkadaşlarıyla, komşunun çocuğuyla karşılaştırılarak büyümüş bir
toplum olarak hemen aynı karşılaştırmaları yapmak zorunda mı hissediyoruz
acaba? Başkalarıyla karşılaştırılmaktan hiç kimse hoşlanmaz sanırım. Öyleyse
bunu çocuklarımıza neden yapıyoruz. Özellikle annelerin bunu yapmasını
anlamakta zorlanıyorum. Her çocuğun bir birey olduğunu kabullenmemiz lazım. İkiz bile olsa iki ayrı bebek. Öyle dışardan sanıldığı gibi sürekli aynı anda aynı davranışları göstermiyorlar. Tam tersi ikisi tamamen farklılar. Bir de hep şu tepki verilir '' Ay iki tane (bebeğin ismi neyse onu söyleyip) den düşünemiyorum! ''. İkiz olunca aynı bebekten iki tane olmuyor. Çok gülüyorum bu tepkiye. Söylemeden geçemedim..
Benim çocuk yetiştirmekte en çok dikkat ettiğim konu bu.
Çünkü ben de hiç sevmezdim birileriyle karşılaştırılmayı. Olumlu olsa bile
rahatsız edici bir durum. Ne kadar dikkat etsem de bazen ‘’ Kardeşin yemeğini
yiyor hadi sen de ye. ‘’ tarzında cümleler kurarken buluyorum kendimi. Bir daha
yapmayacağım diyorum ama iki tane çocuk olunca bir yerden yakalıyor bu durum
beni. Ama dikkat ediyorum ısrarla. Başka biri yaptığında da uyarma ihtiyacı
hissediyorum. İkiz yetiştirmenin zor yanlarından biri. Farkındalık önemli
elbette. Hiç karşılaştırma yapmadan büyütemem belki ama en aza indirmeye
çalışabilirim.
İkiz, üçüz, dördüz ve daha çok çocuklu anneler bu konuda zorlanacaktır.
Peki başka annelerin sizin çocuğunuzla kendi çocuğunu karşılaştırma sorunu ne
olacak? Yaklaşık yaşlarda çocuğu olan annelerden ‘’ Seninki, dişlerini çıkardı
mı, benimki çıkaralı çok oldu.’’ ‘’ Yürüdü mü? Benimki yedi aydan beri yürüyor.’’
‘’ Yemeğini yiyebiliyor mu? Aa benimki ne
zamandır kendi başına yiyor. ‘’ ‘’ Hala bez mi kullanıyorsunuz? Biz bırakalı
çok oldu. ‘’ gibi bir sürü yorum duyabilirsiniz. Sürekli kendi çocuğunun
yaptığı her davranışı üstün yetenek gibi görme halleri. Karşıdakinin çocuğunu
gelişimini eksik kendininkini tam göre durumları. Bilemedim nasıl çözülür bu
durum. Bırakalım bu karşılaştırma hallerini biz özgüveni olan çocuklar
yetiştirmeye çalışalım desem. Çocuğumuzun bireyselliğini kabul edip başka
çocuklara göre değer biçmesek..Artık yenilenme, dönüşüm ve değişim çağındayız.
İstersek değişebiliriz.
Bir rüyadan nereye geldim. Altız bebekler bana ne mesaj
vermek istiyorlardı sanırım anlıyorum. Daha çok bebek sahibi olanları
hatırlayarak yaşamak ve çocuklarımı karşılaştırmamak. Çoğul bebek sahibi tüm
annelere kolaylıklar diliyorum. Bu yazıyı okuyan herkesten ister kendilerinin çocuğunuz olsun ister bir başkasının çocuğu karşılaştırma yapmaktan
vazgeçmelerini istiyorum. Bu kendinize yapılsa mutlu olmazdınız değil mi?
Sevgiler..
20 Ocak 2014 Pazartesi
Çocuk Parkları Temiz Olsun Lütfen..
Çocuklar yürümeye ve park nedir anlamaya başlayınca onları parka götürmeye karar verdik. Daha önceki küçük park ziyaretlerinde çok mutlu olmuşlardı. Özellikle salıncaklarda sallanmaya bayılmışlardı. Onların büyüdüğünü ve parkta oynadıklarını görmek bizi de mutlu ediyordu tabi..Apartmanımızın bahçesi bulunmadığından ve sokağımız da çocukların oynaması için uygun olmadığından acilen çocuklara çocuk parkı bulmamız gerekiyordu.Yaşadığımız yere yeni taşındığımızdan etrafta ne var ne yok çok fazla bilmiyorduk. Bir hafta sonu aldık çocukları etraftaki çocuk parklarını araştırmaya çıktık.
Evimize çok yakın bir park olduğunu görünce hemen
çocukları bıraktık. Koşmaya başladılar. Salıncaklara koştular tabi. Biraz
sallandıktan sonra topla oynamaları için bıraktık. Kenarda bankta oturan bir
teyze yanıma yaklaştı ve ‘’ Çocukları burada oynatma mikrop kaparlar. Buranın
kumunu hayvanların ihtiyaçlarını karşılamak için kullanıyorlar.’’ dedi. Ben
etrafa bir baktım her yer kumdu ve bizimkiler oturmuş kumla oynuyorlardı. Hemen
kaldırdık ve parktan ayrıldık. Park maceramız o gün kısa sürdü etrafta biraz dolaşıp
eve döndük.
Yaşadığım olayı komşuma anlatınca o da: ‘’ Biz de
götürmüyoruz o parka. Evet insanlar hayvanları için kullanıyorlar. Biz aşağıda
bir park var oraya götürüyoruz. ‘’ dedi. Bunun üzerine bizim çocuk parkı arama
maceralarımız devam etti böylece. Bir gün komşumun önerdiği parka gitmeye karar
verdik. Sonunda bulduk parkı. Bizim eve bir hayli uzaktı. Tam parka yönelince
bir kadın ‘’ O park pek temiz değil hayvanlar için kullanıyorlar. Bence ilerde
bir çocuk parkı var oraya gidin!’’ demez mi.. Biz yine düştük yollara. Diğer çocuk parkını bulduk. Biz o parkı bulana kadar çocuklar uyudu zaten. Biz de biraz
oturduk. Soğuduk açıkçası çocuk parklarından. Sonra yolumuza devam edip şehrin en büyük parkı denilebilecek hani şu içinde herşey olan kapsamlı parklardan birine gittik. Çocuklar orada oynadılar, koştular eve döndük.
Hiç aklıma gelmeyen bir durumdu çocuk parklarının bu amaçla
kullanıldığı. Çok şaşırdım gerçekten. Parklarda bir sürü çocuk oynuyor.
Düşüyorlar, kalkıyorlar kumlarla sürekli içiçeler. Tamam aşırı titiz olmayalım,
çocuklar sokakta, parkta bağışıklarını güçlendirsinler ama bu kadar da değil. Nasıl
bu amaçla kullanılıyor anlamıyorum.
Belki hayvan besleyenler bana kızacak ama çocuk parkları çocuklar için yapılmış
alanlar. Onların şu karmakarışık, kocaman şehirlerde oynayabilecekleri nefes
alabilecekleri tek yeşil alanlar. Lütfen hayvanlarınız için başka çözümler
arayın.
Biz yine götürüyoruz elbette çocuklarımızı parka. Ama
artık sadece salıncakta sallıyoruz, diğer oyuncaklarda oynatıyoruz yere
bırakmıyoruz. Üzülüyorum tabi bu duruma. Zaten sürekli evde olan çocuklar koşmak
oynamak istiyorlar ama o kadar rahat olamıyorum duyduklarımdan sonra. Elbette
parklarda, sokaklarda hayvanlar var ve belki onlarda kirletiyor parkları ama
özellikle, bilerek hayvanları getirip oyun alanlarını onların ihtiyaçları için kullanmak doğru değil
bence. Çocuk parkı olduğuna göre öncelik çocukların değil mi?
Ben sırf çocuklarım biraz yeşil alan görsün, koşsun
oynasın diye evimize üç kilometre uzakta olan parka götürürüm çocukları. Ama bunun için hafta sonunu beklemem gerekiyor. Ancak
eşimle gidebilirim. Ama evimin bir sokak altındaki çocuk parkı temiz olsaydı belki
hafta içi tek başıma çocukları biraz dolaştırabilirdim. Ben hayvan düşmanı falan değilim bu arada. Çocukluğu hayvanların içinde geçmiş, köyde büyümüş, çocuklarının ve diğer çocukların sağlığını düşünen bir anneyim sadece. Evcil hayvan sahiplerinden rica ediyorum: ''Elbette hayvanlarınızı parkta dolaştıracak gezdireceksiniz ama özellikle ihtiyaçlarını karşılamak için
oyun alanlarını tercih etmeyin.'' Söyleyeceğim sadece bu. Her çocuğun hakkı olan temiz çocuk parklarında
oynayabilmesi dileğiyle.. Sevgiler..
18 Ocak 2014 Cumartesi
Yaşadıklarımızı Kabullenmek Zamanı Geldi
Yazı yazmak ve paylaşmak kendimi ifade etme biçimim oldu bugünlerde. Hayatıma dair bazı paylaşımlar bana da iyi geliyor aslında. Genelde ikiz anneliği kimliğimle yazarken benim farklı kimliklerimin de olduğu geliyor aklıma arada. Amacım önceliğim ikiz anneliği hakkında yazmak olsa da bir taraftan da başka konular yazmak isteğimden de vazgeçemiyorum. Bu yazı belki ikiz anneliği hakkında bir yazı bekleyenlere sıkıcı gelebilir. Ama bugünkü konu içimden geldiği gibi..Biraz kişisel gelişim kokulu..
Bir defterim var benim arasıra bir şeyler yazdığım. Bugün onu karıştırırken uzun bir süre önce yazdığım bir yazımı gördüm. Hayatımda tesadüflere inanmaktan vazgeçtiğim için bu yazıyla bugün karşılaşmış olmamı da tesadüf olarak değerlendirmiyorum. Tesadüf yoksa ne var derseniz bence deneyim var , neden var. Yaşadığımız olaylar, karşılaştığımız insanlar, durumlar tesadüf değil. Hep bir seçim sonucu ve bize bir deneyim yaşatma amaçlı.
Bundan yaklaşık beş sene önce benim de hayatımda yoktu böyle inançlar. Sezgilerime çoğu kez güvensem de hep kendimi kısıtlama eğilimindeydim. Üzüldüğüm, kırıldığım olaylar için başkalarını suçlardım. '' O öyle olmasaydı, şu şunu demeseydi böyle olmazdı. '' diye sorumlululuğu kendime almayı reddederdim. Ta ki kişisel gelişim kavramı hayatıma girene kadar. İlk kuantum tekniği ile tanıştım. Sonra NLP , EFT, reiki. Bir sürü kitap okudum, araştırdım. Kursa katıldım. Anladım ki yaşadığım her şeyin nedeni benim seçimlerim. '' Bunu anlamak için bu kadar uğraşmaya gerek var mı? '' derseniz '' Demek ki benim ihtiyacım varmış!'' derim.
Sonrasında öğrendiğim teknikleri kendi hayatıma uygulamaya başladım. Gördüm ki gerçekten işe yarıyor ve değişiyorum, dönüşüyorum. Olumsuz durumlar yaşasam bile olanı olduğu gibi kabul ediyorum. Olanı olduğu kabul etmek..Evet bugün defterimde bu konuya rastladım. Yaşanan her şeyi kabul edebilmek. Güzel ve iyi şeyler için çok kolay tabi kabullenmek. Asıl sorun olumsuz durumlarda. Olumsuz bir şey yaşadığımızda kabullenmek istemeyiz kolayca. Bir suçlu ararız önce. Hani şu ''Derslerden iyi not alınca ben aldım, kötü not alınca öğretmen verdi'' hikayesi. Kötü notları almayı neden kabul edemeyiz. Neden zor gelir olumsuzu kabullenmek. Bizi üzer, yaralar, kırar, belki depresyona sokar değil mi? Ya da biz kendimizi üzeriz, yaralarız, kırarız ve depresyona sokarız. Aradaki bu farkı yakaladığınız anda hayatınız değişmeye başlıyor işte. Farkındalıkla.
Olanı olduğu gibi kabul edebilmek çok önemli. Kabullenmemek bir kısır döngüye neden oluyor. Aynı durumları, olayları yaşayıp duruyoruz sonra. Her şerde bir hayrın olduğunu görebilmek aslında bu kabulleniş. Yaşadığımız her neyse bunun bizim başımıza gelmesinin bir nedeni var. Bizim bir seçimimizin sonucu. Belki birini küçük gördük, belki kıskandık, belki nefret ettik ölesiye, belki de canını yaktık. Yaşattığımız her şeyi bizde yaşayacağız sonuçta ve bize geri dönüyor gönderdiğimiz olumsuz enerji. Her şey doğduğu kaynağa geri dönermiş sonuçta. Bu insanı nasıl sarsan bir durum değil mi? Birilerine gönderdiğimiz olumsuz duygular koşa koşa bir gün bize geri dönecekler. İçimizde de varsa daha başka o duygulardan kendimize nasıl zarar veririz bir düşünün. Negatif herşeyden arınıp pozitife yönelmek. Hayatta yargısız olabilmeyi öğrenmek. Hepimizin bir ve bütün olduğunu anlayabilmek. Birbirimizden farkımızın olmadığını anlamak. Bize gerekli olan bunlar aslında.
Olumsuz bir durumu kabullenirken elbette, o an bize nasıl bir duygu yaşatıyorsa onu hissedeceğiz. Ağlayacağız, üzüleceğiz belki ama sonrasında hayatımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. '' Bu benim başıma nasıl gelir'' durumuna takılmayacağız. Geçmişe takılmadan hep söylenen anı yaşamayı öğrenerek kendimiz yenileyeceğiz. Bunun için olumsuz bir durumda '' Olanı olduğu gibi kabul ediyorum'' deyin. Hayatta her şeyin negatif ve pozitifi ile varolduğunu hatırlayın. Bu sizi rahatlatacaktır.
Bugün böyle bir konu oldu işte. Evet ben bir anneyim. İkiz annesi olmamda tesadüf değil farkındayım. Yaşadığım diğer şeylerin tesadüf olmadığı gibi. Başkalarının hayatlarıyla uğraşmak yerine kendimi keşfetmeyi ve hayat amacımı bulmayı tercih ediyorum. Kendimi olumsuza odaklayıp üzülüp, kendimi yıpratmak yerine yaşadığım her günü huzurla geçirmeyi seçiyorum ve şükrediyorum. Bu deneyim alanında iki bebekle her gün yeni farkındalıklar kazandığım için mutluyum. Olanı olduğu gibi kabul edebilmeniz dileğiyle. Sevgiler..
Olanı olduğu gibi kabul edebilmek çok önemli. Kabullenmemek bir kısır döngüye neden oluyor. Aynı durumları, olayları yaşayıp duruyoruz sonra. Her şerde bir hayrın olduğunu görebilmek aslında bu kabulleniş. Yaşadığımız her neyse bunun bizim başımıza gelmesinin bir nedeni var. Bizim bir seçimimizin sonucu. Belki birini küçük gördük, belki kıskandık, belki nefret ettik ölesiye, belki de canını yaktık. Yaşattığımız her şeyi bizde yaşayacağız sonuçta ve bize geri dönüyor gönderdiğimiz olumsuz enerji. Her şey doğduğu kaynağa geri dönermiş sonuçta. Bu insanı nasıl sarsan bir durum değil mi? Birilerine gönderdiğimiz olumsuz duygular koşa koşa bir gün bize geri dönecekler. İçimizde de varsa daha başka o duygulardan kendimize nasıl zarar veririz bir düşünün. Negatif herşeyden arınıp pozitife yönelmek. Hayatta yargısız olabilmeyi öğrenmek. Hepimizin bir ve bütün olduğunu anlayabilmek. Birbirimizden farkımızın olmadığını anlamak. Bize gerekli olan bunlar aslında.
Olumsuz bir durumu kabullenirken elbette, o an bize nasıl bir duygu yaşatıyorsa onu hissedeceğiz. Ağlayacağız, üzüleceğiz belki ama sonrasında hayatımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. '' Bu benim başıma nasıl gelir'' durumuna takılmayacağız. Geçmişe takılmadan hep söylenen anı yaşamayı öğrenerek kendimiz yenileyeceğiz. Bunun için olumsuz bir durumda '' Olanı olduğu gibi kabul ediyorum'' deyin. Hayatta her şeyin negatif ve pozitifi ile varolduğunu hatırlayın. Bu sizi rahatlatacaktır.
Bugün böyle bir konu oldu işte. Evet ben bir anneyim. İkiz annesi olmamda tesadüf değil farkındayım. Yaşadığım diğer şeylerin tesadüf olmadığı gibi. Başkalarının hayatlarıyla uğraşmak yerine kendimi keşfetmeyi ve hayat amacımı bulmayı tercih ediyorum. Kendimi olumsuza odaklayıp üzülüp, kendimi yıpratmak yerine yaşadığım her günü huzurla geçirmeyi seçiyorum ve şükrediyorum. Bu deneyim alanında iki bebekle her gün yeni farkındalıklar kazandığım için mutluyum. Olanı olduğu gibi kabul edebilmeniz dileğiyle. Sevgiler..
Etiketler:
anı yaşamak,
anne blogları,
blogger anneler,
blogger ikiz bebek anneleri,
blogger nlp,
farkındalık,
ikiz anneliği,
ikiz annesi deneyimleri,
kişisel gelişim nedir,
kuantum,
NLP,
reiki
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



.jpg)






