ikiz anneliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ikiz anneliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Daha da Anneyim..



Anneler günü.. Çocukken Anneler Günü farklı bir anlam ifade ediyormuş, anneyken farklı. Çocukken annemizi hangi hediye ile sevindiririz derdindeydik. Şimdi anlıyorum ki bir anneye en kıymetli hediye evlatların varlığıymış.. Hani hep söylenir ya bir gün değil her gün anneler günü.. Gerçekten öyleymiş. Anne değilken anlayamıyor insan her günün anneler günü olduğunu. Şimdi anlıyorum. 

Bebeklerimin hayatıma girdiği o andan itibaren her gün benim. Kesintisiz tüm zamanım onların. Geçen bu sürede değişen ben. Daha mı güçlüyüm yoksa azaldı mı enerjim..  Daha mı sevecen daha mı şefkatli yoksa törpülendi mi kalbim.  Daha mı cesurum yoksa iyice korkak mı oldum. Daha çok mu gülüyorum yoksa unuttum mu gülmeyi.. Daha mı sabırlıyım yoksa en küçük şeye sinirleniyor dayanamıyor muyum artık.. 

Annelik.. Artı ve eksi uçlar.. Daha önce keşfetmediğim yönlerimi buldum bebeklerimle.. Artılarım kadar eksilerimi farkettim anne olunca. Eksilerim kadar da artılarım olduğunu. Duygularım bazen en dipte bazen tavan yapmış tepede. 

Hayatım değişti. İki yılda. Nasıl geçtiğini anlamadığım iki yılda.. Aniden hayatıma girdikleri o akşam üstünün şaşkınlığı şu an ne zaman büyüdüklerinde.. Zaman geçiyor ve daha da bir bağlanıyorum onlara. Canlarının yandığı her an benim canım daha çok yanıyor. Sevindiklerinde en mutlu benim. Her yeni keşifleri beni daha çok heyecanlandırıyor.

Bilmiyorum daha mı güçlüyüm, daha mı cesur, daha mı sabırlı, daha mı sevecen, daha mı, daha mı.. Bildiğim tek şey artık daha anneyim.. Bu anneler gününde bebeklerimle yaşadığım tüm deneyimler aklıma geliyor..  İyiki öyle davranmışım dediklerim, keşke öyle yapmasaydım dediklerim, hayallerim, umutlarım, dileklerim.. Hepsi de kabulüm.. 

Canları sağolsun yeter..

ve tabiki annem.. Şimdi daha iyi anladığım annem.. Buradan ona bir kez daha teşekkür ediyorum.. Benim için yaptığı herşey için. Başta annem olmak üzere tüm annelerin anneler gününü kutluyorum.. Sevgilerimle..

19 Mart 2014 Çarşamba

İkizlerle Evden Uzakta:)




Birkaç gündür yazı yazmıyorum.. Biraz tatildeydim de.. Geçen hafta çocukları alıp İzmit’te yaşayan can dostuma gittim. Uzun süredir görüşmüyorduk. En son onun düğününde görüşmüştük. Bu arada onun bir oğlu oldu şu an altı yaşında, benim de ikizlerim.. Sonunda zaman yaratıp biraraya gelebildik. Üniversiteden beri süren çok güzel bir arkadaşlığımız var onunla. Çocuklarımızla bir araya gelmekte ayrı bir keyif oldu.

Eşim bizi İzmit’e bırakıp döndü.. Çocuklar rahat bir yolculuk yaptırdı yine bize. İkisi de yol boyunca uyudular. Bu özelliklerini çok seviyorum. Yolculuktan korkmuyorum onlarla. Hemen uyku moduna geçiyorlar.  Neyse arkadaşıma kavuştuk ve çocuklarla baş başa kaldık. Uzun süredir ev dışında bir yerde kalmadıkları için tedirgindim biraz. Uyuyacaklar mı, oyun oynayacaklar mı, yoksa çıldıracaklar mı kestiremiyordum.. İlk gece tabi uyumadılar.. En geç saat dokuzda uyuyup kalan bıdıklarım saat on birde ancak uykuya daldılar. Gece birkaç kez uyanmalarına rağmen sabah erkenden yine ayaktaydılar.. Böylece koşturmamız başladı..

Sürekli evde olup yeni bir ortama girdikleri için merak duyguları oldukça yüksekti haliyle. Tabi hemen çekmeceler, dolaplar karıştırılmaya başladı. Gayet rahattılar tabi. Yeni gördükleri herşeyi incelediler. İkinci gün biraz daha alışmış olsalar da ağlama krizleriyle akşam oldu. Sürekli kucağımda oturmak istemeler, oyuncaklarla oynamamalar, herşeye mızmızlanmalar, hiçbir şey yememeler..

Derken üçüncü gün oldu ve bizimkiler yeni düzenlerine alıştılar. Akşam erkenden uyudular ve biraz da olsa bir şeyler yemeye başladılar. Arkadaşımın oğluyla oyunlar oynamaya da.. Biz de bu arada bol bol dertleştik tabi.. Yıllardır birikmiş konular ele alındı.. Sohbetler edildi, kahveler içildi.. İkimize de çok iyi geldi bu buluşmamız.

Ertesi gün çocuklar evde sıkıldı diye dışarı çıkalım dedik. Yakında bir alışveriş merkezi vardı oraya gittik. Alışveriş merkezine gittiğimizde benimkiler genelde arabalarından inmedikleri için kuzu kuzu etrafı izlerler, olaysız eve döneriz normalde. O gün arabadan indirmek gibi bir gaflette bulunduk. Oyun parkı vardı biraz eğlensinler diye indirdik. Birkaç oyuncağa binince hemen ortama alıştılar ve oyun parkından çıkaramadık çocukları. En son volümden çılgınlar gibi ağladılar. Zorla da olsa kucağımıza alıp bir alt kata indik. Bu arada asansör o kadar küçük ki arabamız sığmadı katlamak zorunda kaldık. Aklıma gelmişken bir çok AVM, market gibi yerlere bebek arabamızın ebatları küçük olmasına rağmen giremiyoruz. Binaları yaparken ikiz bebek arabalarını ve engellileri de düşünerek hareket etseler mutlu olacağım. Çünkü bizim arabanın giremediği bir çok yere engellilerin arabaları da giremiyor maalesef.

Evet alt kata biraz sakinleşmiş bir şekilde inmişken tam asansörün karşısında cep telefonu kılıfı satan bir reyon vardı. Kızım gitti cama resmen yapıştı. Cicili bicili renkli kılıfları oyuncak sandı. Nasıl ağlıyor oradan ayrılmamak için. Güç bela sonunda arabaya bindirdik ama ağlamalar bitmedi. Biraz dolaşalım dedik ama bizimkiler en yüksek sesten ağlamaya devam ettiler. Biraz oyalansınlar diye çubuk kraker verdik  ellerine. Onunla biraz oyalandılar ama ben gerildim tabi. Gidelim bari dedik. Yine araba asansöre sığmadı falan derken kızım elindeki çubuk krakerleri yerlere döktü. Alışveriş merkezinden nasıl kaçar gibi çıktık hatırlamıyorum. Bu arada ben cep telefonumu bir mağazada unutmuşum. Neyse ulaştılar sonra bana. Arkadaşım gidip aldı. Ama sanırım o da çok yoruldu bu geziden.

Neyse bir günde bari parka gidelim dedik. Çok güzel kocaman bir parka gittik. Oğlum uyudu.. Kızım koştu salıncaklara bindi. Saatlerce salıncaktan inmek istemedi. Bu arada oğlum uyandı. Beraber koştular oynadılar. Park gezimiz iyiydi eğlendiler.. Ta ki kızımın gözündeki kırmızılığı görene kadar. Gözü kanlanmıştı. Tabi panik yaptık doktora gittik hemen. Yolda oğlum kustu. Kızım çığlık attı. Sonunda doktora ulaştık. Önemli bir şey yok dedi doktor. Rahatladım derken  oğlum doktorun masasına kafasını vurdu. Onun da gözü aynen kardeşinin kanlandığı noktadan morardı. Bu günümüzü de böylece atlattık.

Kaldığımız sürece benim bebekler diyete girdi. Her zaman yedikleri yemekleri, yumurtayı bile yemediler. Arkadaşım ne yapacağını şaşırdı. Yapmadığı yemek kalmadı yesinler diye bizimkiler ağızlarını açmadı çoğu kez. Evden uzakta böyle maceralı günlerimiz oldu. Herşeye rağmen güzeldi.. Biz çocukları uyutup gece geç saatlere kadar oturduk. Tabi yorgunluk uykusuzluk etkiledi beni de.. Eve döndük ve çocuklarla beraber hepimiz hafif bir grip atlatıyoruz birkaç gündür.


Çocuklar eve girer girmez her yere koşturdular.. Oyuncaklarıyla oynadılar. Çok mutlu oldular. Evlerini özlemişler sanırım. Yeme düzenleri de eskisine geri döndü. Allah’ım ev kuşları.. Şimdi hayatımız normale döndü.. Buradan canım arkadaşım Hülya’ya bizi tüm zorluklarımıza rağmen sabırla ağırladığı için tekrar çok teşekkür ediyorum. İkizlerle yaşamadan ikiz bakımı nasıl oluyor anlaşılmıyor sanırım. Sürekli bana kolaylıklar dileyerek ayrıldık onunla.. Evden uzakta ikizlerle böyle geçti işte.. Bakalım bir daha ki gezimiz nereye nasıl olur.. Sevgilerimle..

10 Mart 2014 Pazartesi

Dört Mevsim Aşk.. Evlat..



Bir gün içime iki can düştü, kalbime de iki aşk.. İki kocaman aşk.. Yüreğim belki hiç bu kadar titrememişti, böyle yanmamıştı. O an vazgeçtim kendi canımdan. O iki can beni sarıp sarmalamaştı çoktan. Gerçek sevgi nedir, karşılıksız sevgi nedir anlamaya başlamıştım. İki canı koşulsuzca sevebilmek.. Her nefesinde önce onları düşünmek. Kendi canından önce onları düşünmek. Nasıl bir aşk nasıl bir sevgi bu.. Yaşanmadan bilinmeyen..

Bir ikiz annesiyim ben. Canına iki can katılan ve o andan itibaren hayatı değişen. Her şeyi iki kat yaşamaya zamanla alışan. Hiçbir şeye değişmeyeceğim de iki tane minik bedenin sevgisini yaşamam. Klasik söz hani tarifsiz bir duygu evlat sevgisi.. Bana tarif et deseler mevsimlere benzetirdim belki.. Bazen kış, bazen yaz.. Bazen de tatlı bir bahar. En uçta yaşanan duygular.. En zor anda bile kalbinizde cız eden bir aşk.. Yoğrulmuş bir karışım işte bu sevgi.  Hamuru minik iki kalp benim için..

Yaz mı kış mı bahar mı.. Nasıl bir tanım bu böyle derseniz anlatmak isterim size. Öncelikle  ilkbahar evlat sevgisi içinizi ısıtan, ılık ılık, tatlı tatlı yüreğinizi okşayan. Bulutların arkasından parlayan güneşle neşe ve umut veren. Tazecik dallarda yeşeren yapraklar arasında açılan çiçeklerle heyecanlandıran. Hamile olduğunuzu öğrendiğinizde yaşarsınız bu duyguları. Umut verir, heyecan verir, neşelendirir sizi. İçinizi ısıtır ve yüreğinize çok iyi gelir tatlı tatlı.

Sonrası yazdır bu sevginin. Kucağınızda iki kocaman göz parlarken sımsıcak yaz güneşi aydınlatır hayatınızı. Her şey aşırı sıcaktır ve kalbinizde o sıcakla yanıyordur cayır cayır. Çünkü kucağınızdaki mucizeye şahit olmuşsunuzdur. Bir de iki taneyse bu mucize daha da yanmaktasınızdır. Hep böyle olsun hiç değişmesin istersiniz. Kendi canınızı unutmuş kalbiniz yalnız onlar için atmaktadır sanki. Yaz sıcağı nasılsa işte öyle yakıcıdır evlat sevgisi. Sizi kendinizden geçirir, eritir, bitirir.. Yanmaktayken koklarsınız o mis kokuyu, su gibi ferahlatır sizi.. Doyamazsınız.. Tekrar tekrar koklarsınız..

Sonbahar gelir ya sonra.. Arada yağmur yağar, rüzgar eser.. Biraz havalar serinler.. Ama güneş hep vardır. Bulutlar gelse de bilirsiniz oradadır. Kucağınızdaki mucize de bazen değişkendir işte.. Hep sıcak hep ılık olmaz tabi arada serinletir sizi. Rüzgar gibi esiverir. Ne yapacağınızı şaşırdığınız anlar olur, telaş içine düşersiniz bazen. Ama o sevgi bilirsiniz ki hep vardır ve gün geçtikçe artmaktadır. Evlat sevgisi bu işte. Hayatta ne yaşarsanız yaşayın asla azalmayan..

Bir de kışı var tabi bu sevginin. Bazen fırtınalar koparan, bazen soğuktan donduran. En uçlara alıp sizi götüren. Ne yaşarsanız yaşayın sizin içiniz hep yanar. O kor düşmüş bir kere. Soğuk olsa da siz yanmaktasınız zaten. En büyük imtihan ya hani evlat. Bunu düşünür her karda, her fırtınada en sakin liman olursunuz.. İçinizdeki aşkla karları eritir, fırtınaları durdurursunuz. Canınızdan çoktan vazgeçmiştiniz sonuçta. Görmez, duymaz, düşünmesiniz kendinizi. Vazgeçersiniz. Bilirsiniz kıştan sonra bahar gelir..


Yavrum.. Yavrularım.. Canımın parçaları, diğer yarılarım.. Asla sevmekten vazgeçmeyeceğim mucizelerim. İyiki canımdalar ve  bana bu muhteşem duyguları yaşatıyorlar..  Sevgilerimle..

6 Mart 2014 Perşembe

Çalışmayan İkiz Annesi



Ben kendi standartlarında yaşayan orta halli bir ikiz annesiyim. Çalışıyordum, bebekler doğduktan sonra ücretsiz izne ayrıldım ve iznimin son ayları yaklaşıyor. İşime dönme zamanı yaklaştıkça çocukları kime, nereye bırakacağım sorunu da ortaya çıkıyor yavaş yavaş. Öncelikle bakıcıya bırakmayı düşünmüyorum. İşe döndüğümde çocuklar iki yaşlarını doldurmuş olacaklar ve ben de doğrudan kreşe başlatmayı düşünüyorum. Bu benim tercihim. Sizin görüşleriniz farklı olabilir.

Bakıcı nasıl bakar tahmin edemediğim için belki de kreşe başlatma isteğim. Şu an tamamen evde ev işleri ve çocuk bakımıyla geçen bir hayatım var. Her günümüz yaklaşık olarak bir diğerinin aynı sayılabilir. Kış olması ve benim hala çocukları tek başıma dışarıya çıkaramamam etkili tabi bu durumda. Oturduğumuz apartmanın bahçesi yok. Yakınlarda bir park var ama oraya kadar gitmeyi göze alamıyorum. Zaten parkta pek müsait değil çocuklar için. Daha önce  yazmıştım, insanlar genelde hayvanlarının ihtiyaçlarını karşılamak için kullanıyorlar. Dolayısıyla bizim dışarı çıkmalarımız hafta sonuna kalıyor. Hafta içi evdeyiz sürekli.

Tabi sürekli evde olduğumuz için çocuklar sıkılıyor. Yenilik, değişiklik istiyorlar. Oyuncaklarıyla daha az oynamaya başladılar bu aralar örneğin. Biraz oynayıp çabucak sıkılıp bir kenara fırlatıyorlar. Ben de yeni oyuncak almıyorum zaten bir sürü var ve sürekli yeni oyuncağa alıştırmak istemiyorum. Oyuncaklardan bıkınca birbirlerine sarıyorlar bir süre. Birinin elindekini diğerinin istemesi, birini diğerinin kovalaması, elbisesinden çekiştirip yerlere atması, kendince oyun sandıkları durumlara giriyorlar. Ondan da sıkılıp bana gelmek istiyorlar. İkisi birden kucağıma gelmek istiyor, tepeme çıkıyorlar bazen. Sonra koştur koştur odalarına gidiyorlar, yataklarına tırmanıyorlar, çekmecelerini karıştırıyorlar. Ben de bu arada hem onlarla oyunlar oynamaya hem de ev işlerimi yapmaya çalışıyorum. 

Beraber neler yapıyorsunuz derseniz kitaplarımız var onlar inceliyoruz. Defterlerimize karalamalar yapıyoruz. Müzik açıp oynuyoruz. Şarkı söyleyip hareketlerini yapıyoruz. Lego, yap boz yapıyoruz. Oyuncaklarla oynuyoruz. Araba sürüyoruz, bebeğe mama yediriyoruz. Topla gol atıyoruz.. Çok karışan anlarda televizyon açıyoruz ve televizyon izletiyorum. ''Aman sakın izletmeyin! '' uyarılarını sürekli duysam da maalesef açıyorum. Tabi gün boyu açık değil. Belirli programları izletiyorum.

Dün yine yoğun bir günümüzdü. Sabah kahvaltısı, mutfağın toplanması, çocuklarla oyun, yemek yapma, ev süpürme, çocukları banyo yaptırma, yemek yedirme, yeniden mutfağı toplama, çocukları uyutma, çamaşırları asma, kuruyanları katlama derken çocukların uyanması yeniden oyunlar, ikindi sütleri derken akşam oldu.. Her gün böyle tempolu değiliz ama saydıklarımdan banyo ve temizlik dışında diğerlerini her gün yapıyorum. Bu koşturma arasında fizik olarak çok yoruluyorum tabi. Bazen yorgunluktan çocuklara yetemediğimi düşünüp ‘’ Acaba ben beceremedim mi anne olmayı? ’’diye düşünüyorum. ‘’ Ev işleriyle uğraşmaktan yorulup çocuklarla yeterince ilgilenemiyor muyum? ‘’ diye düşünüyorum. Elimden geldiğince oturup onlarla oyunlar oynuyorum, ikisiyle de ayrı ayrı ilgilenmeye çalışıyorum ama ‘’ Yeterli değil miyim? ‘’ diye de düşünmeden edemiyorum.

Bir yardımcım olsa belki daha kolay olabilirdi işlerim. Ama şu an bir yardımcı alacak imkana sahip değilim. Çocuklar küçükken vardı ve tabi çok yardımı oluyordu bana. İstemediğim bazı davranışları olsa da  idare ediyorduk. O zamanlar daha çok yardıma ihtiyacım vardı tabi. Şimdi kendi kendilerine oyun oynayabiliyorlar ve bir süre yalnız bırakıp işlerimi yapabiliyorum örneğin. Gerçi ben başkasının yaptığı yemeği yiyemeyenlerdenim. Yardımcım varken o yemek yaparken mutfağa girmiyordum nasıl yaptığını görmeyeyim sonra yiyemem diye.. Şimdi haftalık temizliğe yardımcı geliyor ama ben o geldiği gün daha çok yoruluyorum. Sanırım başkasının yaptığı işler içime sinmiyor..

İşe dönünce nasıl bir hayatım olur bilemiyorum. Daha mı çok yorulurum daha mı rahat ederim şu an kestiremiyorum. Ama gün boyu bir evin içinde sürekli enerjik olma hali zor açıkçası. Yakınıyor muyum hayır elbette. Bu benim seçimim. İşime dönüp çocukları bakıcıya bırakabilirdim de.. Ya da kreşe gönderebilirdim. Ama ben kendim bakmayı seçtim bir süre. Yakınmıyorum çünkü ne kadar zorlansam da onlarla olmaktan mutluyum. Onlarla bir çok şey öğreniyorum ve kendimin de törpülenmesi gereken taraflarımı keşfediyorum. Yemeleri için ellerine verdiğim bisküvileri her yere ezdiklerinde eski hijyen takıntımın artık olmadığını farkediyorum. Onlar küçücük şeylere kahkahalarla gülerken demek ki gülmek için çok büyük nedenler aramamak lazım diye düşünüyorum. Yeni bir şey başardıklarında gözlerindeki sevinci görüp başka herşeyi unutabiliyorum. Her yeni kelimelerinde yorgunluğumu unutuyorum. O kadar alıştım ki herşeyi onlarla yapmaya kolayca işe dönebileceğimi de pek sanmıyorum.


Çalışmayan annenin ikizlere bakımı nasıl olur bol bol deneyimledim kısacası. Sırada çalışan annenin ikiz bakım deneyimleri var. Gerçi daha işe dönmeme aylar var ama dün çok yorulunca aklıma geldi işe başlayınca nasıl olur halim diye.. Yaşamadan bilinmiyor bir çok durum.. Ben de yaşayıp göreceğim.. Sevgilerimle..

4 Mart 2014 Salı

Anne Beni Farket!



Son zamanlarda mutlaka duymuşsunuzdur farkındalık kelimesini. Farkında olmak, kendinin, etrafındakilerin, diğer canlıların, yaşamın.. İnsanın hayatını değiştiren bir durum bence farkındalık. Bende öyle oldu da diyebilirim. İnsan kendisinin farkına varırsa değişmeye başlıyor hayatı yavaş yavaş. Öyle bir koşturmaca içindeyiz ki unutuyoruz kendimizi. Ne için yaşadığımızı.. Sadece günü tamamlama telaşındayız çoğu zaman. Farkında bile değiliz elimizin altından kayıp giden zamanın. Önce kendimizin farkına varmalıyız ki kalp gözümüz açılsın. Biz değişelim etrafımız da bizimle değişsin.

Nasıl olacak bu farkındalık peki? İnsan önce kendinin farkına nasıl varacak. Biraz ‘’Dur bakalım’’ diyerek kendine. Koşturmacanın içinde bir nefes alıp yavaşlayarak belki de. Gün içerisinde bir çok şey yapıyoruz. Bunların bir çoğu artık otomatik hale gelmiş alışkanlık olmuş davranışlar. Çalışıyorsak  sabah kalkıp işe gitmemiz, iş yerine yaptıklarımız, eve dönüşümüz ve evde yaşadıklarımız.. Çalışmıyor evdeysek sabah başlayan günlük işler ve akşam olana kadarki rutinimiz. Düşününce hep aynı şeyleri yaşıyormuşuz gibi gelebilir. Hep sanki bir sonraki gün yaşayacaklarımıza hazırlarız kendimizi. Hani okuyalım, işe girelim, evlenelim vs durumu. Anı yaşamak yerine hep yarına hazırlanırız.

İşte bu karmaşada durup ben ne yapıyorum diyebilmek farkındalık. Her ne yapıyorsak sadece onun farkına varabilmek. Yemek yaparken hani acaba tuz attım mı diye düşünürüz ya demek ki yemek yaparken yaptığımızın farkında değildik. Birisiyle konuşurken aklımızdan bir sürü düşünce geçer karşımızdakinin ne söylediğini sonra hatırlamayız ya yine farkında değiliz o anın. Sabah anahtarlarımı aldım mı acaba diye düşünürsek evden nasıl çıktığımızın farkında değiliz demek ki. Kısacası farkındalık her ne yapıyorsak ben şimdi bunu yapıyorum diye düşünüp diğer düşüncelerimizi durdurabilmek biraz. Dişimizi fırçalarken şimdi dişimi fırçalıyorum diye düşünmek örneğin. Geç mi kaldım işe saat kaç acaba diye düşünmemek.

Yaptıklarımızı düşünerek davranışlarımızın da farkına varabiliriz. Biri bize olumsuz bir söz söylediğinde hemen o kişiye kızmak yerine ‘’ Acaba hangi davranışım böyle düşünmesine neden oldu? ’’ diye kendimizi sorgulayabiliriz. ‘’ Bu olaydan benim ne öğrenmem gerekiyor? ’’ diye de.. Bir de ‘’ Acaba aslında bana ne söylemek istiyor? ’’ diye..  Kendimizi, duygularımızı sorguladıkça farkındalığımız artacak ve anı yaşamaya başlayacağız. Kendi içimize dönerek kızgınlıklarımızı, öfkelerimizi, hırslarımızı, mutsuzluklarımızı kimseyi suçlamadan tüm sorumluluğu üstelenerek sorguladığımızda değişim başlar hayatımızda.

Kendimizin farkına vardıkça etrafımıza da farkındalığımız artar. Eşimiz ve çocuklarımızla olan ilişkilerimiz değişir. Biri bize bir şey söylediğinde ‘’ Ne söylüyor, aslında ne söylemek istiyor?’’ bakışıyla yaklaşmamız ilişkilerimizi kuvvetlendirir. Herkes kendini anlatır cümlelerinde. Biri size bir öğüt veriyorsa aslında kendine söylemektedir bunu. Örneğin ‘’ Biraz daha sakin ol, üzme kendini. ‘’ derken belki de sakinlik kendinin ihtiyacıdır. Tabi her söylenenin altından alınacak bir şey bulmak değil belirtmek istediğim. Bana saçın güzel olmuş dedi, acaba beğenmedi de dalga mı geçiyor yaklaşımı değil. Sadece bize söylenenin farkına varabilmemiz gerekli olan. Biraz bu gözle bakmak lazım kişilere, olaylara, durumlara.. Görünenin arkasında ne olduğunu görebilme yeteneği biraz farkındalık.

Bebekler bize bunu hatırlatır aslında. Henüz konuşamayan bebek ağlayarak kendini ifade etmeye çalışır. Biz de ‘’ Acaba aç mı, altı mı kirli, gazı mı var? ‘’ diye tahmin etmeye çalışırız. Büyüyüp kendini ifade etmeye başladıkça biraz daha kolaylaşır işimiz. Ama bazen bir kelime onlar için farklı bir anlam ifade edebilir. Mama der örneğin aç sanırsınız aslında o su istemektedir. Tıpkı bebeklerde gördüğümüz bu durumu hayatımıza uygularsak iletişimimiz ve farkındalığımıza artacaktır. Eşimizden bir şey istediğimizde verdiği cevap hoşumuza gitmeyebilir bazen. Bir de ''Ne söylüyor, aslında ne söylemek istiyor? '' diye düşünürsek onu anlamamız kolaylaşabilir.

Çocuklarla kaliteli iletişim için bence kilit noktalardan biridir bu durum. Onlar büyüyüp artık kendilerini kolayca ifade etseler de bazen söyledikleri, söylemek istedikleri olmayabilir. Sadece yapmamız gereken onların söylediklerine dikkat etmemiz. Çocuklarımızı dinleyip karşılığında seni anlıyorum mesajını onlara verebilmemiz. Çığlık çığlığa ağlayan çocuğumuz ‘’Anne beni biraz sev! ‘’ diyor olabilir. Bacağımızdan çekiştiren çocuğumuz ‘’ Anne birazcık benimle ilgilen! ‘’ diyordur belki. Oyuncaklarını sağa sola fırlatıp çarpan çocuğumuz ‘’ Ben oyuncak değil, seni istiyorum anlasana! ‘’ mı diyor acaba.. Yemek yemeyi ısrarla reddeden çocuğumuz ‘’ Ben yemekle değil sevgiyle doyurulmak istiyorum! ’’ da diyor olabilir. Birazcık farklı bakmamız lazım sanırım olaylara. Olumsuz gördüğümüz davranışlarını yargılamak yerine anlamaya çalışmak çocuklarımızı sadece.

Çok koşturan, her yeri dağıtan çocuğumuzu hemen ‘’ Yaramaz bu çocuk! ’’ diye etiketlemek yerine aslında merak duygusunu geliştirdiğini farketmek.. Sürekli baskı ve sınırlar koyarak engellemek yerine çocuğun kendi olmasına izin vermek.. Önceliği çocuklarımıza vermek. Bazen ev işlerimiz, telefon görüşmelerimiz, izlediğimiz televizyon programları, komşuyla iki çift lafımız, internet gezmelerimiz öncelikli olabiliyor hayatımızda. Bu arada ben işimi yapayım sen oyna diye bıraktığımız çocuğumuz saatlerce bizden onunla ilgilenmemizi bekliyor. Sıranın kendine gelmesini. İşte o gözlerde görebilirsiniz ''Anne beni farket! '' bakışını..

Zaman hızla geçiyor ve çocuğumuza ‘’ Aa ne zaman büyüdün sen anlamadım.’’ derken buluyoruz kendimizi. Çünkü onlar büyürken başka önemli işler peşinde koşup farketmedik belki. Yaptığımız her iş unutuluyor da geriye sadece anılar kalıyor. Çocuklarımızla güzel anılar kalsın istiyorsanız birazcık onları anlamaya çalışın. Siz otuz yıldır hayattaysanız onların kaç yıldır hayatta olduklarını düşünün ve biraz da o gözle bakın çocuklarınıza.

Bir ikiz annesi olarak ben çocuklarımla öğreniyorum bir çok şeyi. Sabırlı olmayı, sakin olmayı örneğin. Farkındalığım onlarla artıyor. Yaptıkları bir hareket söyledikleri, bir kelime beni bir basamak yukarıya taşıyor bazen. Özgüveni olan çocuklar yetiştirmeye çalışıyorum ve bunun için de önce kendi özgüvenimi geliştiriyorum. İki birey yetişiyor karşımda ve bazen ne yapacağımı şaşırdığım anlar oluyor. İkisine de eşit yaklaşma telaşım beni endişelendiriyor. İki tane çığlık atan çocukla bazen elim ayağıma dolaşıyor. Bazen ikisi de bana sarılmak kucağıma gelmek istediğinde işler karışıyor. Bir oyuncak iki el arasında kopma noktasına gelebiliyor. Böyle anlarda hep önce kendim durup sakinleşmeyi tercih ediyorum. Hani oksijen maskesini önce kendine takma durumu. O anda ikisinin de ne söylemek istediğine odaklanıyorum. Yani farkında olmaya çalışıyorum. Ben ne kadar sakin olup onları anlamaya çalışırsam onlar da o kadar çabuk sakinleşiyor. Önemli olan her anın kıymetini bilebilmek sanırım. Herkesin hayatın farkında olmasını diliyorum. Sevgilerimle..




28 Şubat 2014 Cuma

Blogum En Güzel Seçildi:)



Daha önce www.blogdeposu.blogspot.com' da ''En Güzel Aile Blogları'' yarışmasına katıldığımı yazmıştım hatırlarsınız. Bugün yarışma sonuçlanmış ve blogum birinci seçilmiş. Çok mutlu oldum bu habere. Blogumu güzel bulup oy kullanan herkese çok teşekkür ediyorum. Bu arada güzellik denince akla hemen görsellik gelir. Blogumun tasarımını yapıp bu güzel görünümüne kavuşturan www.bloggertasarim.com' a buradan tekrar teşekkür ediyorum. Blogunuz varsa ve tanıtımını yapmak isterseniz siz de www.blogdeposu.blogspot.com 'u ziyaret edin derim. Yarışma sonucuna BURADAN ulaşabilirsiniz. Sevgiler..

7 Şubat 2014 Cuma

Komşu Komşu Hu Hu..




Birkaç aydır sürekli hastalık haberleri duymaktan, izlemekten yorulmuştum. Grip salgını, bulunamayan ilaçlar.. ''Çocuğunuzu dışarı çıkarmayın salgın var , yok çıkarın soğuk hava iyi gelir!''  söylemleri vs. Hasta olanları gördükçe ‘’ Aman çocuklara gelmesin hastalık falan! ‘’ modundaydım. En zoru da çocukların hasta olmasıdır anneler iyi bilir. Annenin hasta olması da çok zormuş anladım birkaç gün önce kendimi acilde bulunca.

Evet ‘’ Aman hasta olmayayım! ‘’ derken ben de hastalandım. Ben hasta olmayayım düşüncesinin de hastalığı çağırma yöntemi olduğunu bildiğim halde yine yakalandım işte bu tuzağa. Çok şükür salgın ve bulaşıcı olan şu çok popüler hastalık değildi benimki. Benim için popülerliğini hiç yitirmeyen migren yine. ‘’ Biliyorum senin sebebini sevgili migrenim artık beni terket! ’’ desem de bir türlü beni bırakmayan migrenim.

Bir gece başlayan şiddetli baş ağrısı ve mide bulantısı ile sabaha kadar beni uğraştırdı. Sabah oldu eşim işe gidecek ama beni ve çocukları bırakıp gidemiyor. Birkaç saat izin aldı çocuklara bakıyor ama ben ilaçlarımı almama rağmen düzelmek yerine daha da kötüleştim. Hastaneye gitmemiz gerekiyordu. Peki ya çocuklar ne olacak onlara kim bakacaktı? O halimle çocukları hazırlayıp onları da hastaneye götürmek bana çok zor geliyordu. Eşim hazırlardı elbette ama çocukları hastaneye sürüklemek hiç işime gelmiyordu açıkçası. Doğru dürüst kimseyi tanımadığımız bu şehirde ‘’ Hadi gel ihtiyacım var sana ’’diyecek birini bulmak zordu o an için.

Komşularımı düşündüm. ‘’ Bir ihtiyacın olursa ara. ’’ diyen ama benim hayatımı gözetlemekten başka işleri olmayan komşularımı. Bana sabah kaçta kalkıp akşam kaçta yattığımı, gece hangi saatte ışığımızın açık olduğunu söyleyen komşumu mu çağırsaydım yoksa evime girip çıkanı takip edip sonra da merakından kim olduklarını öğrenmeye gelen komşumu mu? İmalı imalı '' Çocukların sesleri geliyordu yine! '' diyen duyduğu konuşmalardan örnekler veren komşumu mu yoksa her fırsatta ağzımdan bir iki kelime dedikodu alıp gitmeye çalışan komşumu mu? ''Çamaşırın hiç bitmiyor, makinen hiç susmuyor!'' diyen komşumu mu? Hiç biri çekici gelmedi o an için. '' Annemden uzakta olmuş zormuş.'' diye düşündüm yine. Annemin '' Ben size o kadar uzaklara gitmeyin demiştim!'' dediğini duyar gibi oldum. Üzüldüm bir de kendi kendime. Bu arada başım çatlayacak gibi ağrıyor midem sürekli bulanıyordu. Bir yandan da çocukları düşünüyordum. Eşim tüm gün izin almış bakıyordu ama aklım çocuklardaydı. Yattığım yerden onları özlüyordum. Bir de benim yanıma gelmek için ağladıklarını gördükçe daha kötü oldum tabi..

Seçenek ararken evime temizliği de gelen apartman görevlisinin eşini aradım. O '' Tamam ben bakarım.'' deyince çocukları ona bırakıp hemen hastaneye gittik. Klasik testler serumlar vs. Eve geldik hala iyi değildim. Uzun saatler süren yatmalar ve bir gece daha baş ağrılarıyla geçen bir süreden sonra iyileştim. Bu arada beni o halde gören kızımın içli içli ağlamasını hiç unutamıyorum. Hemen hissetti hastalığımı ve sonra tüm gün kucağımdan inmek istemedi. Her şeyi ne kadar çabuk hissediyorlar ve anlıyorlar. Bizim sandığımızdan çok daha fazlasını hissediyorlar. Hastalığımı anlatmak değil niyetim bu arada. Günümüzdeki komşuluk ilişkilerini  birazcık aktarmak kendimce..

Her zaman ailemizden yakınlarımızdan biriyle aynı şehirde yaşayamayız. Aynı şehirde tanıdıklarımız olsa bile ihtiyacımız olduğunda o an müsait olmayabilirler. Gelemeyebilirler. Hasta ve bir şehirde yalnızsan iki çocukla  son çare hep beraber toplanıp hastaneye gitmek tabi.. Ama bu soğuk günlerde kat kat çocuğu giydir, eşyalarını hazırla, dışarı çıkar bir de hastane ortamına girdir yapmak istediğim en son şey o an için benim. Komşular tabi hemen yardıma koşmalı diye düşünüyor insan ama  eskidenmiş o komşu dayanışmaları. Kapılarınız birbirine bakıyor, odalarınız dip dibe ama herkesin dünyası kendine artık.

Ben şu an yaşadığım apartman için diyebilirim ki artık komşulukta belli kriterlere sahip. Öncelikle apartmanın genel bir konsepti oluyor. Bizimkinin konsepti çalışmayan ev hanımları. Genelde artık lise ve üniversite çağında çocukları olan eşlerinin emekliliği gelmiş, kendi aralarında günler, toplantılar düzenleyen bir komşu konsepti. Her an birbirinin evine girip çıkabilen kahvaltı, kahve, çay saatlerinde toplanan bir yapıdalar. Ben tabi onlara biraz farklı geldim sanırım. Şu an olmasa bile çalışıyorum, onlara göre  daha gencim, çocuklarım daha küçük.. Yaşam anlayışım farklı. Birkaç kez bana aynı uygulamaları yapmaya çalışsalar da bir sonuç alamayınca vazgeçtiler sanırım. Ben onların ne günlerine ne gezmelerine ayak uyduracak durumdayım. Hal böyle olunca eskiden sık sık gelen komşularım artık daha az gelir oldular ve artık içeriye girmeden kapıdan dönmeye başladılar. Böyle bir ortamda da başım sıkışınca '' Hadi gel yardım et bana!'' diyebileceğim bir komşuluk ilişkim olmadı dolayısıyla.

Garip gelen durumlar bana işte. Belki hep çalıştığım için bana zor geliyor bu ilişkileri yaşatmak. Çat kapı birinin evine girip kahve, çay içmek. İki çift dedikodu yapmak. Bunlar tamam da anlayamadığım şu gözetleme merakları. Ben dışarıda ne olup bittiğinin farkında değilken onlar apartmana kim geldi kime geldi hepsinin farkındalar. Bir de gelip ayak üstü bana anlatıyorlar etrafta ne olup bittiğini. Olaylardan geri kalmayayım istiyorlar sanırım. Sürekli '' Bize de gel, bize de gel! '' diyorlar. Ama hiç biri '' İki bebekle gelemezsin birini ben alayım sen diğerini, hadi gel! '' demiyor. Ben de çok gitme arzusunda olmadığımdan sanırım çözüm üretmiyorum bu duruma. Bir tabağa iki dilim kek koyup garip bir gülümseme ile ''Geçende tabağımı geç getirdin şimdi bunu hemen alayım!'' diyorlar. O iki keki yemeden iade etme isteği uyandırıyorlar. ''Geçen gün şu plakalı arabayla doktordan mı geliyordunuz? '' derken ben bindiğimiz arabanın plakasını düşünüyorum '' Yok doktora gitmedik gezdik!'' derken buluyorum kendimi. Evi koklayıp hangi yemeği yaptığımı tahmin etmeye çalışıyorlar. Sürekli zile sonuna kadar basıp '' Aa çocuklar uyuyorlar mıydı?'' diyene ne demeli.. Kendilerinin çocuk yetiştirme yöntemlerini anlatmalarını hiç açmayayım. En sinir olduğumda sürekli ''Siz neden buraya taşındınız anlamıyorum!'' diyen komşum..

Ne yapalım herkes nasıl büyütüyorsa çocuklarını biz de büyüteceğiz. Bazen hasta, bazen yorgun.. Bazen herşey yolunda bazen eksikler fazla.. Bazen aileden uzakta bazen yakında. Günümüz koşulları neyi gerektiriyorsa öyle.. Kimseyi '' Niye bana yardımcı olmuyorsun ya da niye çocuklarıma bakmıyorsun! '' diye yargılayamam. Çocuklar benim ve elimden geldiğince onlara bakmak benim sorumluluğum elbette. Bunun için kimseye kızmaya da hakkım yok. Sadece bu hastalık bana komşularımı hatırlattı. Meraklı komşularımı. Paylaşmak istedim. '' Artık komşuluk ilişkileri niye eskisi gibi değil? '' derseniz artık insanlar hayatlarında daha özgür olmak istiyorlar derim. Sürekli hayatlarını merak eden insanlara fazla yaklaşmak istemiyorlar. Herkes kendi hayatını istediği gibi yaşamak istiyor. Birileriyle zoraki paylaşımda bulunmaktansa kendi haline yaşamayı tercih ediyorlar. Herkesin gündemi farklı artık. Evlerinde ne olup bittiğinin başkaları tarafından gözetlenmesini garip bulup onlarla paylaşacak noktalarının olmadığını da düşünüyor olabilirler.. Herkese dilediği gibi komşularla karşılaşmayı diliyorum.. Sevgiler..

31 Ocak 2014 Cuma

Doğuştan Hazır Arkadaş: İkiz Kardeş




Geçen gün sosyal medyada fotoğraflarımın birine ‘’ İkiz olarak doğmak ne kadar büyük şans!’’ diye yorum yapılmış. Ben de ‘’ Evet doğuştan arkadaşınızın hazır oluyor.’’ dedim. Gerçekten ikiz kardeş en iyi arkadaş olabilir mi zamanla?  Bekleyip göreceğiz. 

Anne karnında başlayan paylaşım arkadaşlığın ilk temeli olmalı. İlk olarak anne karnında verdikleri hayata tutunma çabasında ortaklar ikizler..  Kalplerinin çarpmaya başladığı ilk saniyeden itibaren arkadaş onlar. İlk paylaşmak zorunda oldukları yer anne karnı ve sonrasında anneleri.. Aylarca aynı karını paylaşırken, bazen birbirlerine sokulup uyuma, bazen sığamayınca birbirini ittirme, biri uyurken öbürü hareketlenip diğerini tekmeleme.. Arkadaşlık öyle bir şey değil mi zaten. Bazen sarılırsınız, bazen uzaklaşırsınız. Her şartta herşeyi paylaşırsınız..

Doğumla ikizlerin paylaşımı devam eder. Önce aynı yatağı paylaşmaya başlarlar. Biberonlar, emzikler, anne memesi, mamalar, bezler, yastıklar, battaniyeler, kıyafetler, paylaşılır yeri geldiğinde.. Paylaşıma bir de baba eklenir tabi doğumla.. Onlar bu duruma çok erken alışmışlardır zaten. Yaşamın bir paylaşım alanı olduğunu ve hakkınızın başkalarının hakkını ihlal eden noktada bittiğini çok erken öğrenirler. Sevginin de paylaşılması gerektiğini. Birini kucaklayıp severken öbürü beklemeyi öğrenir. Biri beslenirken, uyutulurken, altı değiştirilirken, banyo yaptırılırken de.. Alışırlar bu durumlara kolayca.

Sonrasında büyürler emeklerler, yürürler, koşarlar.. Paylaşmaya devam ederler. Kısa süre sonra aralarında bir dil geliştirdiklerini görürüsünüz. Paylaştıkları bu kez kendi dilleridir, ikisinden başka kimsenin anlamadığı.. Birbirleriyle her şeyi paylaşırlar da başka biri gelince işte orada zorlanırlar. Annelerinin kucağında başka bir bebek varsa hemen inmelidir. İkisinindir sadece o kucak. İkisinden biri varsa sorun değil. Aynı şey babalar için de geçerli tabi. O sadece onların babasıdır. Sadece ikisi paylaşabilir onu da.. 

Tabi her zaman böyle güzel güzel olmaz bu paylaşımlar. Söz konusu aynı oyuncakla oynama isteğiyse örneğin. Her ikisi de ısrarla aynı oyuncağı ister. Sonunda birinin elinde kalır diğeri çığlığı basar. Çok geçmeden o oyuncak bir kenara atılmış aynı süreç başka oyuncak için başlamıştır. Az sonra bakarsınız o da atılmış ikisi sessiz sessiz beraber oynuyorlar. İkisi de kaşık almış kovadan bir şeyler yer durumda bulabilirsiniz.. Ya da legoları takmaya çalışırken beraber.. Bazen anne kucağı paylaşılamaz. İkisi de aynı anda gelmek isterler kucağa. Anlaşma sağlanamazsa ikisini birden kucaklarsınız. Bazen paylaşılamayan bir yastıktır ya da bir koltuk.. Bazen de bir bardak. Böyle geçer işte paylaşım deneyimleri.

Tek çocuğu olanlara denilir ya hep ‘’ Aman kardeş yap, sonra paylaşmayı bilmez ‘’ diye. Doğru olabilir. Sonradan geleni kabullenmek ve paylaşımda bulunmak zor olabilir ilk çocuğa. Farklı iki yaşta kardeşlerin paylaşımı nasıl olur bilemiyorum ama ikizler daha çabuk alışıyor sanırım bu duruma. Bazen özellikle oyuncakları paylaşamayıp çığlıklar atsalar da bir çok şeyi paylaşmayı öğreniyorlar kısa sürede. Bir de sürekli oynayacak arkadaşları var yanlarında. Koşturmaca oynarken onları kovalayacak arkadaşı yanında hemen. Başka birine ihtiyaç duymuyorlar şu an. Gelecekte ne olur bilemem.

Başka çocuklarla bir arada olmak zorunda kaldıkları kreşe gittiklerinde örneğin. Daha da büyüyüp okula gittiklerinde de birbirlerinin en iyi arkadaşı olmaya devam ederler mi? Bilemiyorum ama eminim ta anne karnında aralarına kurulan bağ onları hep birbirlerine bağlayacak. Birinin diğerine ihtiyacı olduğunda hemen koşacak. Öyle umut ediyorum. Şu an bile biri ağladığında öbürü yanına koşup susturmaya çalışıyor örneğin. Ya da emziğini veriyor ağzına. O hiç paylaşamadıkları oyuncağı koşup getiriyor ağlayana. Biri uyanık diğeri uyuyorsa oynamak için uyandırmaya çalışıyor diğerini. Bazen de sarılıp sevmeye çalışıyorlar birbirlerini..Bu hallerini gördükçe her zaman '' En iyi arkadaş kardeş mi oluyor? '' diye düşünmeden edemiyorum. Büyüdükçe bozulan masumiyetler kardeşlerin arkadaşlığını da bozuyor mu acaba?

Ben bebeklerim için hayırlısını diliyorum ve her zaman arkadaş olabilmelerini. Birbirlerini hep çok sevmelerini ve bir kardeşin bazen her şeyden çok daha önemli olduğunu unutmamalarını. Canınızdan kanınızdan bir parça ya kardeş öyle değil mi? İkiz olunca belki bu can daha kıymetli olur. Sonuçta doğuştan arkadaşınızdır ikiziniz..Sevgiler..  

30 Ocak 2014 Perşembe

Nasıl Uyuyacak Bu İkizler?



Hamileyken ikiz bebeklerle ilgili ne var ne yok araştırırken Dr. Marc Weissbluth’un ‘’ Mışıl Mışıl Uyuyan İkizler Mutlu Aileler ’’ kitabını okumuştum. Bebekler yeni doğduğunda bir iki kez bakmış ‘’ Bebeklerim zaten hep uyuyor ihtiyaç yok! ‘’ diye kaldırmıştım. Aklımda kalan sadece ‘’ Bebeğiniz uykulu ama uyanıkken yatağına koyun. ‘’ kısmıydı. Onun dışında bir şey hatırlamadığımı sanıyordum. Ama aslında çok şey öğrenmişim bu kitaptan ve farketmeden uygulamışım. Kitabı bugün tekrar inceleyince farkettim bunu..

Evet uzun ve yorucu bir hamilelikten sonra bebeklerinize kavuşursunuz. Kavuşursunuz ama bebekleriniz ilk günlerde sürekli uyur. Şaşırırsınız hep böyle uyuyacaklar mı diye. Bazen uyansalar da sevsem, beslesem diye düşünürüsnüz. Benim böyle oldu ilk hissettiklerim. Bebeklerim sürekli uyuyorlardı minicik birer melektiler sanki. Yukardan bir yerlerden masumiyetin en saf hali olarak evimize inmişlerdi sanki. İki tane mucize..

Yenidoğan bebekler sürekli uyuyarak günlerini geçirirler. Arada zorla açılan gözleri ile ‘’ Neresi burası ben nerdeyim? ‘’ der gibi etrafa bakarlar. Benim bebeklerim de sürekli uyuyorlardı tabi o ilk günler. Doktorumuz iki saate bir gece gündüz beslememizi söylemişti. Hatta gece biz bebekleri kaldırıp besliyor, altlarını değişip tekrar uyutuyorduk. Gece iki üç saate bir uyguluyorduk bunu. Tabi biz bu arada uykusuzluktan perişan haldeydik. Belki garip geldi size bebeği uykusundan kaldırıp beslemek. Ama o günlerde bebeği bıraksan sabaha kadar uyur ve gece hiç beslenmeden sabah olabilir. Gece beslenmesinin önemli olduğunu hemşire ve doktorumuz söylediğinden biz onları dinledik ve gece uyandırıp besledik. Zaten tam uyanmıyorlardı. Mamalarını içerken bir taraftan uykuya devam ediyorladı. İkiz bebekleri iki-üç saate bir beslemek için uyandırın diyor bu kitapta. Farketmeden uyguladığım ilk yöntem bu olmuş işte. Bir de eşimle yardımlaşma ve takım olma durumu..

İlerleyen aylarda artık o sürekli uyuyan bebekler uyandı ve gündüz daha çok uyanık kalmaya başladılar.  Yaklaşık ilk iki ay aynı yatağı paylaştılar. Bu aylarda biri uyanıp ağlasa bile diğeri uyumaya devam edebiliyordu. Daha sonra sığmadıkları için yataklarını ayırdık. Ama hala uykusu olan herşeye rağmen uyuyabiliyordu. Derken biraz daha büyüdüler ve artık sallanmadan uyumamamaya başladılar. Yataklarında hafifçe sallayarak uyutmaya başladık. Ana kucaklarında da sallayıp uyutabiliyorduk. Ben her iki bebeği de aynı saatte uyutmaya çalıştım hep. Bu gerçekten uygulanabilirse anne de bebekler de rahat ediyor ve ilerleyen zamanlarda bunu faydasını görüyorsunuz. Farketmeden uyguladığım ikinci yöntem de bu olmuş işte. Bebekleri aynı saatlerde besleyip uyutmak..

Gün içinde üç saat uyumaya başladıkları 5-6-7 ve 8. aylarda sabah ilk uykularını aynı saatte uyurlarsa daha sonra da aynı saatlerde uyuyabiliyorlardı. Gündüz mutlaka saati gelince uyutuyordum bebeklerimi. ‘’ Uykusu gelince uyurlar nasıl olsa! ‘’ demeden mutlaka uyutuyordum. Tabi ayakta sallama dönemindeydik artık. Birini sallayıp uyutuyor sonra diğerini sallıyordum. Sıralarını bekliyorlardı onlarda.  Akşam ise erkenden uykuları geliyorlardı ve sanırım saat en geç 20:00 da uyuyorlar gece bir iki kez beslenip uyumaya devam ediyorlardı. Düzenli uyku bebekleri daha huzurlu yapıyor. Çok şükür ben hiç hatırlamıyorum öyle durdurulamayan ağlamaları ve sabahlara kadar uyumayan bebeğin başında beklediğimi. (Ateşli ve hasta oldukları günler geceler hariç tabii.) Bebeklerim uykuyu gerçekten seviyorlar sanırım. Gündüz hep aynı saatlerde uyumasalar da akşam mutlaka aynı saatte uyuttum ve onlar da bu düzene uydular. Tabi bir ara erkenden uyudukları için sabah saat dört buçukta uyanıyorlar ve saat sekizde sabah uykularını uyuyorlardı. Bir o dönem zordu açıkçası. Uyguladığım diğer yöntem düzenli gündüz uykusu uyumaları oldu böylece..

Sonraki 9-10-11 ve 12.  aylarda gündüz uykuları ikiye düştü. Akşam yine aynı saatlerde uyutmaya devam ettiler ama sabah kalkma saatleri uzamaya başladı. Yavaş yavaş gece beslenmeleri de azaldı. Gece bir kez saat oniki-bir gibi besliyordum sabaha kadar idare ediyordu onları. Böylece ben de daha çok uyumaya başladım sonunda. Bir gün aniden bir karar aldım ve bebeklerimi ayakta sallamayı bıraktım.. Yataklarına yatırıp kendi kendilerine uyutmaya başladım. Onlar da uyumaya başladılar kendiliğinden. Böylece bebekleri uykulu ama uyanıp yatağa bırakma ve kendiliğinden uyuma yöntemini uygulamış oldum geçte olsa..

13. ay ve sonrasında şu an yirminci aylarındalar, gündüz uykuları bire indi ve akşam yatmaları 20:30-21:00 oldu. Gündüz uykuları iki saat falan sürüyor. Sabah hala erkenciyiz. Saat 06:30-07.00 arası ayaktayız. Gündüz bazen uyamak istemiyorlar yataklarında holayıp zıplıyorlar. Böyle anlarda onları yataktan çıkarmıyorum. Yalnız bırakıp arada kontrol ediyorum. Bir süre sonra uyuyup kalıyorlar. Uygulanan yöntem yatma zamanını kolyalaştırma. Yani sakinleştirip kendiliğinden uyumalarını sağlama.. Gece artık beslenme yok. Akşam sütlerini içip uyuyorlar. Diş ya da başka bir sorunları yoksa kesintisiz sabaha kadar uyuyabiliyorlar. Ben bu uyku düzeninden memnunum açıkçası. Artık hangi saatte besleneceklerini, hangi saatte uyuyacaklarını biliyorlar ve saatleri gelince uykuları da gelmiş oluyor.

Bizim uyku düzeni böyle işte. Düzenli bir uyku sistemlerinin olması için emek sarfettim ama. ‘’ Zorla çocukları uyutuyorsun! ‘’ diyenleri dinlemedim ve hep belirli saatlerde uyuttum bebeklerimi. Şimdi bunun ödülünü yaşıyorum. Artık bütün gece deliksiz uyuyabiliyorum. Tabi eşimin desteği olmasa çok daha zor olurdu. Akşam o yatırıyor çocukları. O yatırınca daha kolay uyuyorlar. Ben yatırınca tekrar kalkmak istiyorlar çünkü. Gece de uyanırlarsa eşim kalkıyor ve ben gece dinlenip gündüz onlara daha enerjik bir şekilde bakabiliyorum. Zaten ikiz bebekleriniz varsa eşiniz mutlaka yardım etmeli. Paylaşım olunca daha kolay ilerliyor düzen..

Bu arada kitaptan bazı bölümleri paylaşmak isterim sizinle. Beynin gücünün ancak uyku ile yenilendiğini söylüyor örneğin. Uyku problemi olan çocuğun zihninin açık olmayacağı, dikkatinin dağılacağı, aşırı hareketli ya da çok tembel olacağı bir de. İyi uyuyamayan çocuğun huysuz olacağı, kontrolünün zorlaşacağı ve öğrenme yeteneklerinin azalacağı. Uykunun enerji sağladığı belirtiliyor. Gün içinde birkaç kez uyuyan çocuğun gece daha iyi uyuyacağı söyleniyor.. ‘’ Uyku uykunun mayasıdır.’’ deniliyor. ‘’ Bazı ebeveynler gündüz uyumayan çocuğun gece daha iyi uyuyacağını zanneder. Aslında gündüz uykusu çocuğu sakinleştirir ve gece daha iyi uyur.’’ deniliyor bir de.. Gündüz aylarına göre üç, iki bir şeklinde azalan uyku düzeninin olması gerektiğini söylüyor.

Kitapta yer alan ikizler için beş adımda uyku eğitimiise şöyle:
 1. Bebeklerinizi uyumak için kendi başlarına bırakırken, uykulu ama uyumuyor olsunlar.
 2. Gün boyu kısa uyanıklık aralıkları ile ikizlerinizi sıkça uyumaya bırakın.
 3. Uyku Rutini Pratiği( besleme, alt değişme, banyo gibi)
 4. Senkronize düzenler oluşturmak( aynı anda besleme, aynı anda gündüz uykusu gibi)
 5. Yatma zamanını kolaylaştırın. Ağlama yok( bebeği sallama, bebeği yatağına yatırıp kendi başına uyuma alışkanlığı kazandırma. Bunun için yatıştırıp yatağa bırakma kalkarsa tekrar yatıştırp yatağa bırakmayı öneriyor. Uyuması gerektiğini bebek anlamalı..

Uyku eğitimi takımı oluşturun deniliyor ayrıca.. Eşinizle bebeğin bakımını paylaşarak kendinizde daha çok dinlenebilirsiniz deniliyor.Eşlerin birbirine yardım etmesi gerektiği vurgulanıyor. Alt değişme, aynı anda besleme, uyutma gibi durumlarda. Babaların yatma zamanlarında görevi devralmaları gerektiği söyleniyor. Babalar uyuttuğunda bebeklerin daha kolay uyuduğu belirtiliyor.

İkizlerim ne kadar uyumalı çizelgesi var bir de:

1-2 hafta               15-17 saat
1. Ay                     13.5 saat
2.  Ay                    14.5 saat
3. Ay                     14.5 saat
4. Ay                     14.5 saat
6. Ay                     14 saat
9. ay                     14 saat
1 yaş                    14 saat
2 yaş                    13.5 saat
3 yaş                    12.5 saat
4 yaş                    12 saat
5 yaş                    11 saat               

Evet umarım bu yazı faydalı olmuştur. ‘’ Mışıl Mışıl Uyuyan İkizler Mutlu Aileler ’’ kitabını ikiz ailelerine kesinlikle tavsiye ediyorum. Özellikle hamileyken bu kitabı okursanız daha sonra benim gini farketmeden söyelenenleri uyguladığınızı ve işe yaradığını görebilirsiniz. Mışıl mışıl uyuyan ikizleriniz ve bol uykulu geceleriniz olması dileğiyle.. Sevgiler..


Yazıda Dr. Marc Weissbluth’un ‘’ Mışıl Mışıl Uyuyan İkizler Mutlu Aileler ’’ kitabından alıntı yapılmıştır.

28 Ocak 2014 Salı

İkiz Annelerine Mektuplar - 2


Merhaba.. Bu mutlu bir ikiz annesinin diğer ikiz annelerine yazdığı ikinci mektubudur. Birinci mektup umarım yerine ulaşmıştır. Şimdi sıra yeni mektupta. Bu mektubumu hamileliği ilerlemiş, heyecanla bebeklerini kucağına almaya hazırlanan ikiz bebek annelerine yazıyorum. Yerine ulaşması dileğiyle..

Evet, şu an hamileliğinin kaçıncı haftası ya da kaçıncı ayındasın bilmiyorum ama eminim günlerin çabucak geçmesini ve bir an önce bebeklerine kavuşmayı hayal ediyorsun. Bu hayal çok büyük güç veriyor sana aslında. Hamileliğin bittikten uzun bir süre sonra hamilelik resimlerine bakacaksın. Belki şu an senin kocaman karnını görüp korkanlar gibi sen de halinden korkacaksın. ‘’ Bu ben miyim, böyle miydim ben? ’’ diye şaşıracaksın.

Hamileliğin zorlu ve riskli ilk aylarını atlattıysan şu an en keyifli dönemindesin diyebilirim. Hamile olan her kadın hemen karnının belli olmasını ister. İkiz hamile olarak senin karnın çoktan belli oldu ve hamile önceliklerinden yararlanmaya başladın. Market alışverişinde poşetlerine yardım etmek isteyen görevliyi geri çevirme örneğin. Etrafta yediklerinden önce sana ikram edenleri.. Otobüste yer verenleri.. İşyerinde ‘’ Sen biraz dinlen, ben bakayım biraz.’’ diyen iş arkadaşını da.. Daha sonra bu tarz öncelikler olmuyor. Bu hamile ayrıcalığı, her yerde geçerli olan.. Değerlendirmek gerekir.

Bu aylar kendini en rahat hissettiğin aylar. Kendini çok enerjik, güzel ve canlı hissedebilirsin. Yürüyüş yapmaya başladın büyük ihtimalle. Yürüyüş yapınca daha da iyi hissettiğini farkedeceksin. Bebekler de sen rahat oldukça daha rahat olacaklar yerlerinde. Saçların gürleşecek, şaşıracaksın. Boyası gelmiş olsa da boyasız bile güzel görünecek saçların. Aşerme denilen olayı yaşadın mutlaka. Gecenin bir yarısı kendini mutfakta irmik helvası yaparken bulabilirsin. Mutfak deyince bu arada hiç üşenmeden değişik yemekler yaparken görebilirsin kendini. Yaptığın her işte mutluluk ve heyecan duyarsın. Hiç sevmediğin sütü iki bardak içince bile garip bir sevinç hissedersin. İçinde iki canı besliyorsun ya.. İşte çoktan anne oldun sen..

Merakla beklediğin cinsiyetleri de belli oldu artık. İki kız, iki erkek ya da bir kız bir erkek. Hepsi çok güzel. Ne olursa olsun sen sağlıklı olsunlar da başka bir şey istemiyorsun değil mi? Cinsiyetlerini duyanlardan etrafta ne kadar ikiz bebek hikayesi varsa dinleyeceksin. ‘’ İki erkek çok zor! ‘’ ‘’İki kız çok iyi olur! ’’ ‘’ Bir kız bir erkek, daha ne istiyorsun. Bir taşla iki kuş! ‘’ en popüler yorumlar. Benzerlerini de duyabilirsin terslerini de. Bu yorumlara alışmalısın. Çünkü daha çok yorumlar duyacaksın ilerleyen günlerde. İkiz annesi popüler olur dolayısıyla hayatı çok merak edilir en özeline kadar!

En çok gitmek istediğin yer doktor kontrolleridir artık. Her kontrol bebeklerinle bir kavuşmadır. Onlar hakkında doktorun bir sürü şey anlatmasını beklersin heyecanla. Doktorun hızlıca söylediği birkaç cümle seni bir sonraki kontrole kadar idare edecektir. Her muayene sonrası ultrason çıktısı incelerken internet başında bulacaksın kendini. İnternette daha çok ayrıntı niye yok diye kızacaksın. ‘’ Neden paylaşmazlar ki yaşadıklarını? ‘’ diyeceksin.. Bebeklerinin aldıkları her gr, uzadıkları her cm, görebildiğin her ayrıntı mutlu edecek seni. Bir daha güçleneceksin. Şunu da yapayım, bunu da yiyeyim, biraz daha çok dinleneyim diye bir daha hevesleneceksin.

Bir gün onların hareketlerini hissedeceksin. O gün bir daha anlayacaksın anneliği. Ben burdayım diyen iki can. Dört ayak, dört elle küçük dokunuşlarla.. Daha çok hissetsem diye karnını okşayıp seveceksin.. Onlara müzik dinletirken, şarkı, ninni söylerken bulacaksın kendini. ‘’ Nasıl büyük bir sevgiymiş bu? ‘’ diye düşünüp inanamayacaksın. Görmeden, duymadan iki canı sevmek.. Herşeyden çok onları düşünmek.. Mucize işte bu öyle değil mi?

Derken hamileliğin son dönemi denilen aylar gelecek. Artık karnını gören seni doğum yapmak üzere zannedecek. Her yerde dikkat çekeceksin. İkiz hamile olduğun öğrenilince bu ilgi daha da artacak. Cinsiyetlerini tahmin edenler, tüp bebek mi diyenler, aynı yumurta mı ayrı yumurta mı diyenler ,normal mi sezaryen mi doğum yapacağını merak edenler çoğalacak.  Çalışıyorsan işine ara vermek zorunda kalacaksın. Ya da sağlık raporlarıyla devam edeceksin işine. Oturmak, kalkmak, yatmak daha da zorlaşacak.. Yatakta dönmek için ya da kalkmak için eşinden destek alacaksın. Ev işlerini yavaş yavaş azaltman lazım. Artık ikiz annesi olarak hayatında başkalarına ihtiyaç duyacağını anlamaya başlayacaksın.

Bir gün doktor alarm zillerinin çaldığını söylecek belki. ‘’ Bebekler gelmeye kalkmış durdurmalıyız! ‘’ diyecek. ‘’ Yine o ilk aylarda yaptırdığın iğnelere benzer iğneler yaptırmaya başlayacaksın. Hemen yatacaksın.’’ diyecek. Teleşlanacaksın birden.. ‘’Nasıl yani, daha çok erken! ‘’ diye düşüneceksin. '' Daha doğuma aylar var! '' diyeceksin. Bir anda eve dönüp kendini üçlü koltuğa atıp yatmaya başlayacaksın. Daha ne kadar yatacağını bilmeden. ‘’ Hiç önemli değil bebeklerim iyi olsun da ben yatarım. ‘’ diye düşüneceksin.. Acilen hastane çantanı hazırlayacaksın bir taraftan. Alınması gereken acil ne varsa oturup internetin başına alacaksın. Dışarı çıkıp dolaştığın günlerde tamamlasaydım keşke eksikleri diye düşüneceksin. Bir telaşla hepsini halledeceksin.

Diğer kontrolde belki ‘’ Tamam kalk ’’ der doktor diye düşünürken ‘’ Yatmaya devam, yatmaya devam, yatmaya devam! ‘’ duyduğun cümle olacak diğer kontrollerde.. Yatacaksın günlerce, haftalarca, aylarca. Sıkılmadan, yorulmadan hep o içindeki güç, cesaret ve sevgiyle. İki canın verdiği güç bu.. Evde bir yardımcıya ihtiyaç duyacaksın. Şanslıysan bir yardımcın olacak daha rahat geçireceksin bu günleri.. Uzun süre yatmak zorunda kalan biri olarak diyebilirimki o sabır ve güç veriliyor ikiz annesine. Bunu bilmek insanı çok mutlu ediyor. Şükrettiriyor.
.
Artık aylar geçmiş ve sen hala yatmaktayken, karnından ayaklarını bile göremez hala geleceksin. Karnın burnunda değil uçmuş bir durumda olacak. Hep destek ve yardıma ihtiyaç duyacaksın. Bir de bebeklerin hareket etmek istedikçe hep beraber sarsılıyor gibi olacaksınız.  Herkes gözünüze çok zayıf görünecek. Koca göbeğinden hep şikayetçi olduğunuz eşine '' Sen zayıfladın mı? '' derken bulacaksın kendini. O da şaşıracak buna. Zorlu ama güzel günler. Sona yaklaşmanın heyecanı ve artık gelseler durumu.. Çok değil kısa bir süre kucağında olacak bebeklerin ve bu günler geride kalacak. Hatırlamakta bile zorlanacaksın..

Böyle işte bu süreç.. Herşeyin bir sonu olduğu gibi ne kadar zor olsa da hamileliğin de sonuna geleceksin.. Belki planlı belki de sürpriz bir şekilde kucağına alacaksın bebeklerini.. Hep o anı düşünerek güzel bir hamilelik geçirmeni diliyorum. Sağlıkla bebeklerine kavuşmanı..

Öyle bir mucizeki ikiz hamileliği bir bedende üç canın yaşaması.. O canlardan ikisinin çok daha önemli olması ve diğer üçüncü canın yani kendi canınızın unutulması. Evet zor bir hamilelik ikiz hamilelik. Ancak öyle bir sabır, güç, cesaret ve sevgi hediye ediliyorki ikiz annesine ne kadar zor olsa da anne kendini hep çok iyi hissediyor. Müthiş bir pozitif enerji. Müthiş bir bekleyiş ve kavuşma anı.. Bu güzel hediyeyi haketmek için seçilmekte müthiş bir duygu bu arada.. Sevgiler..


27 Ocak 2014 Pazartesi

İkiz, Üçüz, Dördüz, Beşiz, Altız..



Geçen gün rüyamda altız bebeklerimin olduğunu gördüm. Altı tane bebek.. Eşim üçünü almış ben diğer üçünü bakıyorduk. '' Hayır olsun!'' dedim kendi kendime. Sabah kendimce rüyamı yorumlamaya çalışırken ikiden daha çok bebek sahibi olan kadınlar geldi aklıma. Üçüz, dördüz, beşiz, altız anneleri. Onları düşününce benim durumumum daha kolay olduğunu anladım. Onlar daha fazla bebeğe bakmak zorunda ve sanırım benim içinde bulunduğum halden yakınmamam gerekiyor.

Televizyonda bir program vardı halen var mı bilmiyorum. Yabancı bir kanalda yayınlanıyordu. İkiz bebekleri olan bir anne daha sonra altız bebek annesi oluyor ve toplamda sekiz çocuk.. Onların günlük hayat hikayelerini anlatan bir programdı ve ben çok izliyordum anne olmadan.. Oldukça kalabalık bir aile olmalarına karşı çok sevimli gözüküyorlardı. O günün şartlarıyla bu durumun bana sevimli gözükmesi normaldi ve o anneyi anlamam zordu elbette. Çünkü henüz bebek sahibi değildim. Şimdi tabi onu çok daha iyi anlayabiliyorum. Sekiz çocuk ikisi ikiz, altısı altız. Anne olarak tüm zamanınızı onlara ayırmak zorundasınız. O anne de işini bırakmış gün boyu hiç durmadan çocukların peşinden koşturup duruyordu. Yorucu, yorucu, yorucu.. Bu arada yorucu olsa da çoğul annelik hala sevimli bence.. Acaba  bilinçaltıma bu programdan mı yerleşti ikiz anneliği? ‘’ Nasıl bir annelik ikiz anneliği? ‘’ diye düşündüm ve sanırım bana da deneme fırsatı verildi. Ama ‘’ Altız anneliği nasıldır? '' diye düşünmüyorum. Bilinçaltıma duyurulur. 

Gerçekten çoğul annelik oldukça zorlu. Üçüz, dördüz annesi olmak benim yaşadıklarımın daha da katlanmış hali. Bize tek bebek annelerinin hep söylediği ‘’ Ben bir tanesine zor bakıyorum. Sen ikisine birden nasıl bakıyorsun! ‘’ cümlesini ben daha çok bebekli üçüz, dördüz vs. annelerine söylemeyeceğim. Bu cümleyi duyunca karşımdaki bana acıyormuş gibi geliyor. Acınacak bir durum yok aslında. Mutlaka çok daha zorlu ama bir kadının kaç bebeği olursa olsun hepsine yetecek güç ve sevgi ona veriliyor diye düşünüyorum. Sadece sabır, güç ve kolaylıklar diliyorum.

Daha çok bebekli anneler ikiz annesi olarak yaşadıklarımıza benzer ve daha fazlasını yaşıyorlardır elbette. Üç, dört, beş bebeği birden beslemek, alt değişmek, uyutmak vs. ne kadar yorucudur.  Bize sorulan bir sürü sorudan daha fazlasına maruz kaldıklarına da eminim. Belki çalışma hayatını tamamen bırakmak zorunda kaldılar. Özellikle maddi yönden ne kadar çok zorlandıklarını tahmin edebiliyorum. Bir çok yönden çok daha desteğe ihtiyaçları vardır mutlaka. Yardım ve destek çoğul bebek sahibi annelerin en önemli ihtiyacı..

Çoğul annelik deyince bebekleri, çocukları sürekli birbiriyle ve başkalarıyla karşılaştırma yapma durumları geldi aklıma. Sürekli kardeşleriyle, arkadaşlarıyla, komşunun çocuğuyla karşılaştırılarak büyümüş bir toplum olarak hemen aynı karşılaştırmaları yapmak zorunda mı hissediyoruz acaba? Başkalarıyla karşılaştırılmaktan hiç kimse hoşlanmaz sanırım. Öyleyse bunu çocuklarımıza neden yapıyoruz. Özellikle annelerin bunu yapmasını anlamakta zorlanıyorum. Her çocuğun bir birey olduğunu kabullenmemiz lazım. İkiz bile olsa iki ayrı bebek. Öyle dışardan sanıldığı gibi sürekli aynı anda aynı davranışları göstermiyorlar. Tam tersi ikisi tamamen farklılar. Bir de hep şu tepki verilir '' Ay iki tane (bebeğin ismi neyse onu söyleyip) den düşünemiyorum! ''. İkiz olunca aynı bebekten iki tane olmuyor. Çok gülüyorum bu tepkiye. Söylemeden geçemedim..

Benim çocuk yetiştirmekte en çok dikkat ettiğim konu bu. Çünkü ben de hiç sevmezdim birileriyle karşılaştırılmayı. Olumlu olsa bile rahatsız edici bir durum. Ne kadar dikkat etsem de bazen ‘’ Kardeşin yemeğini yiyor hadi sen de ye. ‘’ tarzında cümleler kurarken buluyorum kendimi. Bir daha yapmayacağım diyorum ama iki tane çocuk olunca bir yerden yakalıyor bu durum beni. Ama dikkat ediyorum ısrarla. Başka biri yaptığında da uyarma ihtiyacı hissediyorum. İkiz yetiştirmenin zor yanlarından biri. Farkındalık önemli elbette. Hiç karşılaştırma yapmadan büyütemem belki ama en aza indirmeye çalışabilirim.

İkiz, üçüz, dördüz ve daha çok çocuklu anneler bu konuda zorlanacaktır. Peki başka annelerin sizin çocuğunuzla kendi çocuğunu karşılaştırma sorunu ne olacak? Yaklaşık yaşlarda çocuğu olan annelerden ‘’ Seninki, dişlerini çıkardı mı, benimki çıkaralı çok oldu.’’ ‘’ Yürüdü mü? Benimki yedi aydan beri yürüyor.’’  ‘’ Yemeğini yiyebiliyor mu? Aa benimki ne zamandır kendi başına yiyor. ‘’ ‘’ Hala bez mi kullanıyorsunuz? Biz bırakalı çok oldu. ‘’ gibi bir sürü yorum duyabilirsiniz. Sürekli kendi çocuğunun yaptığı her davranışı üstün yetenek gibi görme halleri. Karşıdakinin çocuğunu gelişimini eksik kendininkini tam göre durumları. Bilemedim nasıl çözülür bu durum. Bırakalım bu karşılaştırma hallerini biz özgüveni olan çocuklar yetiştirmeye çalışalım desem. Çocuğumuzun bireyselliğini kabul edip başka çocuklara göre değer biçmesek..Artık yenilenme, dönüşüm ve değişim çağındayız. İstersek değişebiliriz.

Bir rüyadan nereye geldim. Altız bebekler bana ne mesaj vermek istiyorlardı sanırım anlıyorum. Daha çok bebek sahibi olanları hatırlayarak yaşamak ve çocuklarımı karşılaştırmamak. Çoğul bebek sahibi tüm annelere kolaylıklar diliyorum. Bu yazıyı okuyan herkesten ister kendilerinin çocuğunuz olsun ister bir başkasının çocuğu karşılaştırma yapmaktan vazgeçmelerini istiyorum. Bu kendinize yapılsa mutlu olmazdınız değil mi? Sevgiler..

Not: Bu arada farkettiğiniz gibi blog tasarımım yenilendi. Ben çok sevdim. Burdan http://www.bloggertasarim.com 'a teşekkür ediyorum.




fotoğraf tr.fotolia.com dan alıntıdır.

20 Ocak 2014 Pazartesi

Çocuk Parkları Temiz Olsun Lütfen..




Çocuklar yürümeye ve park nedir anlamaya başlayınca onları parka götürmeye karar verdik. Daha önceki  küçük park ziyaretlerinde çok mutlu olmuşlardı. Özellikle salıncaklarda sallanmaya bayılmışlardı. Onların büyüdüğünü ve parkta oynadıklarını görmek bizi de mutlu ediyordu tabi..Apartmanımızın bahçesi bulunmadığından ve sokağımız da çocukların oynaması için uygun olmadığından acilen çocuklara çocuk parkı bulmamız gerekiyordu.Yaşadığımız yere yeni taşındığımızdan etrafta ne var ne yok çok fazla bilmiyorduk. Bir hafta sonu aldık çocukları etraftaki çocuk parklarını araştırmaya çıktık.

Evimize çok yakın bir park olduğunu görünce hemen çocukları bıraktık. Koşmaya başladılar. Salıncaklara koştular tabi. Biraz sallandıktan sonra topla oynamaları için bıraktık. Kenarda bankta oturan bir teyze yanıma yaklaştı ve ‘’ Çocukları burada oynatma mikrop kaparlar. Buranın kumunu hayvanların ihtiyaçlarını karşılamak için kullanıyorlar.’’ dedi. Ben etrafa bir baktım her yer kumdu ve bizimkiler oturmuş kumla oynuyorlardı. Hemen kaldırdık ve parktan ayrıldık. Park maceramız o gün kısa sürdü etrafta biraz dolaşıp eve döndük.

Yaşadığım olayı komşuma anlatınca o da: ‘’ Biz de götürmüyoruz o parka. Evet insanlar hayvanları için kullanıyorlar. Biz aşağıda bir park var oraya götürüyoruz. ‘’ dedi. Bunun üzerine bizim çocuk parkı arama maceralarımız devam etti böylece. Bir gün komşumun önerdiği parka gitmeye karar verdik. Sonunda bulduk parkı. Bizim eve bir hayli uzaktı. Tam parka yönelince bir kadın ‘’ O park pek temiz değil hayvanlar için kullanıyorlar. Bence ilerde bir çocuk parkı var oraya gidin!’’ demez mi.. Biz yine düştük yollara. Diğer çocuk parkını bulduk. Biz o parkı bulana kadar çocuklar uyudu zaten. Biz de biraz oturduk. Soğuduk açıkçası çocuk parklarından. Sonra yolumuza devam edip şehrin en büyük parkı denilebilecek hani şu içinde herşey olan kapsamlı parklardan birine gittik. Çocuklar orada oynadılar, koştular eve döndük.

Hiç aklıma gelmeyen bir durumdu çocuk parklarının bu amaçla kullanıldığı. Çok şaşırdım gerçekten. Parklarda bir sürü çocuk oynuyor. Düşüyorlar, kalkıyorlar kumlarla sürekli içiçeler. Tamam aşırı titiz olmayalım, çocuklar sokakta, parkta bağışıklarını güçlendirsinler ama bu kadar da değil. Nasıl bu amaçla kullanılıyor  anlamıyorum. Belki hayvan besleyenler bana kızacak ama çocuk parkları çocuklar için yapılmış alanlar. Onların şu karmakarışık, kocaman şehirlerde oynayabilecekleri nefes alabilecekleri tek yeşil alanlar. Lütfen hayvanlarınız için başka çözümler arayın.

Biz yine götürüyoruz elbette çocuklarımızı parka. Ama artık sadece salıncakta sallıyoruz, diğer oyuncaklarda oynatıyoruz yere bırakmıyoruz. Üzülüyorum tabi bu duruma. Zaten sürekli evde olan çocuklar koşmak oynamak istiyorlar ama o kadar rahat olamıyorum duyduklarımdan sonra. Elbette parklarda, sokaklarda hayvanlar var ve belki onlarda kirletiyor parkları ama özellikle, bilerek hayvanları getirip oyun alanlarını onların ihtiyaçları için kullanmak doğru değil bence. Çocuk parkı olduğuna göre öncelik çocukların değil mi?

Ben sırf çocuklarım biraz yeşil alan görsün, koşsun oynasın diye evimize üç kilometre uzakta olan parka götürürüm çocukları. Ama  bunun için hafta sonunu beklemem gerekiyor. Ancak eşimle gidebilirim. Ama evimin bir sokak altındaki çocuk parkı temiz olsaydı belki hafta içi tek başıma çocukları biraz dolaştırabilirdim. Ben hayvan düşmanı falan değilim bu arada. Çocukluğu hayvanların içinde geçmiş, köyde büyümüş, çocuklarının ve diğer çocukların sağlığını düşünen bir anneyim sadece. Evcil hayvan sahiplerinden rica ediyorum: ''Elbette hayvanlarınızı parkta dolaştıracak gezdireceksiniz ama özellikle ihtiyaçlarını karşılamak için oyun alanlarını tercih etmeyin.'' Söyleyeceğim sadece bu. Her çocuğun hakkı olan temiz çocuk parklarında oynayabilmesi dileğiyle.. Sevgiler..



18 Ocak 2014 Cumartesi

Yaşadıklarımızı Kabullenmek Zamanı Geldi


Yazı yazmak ve paylaşmak kendimi ifade etme biçimim oldu bugünlerde. Hayatıma dair bazı paylaşımlar bana da iyi geliyor aslında. Genelde ikiz anneliği kimliğimle yazarken benim farklı kimliklerimin de olduğu geliyor aklıma arada. Amacım önceliğim ikiz anneliği hakkında yazmak olsa da bir taraftan da başka konular yazmak isteğimden de vazgeçemiyorum. Bu yazı belki ikiz anneliği hakkında bir yazı bekleyenlere sıkıcı gelebilir. Ama bugünkü konu içimden geldiği gibi..Biraz kişisel gelişim kokulu..


Bir defterim var benim arasıra bir şeyler yazdığım. Bugün onu karıştırırken uzun bir süre önce yazdığım bir yazımı gördüm. Hayatımda tesadüflere inanmaktan vazgeçtiğim için bu yazıyla bugün karşılaşmış olmamı da tesadüf olarak değerlendirmiyorum. Tesadüf yoksa ne var derseniz bence deneyim var , neden var. Yaşadığımız olaylar, karşılaştığımız insanlar, durumlar tesadüf değil. Hep bir seçim sonucu ve bize bir deneyim yaşatma amaçlı.

Bundan yaklaşık beş sene önce benim de hayatımda yoktu böyle inançlar. Sezgilerime çoğu kez güvensem de hep kendimi kısıtlama eğilimindeydim. Üzüldüğüm, kırıldığım olaylar için başkalarını suçlardım. '' O öyle olmasaydı, şu şunu demeseydi böyle olmazdı. '' diye sorumlululuğu kendime almayı reddederdim. Ta ki kişisel gelişim kavramı hayatıma girene kadar. İlk kuantum tekniği ile tanıştım. Sonra NLP , EFT, reiki. Bir sürü kitap okudum, araştırdım. Kursa katıldım. Anladım ki yaşadığım her şeyin nedeni benim seçimlerim. '' Bunu anlamak için bu kadar uğraşmaya gerek var mı? '' derseniz '' Demek ki benim ihtiyacım varmış!'' derim. 

Sonrasında öğrendiğim teknikleri kendi hayatıma uygulamaya başladım. Gördüm ki gerçekten işe yarıyor ve değişiyorum, dönüşüyorum. Olumsuz durumlar yaşasam bile olanı olduğu gibi kabul ediyorum. Olanı olduğu kabul etmek..Evet bugün defterimde bu konuya rastladım. Yaşanan her şeyi kabul edebilmek. Güzel ve iyi şeyler için çok kolay tabi kabullenmek. Asıl sorun olumsuz durumlarda. Olumsuz bir şey yaşadığımızda kabullenmek istemeyiz kolayca. Bir suçlu ararız önce. Hani şu ''Derslerden  iyi not alınca ben aldım, kötü not alınca öğretmen verdi'' hikayesi. Kötü notları almayı neden kabul edemeyiz. Neden zor gelir olumsuzu kabullenmek. Bizi üzer, yaralar, kırar, belki depresyona sokar değil mi? Ya da biz kendimizi üzeriz, yaralarız, kırarız ve depresyona sokarız. Aradaki bu farkı yakaladığınız anda hayatınız değişmeye başlıyor işte. Farkındalıkla.

Olanı olduğu gibi kabul edebilmek çok önemli. Kabullenmemek bir kısır döngüye neden oluyor. Aynı durumları, olayları yaşayıp duruyoruz sonra. Her şerde bir hayrın olduğunu görebilmek aslında bu kabulleniş. Yaşadığımız her neyse bunun bizim başımıza gelmesinin bir nedeni var. Bizim bir seçimimizin sonucu. Belki birini küçük gördük, belki kıskandık, belki nefret ettik ölesiye, belki de canını yaktık. Yaşattığımız her şeyi bizde yaşayacağız sonuçta ve bize geri dönüyor gönderdiğimiz olumsuz enerji. Her şey doğduğu kaynağa geri dönermiş sonuçta. Bu insanı nasıl sarsan bir durum değil mi? Birilerine gönderdiğimiz olumsuz duygular koşa koşa bir gün bize geri dönecekler. İçimizde de varsa daha başka o duygulardan kendimize nasıl zarar veririz bir düşünün. Negatif herşeyden arınıp pozitife yönelmek. Hayatta yargısız olabilmeyi öğrenmek. Hepimizin bir ve bütün olduğunu anlayabilmek. Birbirimizden farkımızın olmadığını anlamak. Bize gerekli olan bunlar aslında.


Olumsuz bir durumu kabullenirken elbette, o an bize nasıl bir duygu yaşatıyorsa onu hissedeceğiz. Ağlayacağız, üzüleceğiz belki ama sonrasında hayatımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. '' Bu benim başıma nasıl gelir'' durumuna takılmayacağız. Geçmişe takılmadan hep söylenen anı yaşamayı öğrenerek kendimiz yenileyeceğiz. Bunun için olumsuz bir durumda '' Olanı olduğu gibi kabul ediyorum'' deyin. Hayatta her şeyin negatif ve pozitifi ile varolduğunu hatırlayın. Bu sizi rahatlatacaktır.


Bugün böyle bir konu oldu işte. Evet ben bir anneyim. İkiz annesi olmamda tesadüf değil farkındayım. Yaşadığım diğer şeylerin tesadüf olmadığı gibi. Başkalarının hayatlarıyla uğraşmak yerine kendimi keşfetmeyi ve hayat amacımı bulmayı tercih ediyorum. Kendimi olumsuza odaklayıp üzülüp, kendimi yıpratmak yerine yaşadığım her günü huzurla geçirmeyi seçiyorum ve şükrediyorum. Bu deneyim alanında iki bebekle her gün yeni farkındalıklar kazandığım için mutluyum. Olanı olduğu gibi kabul edebilmeniz dileğiyle. Sevgiler..