ikiz annesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ikiz annesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Daha da Anneyim..



Anneler günü.. Çocukken Anneler Günü farklı bir anlam ifade ediyormuş, anneyken farklı. Çocukken annemizi hangi hediye ile sevindiririz derdindeydik. Şimdi anlıyorum ki bir anneye en kıymetli hediye evlatların varlığıymış.. Hani hep söylenir ya bir gün değil her gün anneler günü.. Gerçekten öyleymiş. Anne değilken anlayamıyor insan her günün anneler günü olduğunu. Şimdi anlıyorum. 

Bebeklerimin hayatıma girdiği o andan itibaren her gün benim. Kesintisiz tüm zamanım onların. Geçen bu sürede değişen ben. Daha mı güçlüyüm yoksa azaldı mı enerjim..  Daha mı sevecen daha mı şefkatli yoksa törpülendi mi kalbim.  Daha mı cesurum yoksa iyice korkak mı oldum. Daha çok mu gülüyorum yoksa unuttum mu gülmeyi.. Daha mı sabırlıyım yoksa en küçük şeye sinirleniyor dayanamıyor muyum artık.. 

Annelik.. Artı ve eksi uçlar.. Daha önce keşfetmediğim yönlerimi buldum bebeklerimle.. Artılarım kadar eksilerimi farkettim anne olunca. Eksilerim kadar da artılarım olduğunu. Duygularım bazen en dipte bazen tavan yapmış tepede. 

Hayatım değişti. İki yılda. Nasıl geçtiğini anlamadığım iki yılda.. Aniden hayatıma girdikleri o akşam üstünün şaşkınlığı şu an ne zaman büyüdüklerinde.. Zaman geçiyor ve daha da bir bağlanıyorum onlara. Canlarının yandığı her an benim canım daha çok yanıyor. Sevindiklerinde en mutlu benim. Her yeni keşifleri beni daha çok heyecanlandırıyor.

Bilmiyorum daha mı güçlüyüm, daha mı cesur, daha mı sabırlı, daha mı sevecen, daha mı, daha mı.. Bildiğim tek şey artık daha anneyim.. Bu anneler gününde bebeklerimle yaşadığım tüm deneyimler aklıma geliyor..  İyiki öyle davranmışım dediklerim, keşke öyle yapmasaydım dediklerim, hayallerim, umutlarım, dileklerim.. Hepsi de kabulüm.. 

Canları sağolsun yeter..

ve tabiki annem.. Şimdi daha iyi anladığım annem.. Buradan ona bir kez daha teşekkür ediyorum.. Benim için yaptığı herşey için. Başta annem olmak üzere tüm annelerin anneler gününü kutluyorum.. Sevgilerimle..

10 Mart 2014 Pazartesi

Dört Mevsim Aşk.. Evlat..



Bir gün içime iki can düştü, kalbime de iki aşk.. İki kocaman aşk.. Yüreğim belki hiç bu kadar titrememişti, böyle yanmamıştı. O an vazgeçtim kendi canımdan. O iki can beni sarıp sarmalamaştı çoktan. Gerçek sevgi nedir, karşılıksız sevgi nedir anlamaya başlamıştım. İki canı koşulsuzca sevebilmek.. Her nefesinde önce onları düşünmek. Kendi canından önce onları düşünmek. Nasıl bir aşk nasıl bir sevgi bu.. Yaşanmadan bilinmeyen..

Bir ikiz annesiyim ben. Canına iki can katılan ve o andan itibaren hayatı değişen. Her şeyi iki kat yaşamaya zamanla alışan. Hiçbir şeye değişmeyeceğim de iki tane minik bedenin sevgisini yaşamam. Klasik söz hani tarifsiz bir duygu evlat sevgisi.. Bana tarif et deseler mevsimlere benzetirdim belki.. Bazen kış, bazen yaz.. Bazen de tatlı bir bahar. En uçta yaşanan duygular.. En zor anda bile kalbinizde cız eden bir aşk.. Yoğrulmuş bir karışım işte bu sevgi.  Hamuru minik iki kalp benim için..

Yaz mı kış mı bahar mı.. Nasıl bir tanım bu böyle derseniz anlatmak isterim size. Öncelikle  ilkbahar evlat sevgisi içinizi ısıtan, ılık ılık, tatlı tatlı yüreğinizi okşayan. Bulutların arkasından parlayan güneşle neşe ve umut veren. Tazecik dallarda yeşeren yapraklar arasında açılan çiçeklerle heyecanlandıran. Hamile olduğunuzu öğrendiğinizde yaşarsınız bu duyguları. Umut verir, heyecan verir, neşelendirir sizi. İçinizi ısıtır ve yüreğinize çok iyi gelir tatlı tatlı.

Sonrası yazdır bu sevginin. Kucağınızda iki kocaman göz parlarken sımsıcak yaz güneşi aydınlatır hayatınızı. Her şey aşırı sıcaktır ve kalbinizde o sıcakla yanıyordur cayır cayır. Çünkü kucağınızdaki mucizeye şahit olmuşsunuzdur. Bir de iki taneyse bu mucize daha da yanmaktasınızdır. Hep böyle olsun hiç değişmesin istersiniz. Kendi canınızı unutmuş kalbiniz yalnız onlar için atmaktadır sanki. Yaz sıcağı nasılsa işte öyle yakıcıdır evlat sevgisi. Sizi kendinizden geçirir, eritir, bitirir.. Yanmaktayken koklarsınız o mis kokuyu, su gibi ferahlatır sizi.. Doyamazsınız.. Tekrar tekrar koklarsınız..

Sonbahar gelir ya sonra.. Arada yağmur yağar, rüzgar eser.. Biraz havalar serinler.. Ama güneş hep vardır. Bulutlar gelse de bilirsiniz oradadır. Kucağınızdaki mucize de bazen değişkendir işte.. Hep sıcak hep ılık olmaz tabi arada serinletir sizi. Rüzgar gibi esiverir. Ne yapacağınızı şaşırdığınız anlar olur, telaş içine düşersiniz bazen. Ama o sevgi bilirsiniz ki hep vardır ve gün geçtikçe artmaktadır. Evlat sevgisi bu işte. Hayatta ne yaşarsanız yaşayın asla azalmayan..

Bir de kışı var tabi bu sevginin. Bazen fırtınalar koparan, bazen soğuktan donduran. En uçlara alıp sizi götüren. Ne yaşarsanız yaşayın sizin içiniz hep yanar. O kor düşmüş bir kere. Soğuk olsa da siz yanmaktasınız zaten. En büyük imtihan ya hani evlat. Bunu düşünür her karda, her fırtınada en sakin liman olursunuz.. İçinizdeki aşkla karları eritir, fırtınaları durdurursunuz. Canınızdan çoktan vazgeçmiştiniz sonuçta. Görmez, duymaz, düşünmesiniz kendinizi. Vazgeçersiniz. Bilirsiniz kıştan sonra bahar gelir..


Yavrum.. Yavrularım.. Canımın parçaları, diğer yarılarım.. Asla sevmekten vazgeçmeyeceğim mucizelerim. İyiki canımdalar ve  bana bu muhteşem duyguları yaşatıyorlar..  Sevgilerimle..

6 Mart 2014 Perşembe

Çalışmayan İkiz Annesi



Ben kendi standartlarında yaşayan orta halli bir ikiz annesiyim. Çalışıyordum, bebekler doğduktan sonra ücretsiz izne ayrıldım ve iznimin son ayları yaklaşıyor. İşime dönme zamanı yaklaştıkça çocukları kime, nereye bırakacağım sorunu da ortaya çıkıyor yavaş yavaş. Öncelikle bakıcıya bırakmayı düşünmüyorum. İşe döndüğümde çocuklar iki yaşlarını doldurmuş olacaklar ve ben de doğrudan kreşe başlatmayı düşünüyorum. Bu benim tercihim. Sizin görüşleriniz farklı olabilir.

Bakıcı nasıl bakar tahmin edemediğim için belki de kreşe başlatma isteğim. Şu an tamamen evde ev işleri ve çocuk bakımıyla geçen bir hayatım var. Her günümüz yaklaşık olarak bir diğerinin aynı sayılabilir. Kış olması ve benim hala çocukları tek başıma dışarıya çıkaramamam etkili tabi bu durumda. Oturduğumuz apartmanın bahçesi yok. Yakınlarda bir park var ama oraya kadar gitmeyi göze alamıyorum. Zaten parkta pek müsait değil çocuklar için. Daha önce  yazmıştım, insanlar genelde hayvanlarının ihtiyaçlarını karşılamak için kullanıyorlar. Dolayısıyla bizim dışarı çıkmalarımız hafta sonuna kalıyor. Hafta içi evdeyiz sürekli.

Tabi sürekli evde olduğumuz için çocuklar sıkılıyor. Yenilik, değişiklik istiyorlar. Oyuncaklarıyla daha az oynamaya başladılar bu aralar örneğin. Biraz oynayıp çabucak sıkılıp bir kenara fırlatıyorlar. Ben de yeni oyuncak almıyorum zaten bir sürü var ve sürekli yeni oyuncağa alıştırmak istemiyorum. Oyuncaklardan bıkınca birbirlerine sarıyorlar bir süre. Birinin elindekini diğerinin istemesi, birini diğerinin kovalaması, elbisesinden çekiştirip yerlere atması, kendince oyun sandıkları durumlara giriyorlar. Ondan da sıkılıp bana gelmek istiyorlar. İkisi birden kucağıma gelmek istiyor, tepeme çıkıyorlar bazen. Sonra koştur koştur odalarına gidiyorlar, yataklarına tırmanıyorlar, çekmecelerini karıştırıyorlar. Ben de bu arada hem onlarla oyunlar oynamaya hem de ev işlerimi yapmaya çalışıyorum. 

Beraber neler yapıyorsunuz derseniz kitaplarımız var onlar inceliyoruz. Defterlerimize karalamalar yapıyoruz. Müzik açıp oynuyoruz. Şarkı söyleyip hareketlerini yapıyoruz. Lego, yap boz yapıyoruz. Oyuncaklarla oynuyoruz. Araba sürüyoruz, bebeğe mama yediriyoruz. Topla gol atıyoruz.. Çok karışan anlarda televizyon açıyoruz ve televizyon izletiyorum. ''Aman sakın izletmeyin! '' uyarılarını sürekli duysam da maalesef açıyorum. Tabi gün boyu açık değil. Belirli programları izletiyorum.

Dün yine yoğun bir günümüzdü. Sabah kahvaltısı, mutfağın toplanması, çocuklarla oyun, yemek yapma, ev süpürme, çocukları banyo yaptırma, yemek yedirme, yeniden mutfağı toplama, çocukları uyutma, çamaşırları asma, kuruyanları katlama derken çocukların uyanması yeniden oyunlar, ikindi sütleri derken akşam oldu.. Her gün böyle tempolu değiliz ama saydıklarımdan banyo ve temizlik dışında diğerlerini her gün yapıyorum. Bu koşturma arasında fizik olarak çok yoruluyorum tabi. Bazen yorgunluktan çocuklara yetemediğimi düşünüp ‘’ Acaba ben beceremedim mi anne olmayı? ’’diye düşünüyorum. ‘’ Ev işleriyle uğraşmaktan yorulup çocuklarla yeterince ilgilenemiyor muyum? ‘’ diye düşünüyorum. Elimden geldiğince oturup onlarla oyunlar oynuyorum, ikisiyle de ayrı ayrı ilgilenmeye çalışıyorum ama ‘’ Yeterli değil miyim? ‘’ diye de düşünmeden edemiyorum.

Bir yardımcım olsa belki daha kolay olabilirdi işlerim. Ama şu an bir yardımcı alacak imkana sahip değilim. Çocuklar küçükken vardı ve tabi çok yardımı oluyordu bana. İstemediğim bazı davranışları olsa da  idare ediyorduk. O zamanlar daha çok yardıma ihtiyacım vardı tabi. Şimdi kendi kendilerine oyun oynayabiliyorlar ve bir süre yalnız bırakıp işlerimi yapabiliyorum örneğin. Gerçi ben başkasının yaptığı yemeği yiyemeyenlerdenim. Yardımcım varken o yemek yaparken mutfağa girmiyordum nasıl yaptığını görmeyeyim sonra yiyemem diye.. Şimdi haftalık temizliğe yardımcı geliyor ama ben o geldiği gün daha çok yoruluyorum. Sanırım başkasının yaptığı işler içime sinmiyor..

İşe dönünce nasıl bir hayatım olur bilemiyorum. Daha mı çok yorulurum daha mı rahat ederim şu an kestiremiyorum. Ama gün boyu bir evin içinde sürekli enerjik olma hali zor açıkçası. Yakınıyor muyum hayır elbette. Bu benim seçimim. İşime dönüp çocukları bakıcıya bırakabilirdim de.. Ya da kreşe gönderebilirdim. Ama ben kendim bakmayı seçtim bir süre. Yakınmıyorum çünkü ne kadar zorlansam da onlarla olmaktan mutluyum. Onlarla bir çok şey öğreniyorum ve kendimin de törpülenmesi gereken taraflarımı keşfediyorum. Yemeleri için ellerine verdiğim bisküvileri her yere ezdiklerinde eski hijyen takıntımın artık olmadığını farkediyorum. Onlar küçücük şeylere kahkahalarla gülerken demek ki gülmek için çok büyük nedenler aramamak lazım diye düşünüyorum. Yeni bir şey başardıklarında gözlerindeki sevinci görüp başka herşeyi unutabiliyorum. Her yeni kelimelerinde yorgunluğumu unutuyorum. O kadar alıştım ki herşeyi onlarla yapmaya kolayca işe dönebileceğimi de pek sanmıyorum.


Çalışmayan annenin ikizlere bakımı nasıl olur bol bol deneyimledim kısacası. Sırada çalışan annenin ikiz bakım deneyimleri var. Gerçi daha işe dönmeme aylar var ama dün çok yorulunca aklıma geldi işe başlayınca nasıl olur halim diye.. Yaşamadan bilinmiyor bir çok durum.. Ben de yaşayıp göreceğim.. Sevgilerimle..

25 Şubat 2014 Salı

Renkli Bir Çekilişim Var.. Katılır mısınız?




Merhaba.. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken blogumun sizlere bir hediye paketi var. Yine yapacağım mini bir çekilişle bir kişi resimde gördüğünüz hediyelere sahip olacak. Bu güzel hediye paketindeki ürünleri www.renklisiparis.com' dan seçtim sizler için. Destekleri için onlara çok teşekkür ediyorum öncelikle.

Hediye paketimde neler var birazcık anlatayım sizlere.. Ayrıntılarını www.renklisiparis.com’ da görebileceğiniz 6 adet çiçek desenli ahşap bardak altlığı, 1 adet çiçek desenli nihale, 1 adet My Home kapı süsü, 1 adet kırmızı güllü defter, 1 adet strawberry mini metal kutu, 1 adet instagram mini metal kutu ve 1 adet piknik magnet bulunuyor paketimde. Renkli siparişin bir çok ürün çeşidi var ve ben zorlandım hangisini seçeceğimi. Çünkü hepsi birbirinden güzel. Günlük kullanımınıza uygun şık metal ürünler, doğal ahşap ya da mdf naturel dekoratif ürünler, birbirinden güzel parti ürünleri, aksesuarlar, yaratıcılığınıza yardımcı olacak hobi ürünleri ve çok cici kırtasiye malzemelerini bulabilirsiniz bu sitede. Gerçekten oldukça renkli ve çok cici ürünleri var ve dolayısıyla siparişinizde renkli oluyor doğal olarak. İsterseniz BURADAN siteyi daha ayrıntılı inceleyebilirsiniz.

Peki çekiliş nasıl olacak derseniz bloguma üye olarak takibe alanlar ve yazıyı herhangi bir sosyal medyada paylaşıp yorum alanına linkini bırakanlar arasında gerçekleşecek bu çekiliş. Daha önceden bloguma kayıtlı olanlar doğrudan çekilişe dahil oluyorlar. Takip etmeyenler blogumda ‘’ Daimi Konuklar ’’ bölümünden ‘’ Bu Siteye Katılın ’’ linkine tıklayarak kolayca takibe alabilirler blogumu. İnstagram, twitter, facebook, google+ hesaplarında paylaşım yapanlar paylaşım sayıları kadar çekiliş hakkı kazanacaklar. Blogumu takibe almak yine bir çekiliş hakkı kazandıracak.


Çekiliş 8 Mart 2014 Cumartesi saat: 20:00 ‘de son bulacak. Aynı akşam kazananı duyuracağım. Şimdiden tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü' nü kutluyorum. Bu hediye paketi de bu güzel günde blogumdan minik bir hediye olsun istiyorum. Şimdiden herkese bol şans ve teşekkürler. Sevgiler.

ÖNEMLİ NOT:  Blogumu takibe almakta zorlanan arkadaşlar olduğu için ilk şart olarak blog takibini çıkardım. Sadece herhangi bir sosyal medyada bu duyurumu paylaşmanız yeterli. Blogunuzda, facebook ya da twitter da çekiliş duyurumu paylaşırsanız lütfen linkini yorum olarak bırakın. Her paylaşımla ek bir çekiliş hakkı kazanacaksınız. İlginize çok teşekkürler..

Not: Yurtdışından katılanlar yurtiçinde bir adres verdikleri takdirde katılabilirler. Yurtdışına gönderim yapamıyorum.  Anlayışınız için teşekkürler..

30 Ocak 2014 Perşembe

Nasıl Uyuyacak Bu İkizler?



Hamileyken ikiz bebeklerle ilgili ne var ne yok araştırırken Dr. Marc Weissbluth’un ‘’ Mışıl Mışıl Uyuyan İkizler Mutlu Aileler ’’ kitabını okumuştum. Bebekler yeni doğduğunda bir iki kez bakmış ‘’ Bebeklerim zaten hep uyuyor ihtiyaç yok! ‘’ diye kaldırmıştım. Aklımda kalan sadece ‘’ Bebeğiniz uykulu ama uyanıkken yatağına koyun. ‘’ kısmıydı. Onun dışında bir şey hatırlamadığımı sanıyordum. Ama aslında çok şey öğrenmişim bu kitaptan ve farketmeden uygulamışım. Kitabı bugün tekrar inceleyince farkettim bunu..

Evet uzun ve yorucu bir hamilelikten sonra bebeklerinize kavuşursunuz. Kavuşursunuz ama bebekleriniz ilk günlerde sürekli uyur. Şaşırırsınız hep böyle uyuyacaklar mı diye. Bazen uyansalar da sevsem, beslesem diye düşünürüsnüz. Benim böyle oldu ilk hissettiklerim. Bebeklerim sürekli uyuyorlardı minicik birer melektiler sanki. Yukardan bir yerlerden masumiyetin en saf hali olarak evimize inmişlerdi sanki. İki tane mucize..

Yenidoğan bebekler sürekli uyuyarak günlerini geçirirler. Arada zorla açılan gözleri ile ‘’ Neresi burası ben nerdeyim? ‘’ der gibi etrafa bakarlar. Benim bebeklerim de sürekli uyuyorlardı tabi o ilk günler. Doktorumuz iki saate bir gece gündüz beslememizi söylemişti. Hatta gece biz bebekleri kaldırıp besliyor, altlarını değişip tekrar uyutuyorduk. Gece iki üç saate bir uyguluyorduk bunu. Tabi biz bu arada uykusuzluktan perişan haldeydik. Belki garip geldi size bebeği uykusundan kaldırıp beslemek. Ama o günlerde bebeği bıraksan sabaha kadar uyur ve gece hiç beslenmeden sabah olabilir. Gece beslenmesinin önemli olduğunu hemşire ve doktorumuz söylediğinden biz onları dinledik ve gece uyandırıp besledik. Zaten tam uyanmıyorlardı. Mamalarını içerken bir taraftan uykuya devam ediyorladı. İkiz bebekleri iki-üç saate bir beslemek için uyandırın diyor bu kitapta. Farketmeden uyguladığım ilk yöntem bu olmuş işte. Bir de eşimle yardımlaşma ve takım olma durumu..

İlerleyen aylarda artık o sürekli uyuyan bebekler uyandı ve gündüz daha çok uyanık kalmaya başladılar.  Yaklaşık ilk iki ay aynı yatağı paylaştılar. Bu aylarda biri uyanıp ağlasa bile diğeri uyumaya devam edebiliyordu. Daha sonra sığmadıkları için yataklarını ayırdık. Ama hala uykusu olan herşeye rağmen uyuyabiliyordu. Derken biraz daha büyüdüler ve artık sallanmadan uyumamamaya başladılar. Yataklarında hafifçe sallayarak uyutmaya başladık. Ana kucaklarında da sallayıp uyutabiliyorduk. Ben her iki bebeği de aynı saatte uyutmaya çalıştım hep. Bu gerçekten uygulanabilirse anne de bebekler de rahat ediyor ve ilerleyen zamanlarda bunu faydasını görüyorsunuz. Farketmeden uyguladığım ikinci yöntem de bu olmuş işte. Bebekleri aynı saatlerde besleyip uyutmak..

Gün içinde üç saat uyumaya başladıkları 5-6-7 ve 8. aylarda sabah ilk uykularını aynı saatte uyurlarsa daha sonra da aynı saatlerde uyuyabiliyorlardı. Gündüz mutlaka saati gelince uyutuyordum bebeklerimi. ‘’ Uykusu gelince uyurlar nasıl olsa! ‘’ demeden mutlaka uyutuyordum. Tabi ayakta sallama dönemindeydik artık. Birini sallayıp uyutuyor sonra diğerini sallıyordum. Sıralarını bekliyorlardı onlarda.  Akşam ise erkenden uykuları geliyorlardı ve sanırım saat en geç 20:00 da uyuyorlar gece bir iki kez beslenip uyumaya devam ediyorlardı. Düzenli uyku bebekleri daha huzurlu yapıyor. Çok şükür ben hiç hatırlamıyorum öyle durdurulamayan ağlamaları ve sabahlara kadar uyumayan bebeğin başında beklediğimi. (Ateşli ve hasta oldukları günler geceler hariç tabii.) Bebeklerim uykuyu gerçekten seviyorlar sanırım. Gündüz hep aynı saatlerde uyumasalar da akşam mutlaka aynı saatte uyuttum ve onlar da bu düzene uydular. Tabi bir ara erkenden uyudukları için sabah saat dört buçukta uyanıyorlar ve saat sekizde sabah uykularını uyuyorlardı. Bir o dönem zordu açıkçası. Uyguladığım diğer yöntem düzenli gündüz uykusu uyumaları oldu böylece..

Sonraki 9-10-11 ve 12.  aylarda gündüz uykuları ikiye düştü. Akşam yine aynı saatlerde uyutmaya devam ettiler ama sabah kalkma saatleri uzamaya başladı. Yavaş yavaş gece beslenmeleri de azaldı. Gece bir kez saat oniki-bir gibi besliyordum sabaha kadar idare ediyordu onları. Böylece ben de daha çok uyumaya başladım sonunda. Bir gün aniden bir karar aldım ve bebeklerimi ayakta sallamayı bıraktım.. Yataklarına yatırıp kendi kendilerine uyutmaya başladım. Onlar da uyumaya başladılar kendiliğinden. Böylece bebekleri uykulu ama uyanıp yatağa bırakma ve kendiliğinden uyuma yöntemini uygulamış oldum geçte olsa..

13. ay ve sonrasında şu an yirminci aylarındalar, gündüz uykuları bire indi ve akşam yatmaları 20:30-21:00 oldu. Gündüz uykuları iki saat falan sürüyor. Sabah hala erkenciyiz. Saat 06:30-07.00 arası ayaktayız. Gündüz bazen uyamak istemiyorlar yataklarında holayıp zıplıyorlar. Böyle anlarda onları yataktan çıkarmıyorum. Yalnız bırakıp arada kontrol ediyorum. Bir süre sonra uyuyup kalıyorlar. Uygulanan yöntem yatma zamanını kolyalaştırma. Yani sakinleştirip kendiliğinden uyumalarını sağlama.. Gece artık beslenme yok. Akşam sütlerini içip uyuyorlar. Diş ya da başka bir sorunları yoksa kesintisiz sabaha kadar uyuyabiliyorlar. Ben bu uyku düzeninden memnunum açıkçası. Artık hangi saatte besleneceklerini, hangi saatte uyuyacaklarını biliyorlar ve saatleri gelince uykuları da gelmiş oluyor.

Bizim uyku düzeni böyle işte. Düzenli bir uyku sistemlerinin olması için emek sarfettim ama. ‘’ Zorla çocukları uyutuyorsun! ‘’ diyenleri dinlemedim ve hep belirli saatlerde uyuttum bebeklerimi. Şimdi bunun ödülünü yaşıyorum. Artık bütün gece deliksiz uyuyabiliyorum. Tabi eşimin desteği olmasa çok daha zor olurdu. Akşam o yatırıyor çocukları. O yatırınca daha kolay uyuyorlar. Ben yatırınca tekrar kalkmak istiyorlar çünkü. Gece de uyanırlarsa eşim kalkıyor ve ben gece dinlenip gündüz onlara daha enerjik bir şekilde bakabiliyorum. Zaten ikiz bebekleriniz varsa eşiniz mutlaka yardım etmeli. Paylaşım olunca daha kolay ilerliyor düzen..

Bu arada kitaptan bazı bölümleri paylaşmak isterim sizinle. Beynin gücünün ancak uyku ile yenilendiğini söylüyor örneğin. Uyku problemi olan çocuğun zihninin açık olmayacağı, dikkatinin dağılacağı, aşırı hareketli ya da çok tembel olacağı bir de. İyi uyuyamayan çocuğun huysuz olacağı, kontrolünün zorlaşacağı ve öğrenme yeteneklerinin azalacağı. Uykunun enerji sağladığı belirtiliyor. Gün içinde birkaç kez uyuyan çocuğun gece daha iyi uyuyacağı söyleniyor.. ‘’ Uyku uykunun mayasıdır.’’ deniliyor. ‘’ Bazı ebeveynler gündüz uyumayan çocuğun gece daha iyi uyuyacağını zanneder. Aslında gündüz uykusu çocuğu sakinleştirir ve gece daha iyi uyur.’’ deniliyor bir de.. Gündüz aylarına göre üç, iki bir şeklinde azalan uyku düzeninin olması gerektiğini söylüyor.

Kitapta yer alan ikizler için beş adımda uyku eğitimiise şöyle:
 1. Bebeklerinizi uyumak için kendi başlarına bırakırken, uykulu ama uyumuyor olsunlar.
 2. Gün boyu kısa uyanıklık aralıkları ile ikizlerinizi sıkça uyumaya bırakın.
 3. Uyku Rutini Pratiği( besleme, alt değişme, banyo gibi)
 4. Senkronize düzenler oluşturmak( aynı anda besleme, aynı anda gündüz uykusu gibi)
 5. Yatma zamanını kolaylaştırın. Ağlama yok( bebeği sallama, bebeği yatağına yatırıp kendi başına uyuma alışkanlığı kazandırma. Bunun için yatıştırıp yatağa bırakma kalkarsa tekrar yatıştırp yatağa bırakmayı öneriyor. Uyuması gerektiğini bebek anlamalı..

Uyku eğitimi takımı oluşturun deniliyor ayrıca.. Eşinizle bebeğin bakımını paylaşarak kendinizde daha çok dinlenebilirsiniz deniliyor.Eşlerin birbirine yardım etmesi gerektiği vurgulanıyor. Alt değişme, aynı anda besleme, uyutma gibi durumlarda. Babaların yatma zamanlarında görevi devralmaları gerektiği söyleniyor. Babalar uyuttuğunda bebeklerin daha kolay uyuduğu belirtiliyor.

İkizlerim ne kadar uyumalı çizelgesi var bir de:

1-2 hafta               15-17 saat
1. Ay                     13.5 saat
2.  Ay                    14.5 saat
3. Ay                     14.5 saat
4. Ay                     14.5 saat
6. Ay                     14 saat
9. ay                     14 saat
1 yaş                    14 saat
2 yaş                    13.5 saat
3 yaş                    12.5 saat
4 yaş                    12 saat
5 yaş                    11 saat               

Evet umarım bu yazı faydalı olmuştur. ‘’ Mışıl Mışıl Uyuyan İkizler Mutlu Aileler ’’ kitabını ikiz ailelerine kesinlikle tavsiye ediyorum. Özellikle hamileyken bu kitabı okursanız daha sonra benim gini farketmeden söyelenenleri uyguladığınızı ve işe yaradığını görebilirsiniz. Mışıl mışıl uyuyan ikizleriniz ve bol uykulu geceleriniz olması dileğiyle.. Sevgiler..


Yazıda Dr. Marc Weissbluth’un ‘’ Mışıl Mışıl Uyuyan İkizler Mutlu Aileler ’’ kitabından alıntı yapılmıştır.

28 Ocak 2014 Salı

İkiz Annelerine Mektuplar - 2


Merhaba.. Bu mutlu bir ikiz annesinin diğer ikiz annelerine yazdığı ikinci mektubudur. Birinci mektup umarım yerine ulaşmıştır. Şimdi sıra yeni mektupta. Bu mektubumu hamileliği ilerlemiş, heyecanla bebeklerini kucağına almaya hazırlanan ikiz bebek annelerine yazıyorum. Yerine ulaşması dileğiyle..

Evet, şu an hamileliğinin kaçıncı haftası ya da kaçıncı ayındasın bilmiyorum ama eminim günlerin çabucak geçmesini ve bir an önce bebeklerine kavuşmayı hayal ediyorsun. Bu hayal çok büyük güç veriyor sana aslında. Hamileliğin bittikten uzun bir süre sonra hamilelik resimlerine bakacaksın. Belki şu an senin kocaman karnını görüp korkanlar gibi sen de halinden korkacaksın. ‘’ Bu ben miyim, böyle miydim ben? ’’ diye şaşıracaksın.

Hamileliğin zorlu ve riskli ilk aylarını atlattıysan şu an en keyifli dönemindesin diyebilirim. Hamile olan her kadın hemen karnının belli olmasını ister. İkiz hamile olarak senin karnın çoktan belli oldu ve hamile önceliklerinden yararlanmaya başladın. Market alışverişinde poşetlerine yardım etmek isteyen görevliyi geri çevirme örneğin. Etrafta yediklerinden önce sana ikram edenleri.. Otobüste yer verenleri.. İşyerinde ‘’ Sen biraz dinlen, ben bakayım biraz.’’ diyen iş arkadaşını da.. Daha sonra bu tarz öncelikler olmuyor. Bu hamile ayrıcalığı, her yerde geçerli olan.. Değerlendirmek gerekir.

Bu aylar kendini en rahat hissettiğin aylar. Kendini çok enerjik, güzel ve canlı hissedebilirsin. Yürüyüş yapmaya başladın büyük ihtimalle. Yürüyüş yapınca daha da iyi hissettiğini farkedeceksin. Bebekler de sen rahat oldukça daha rahat olacaklar yerlerinde. Saçların gürleşecek, şaşıracaksın. Boyası gelmiş olsa da boyasız bile güzel görünecek saçların. Aşerme denilen olayı yaşadın mutlaka. Gecenin bir yarısı kendini mutfakta irmik helvası yaparken bulabilirsin. Mutfak deyince bu arada hiç üşenmeden değişik yemekler yaparken görebilirsin kendini. Yaptığın her işte mutluluk ve heyecan duyarsın. Hiç sevmediğin sütü iki bardak içince bile garip bir sevinç hissedersin. İçinde iki canı besliyorsun ya.. İşte çoktan anne oldun sen..

Merakla beklediğin cinsiyetleri de belli oldu artık. İki kız, iki erkek ya da bir kız bir erkek. Hepsi çok güzel. Ne olursa olsun sen sağlıklı olsunlar da başka bir şey istemiyorsun değil mi? Cinsiyetlerini duyanlardan etrafta ne kadar ikiz bebek hikayesi varsa dinleyeceksin. ‘’ İki erkek çok zor! ‘’ ‘’İki kız çok iyi olur! ’’ ‘’ Bir kız bir erkek, daha ne istiyorsun. Bir taşla iki kuş! ‘’ en popüler yorumlar. Benzerlerini de duyabilirsin terslerini de. Bu yorumlara alışmalısın. Çünkü daha çok yorumlar duyacaksın ilerleyen günlerde. İkiz annesi popüler olur dolayısıyla hayatı çok merak edilir en özeline kadar!

En çok gitmek istediğin yer doktor kontrolleridir artık. Her kontrol bebeklerinle bir kavuşmadır. Onlar hakkında doktorun bir sürü şey anlatmasını beklersin heyecanla. Doktorun hızlıca söylediği birkaç cümle seni bir sonraki kontrole kadar idare edecektir. Her muayene sonrası ultrason çıktısı incelerken internet başında bulacaksın kendini. İnternette daha çok ayrıntı niye yok diye kızacaksın. ‘’ Neden paylaşmazlar ki yaşadıklarını? ‘’ diyeceksin.. Bebeklerinin aldıkları her gr, uzadıkları her cm, görebildiğin her ayrıntı mutlu edecek seni. Bir daha güçleneceksin. Şunu da yapayım, bunu da yiyeyim, biraz daha çok dinleneyim diye bir daha hevesleneceksin.

Bir gün onların hareketlerini hissedeceksin. O gün bir daha anlayacaksın anneliği. Ben burdayım diyen iki can. Dört ayak, dört elle küçük dokunuşlarla.. Daha çok hissetsem diye karnını okşayıp seveceksin.. Onlara müzik dinletirken, şarkı, ninni söylerken bulacaksın kendini. ‘’ Nasıl büyük bir sevgiymiş bu? ‘’ diye düşünüp inanamayacaksın. Görmeden, duymadan iki canı sevmek.. Herşeyden çok onları düşünmek.. Mucize işte bu öyle değil mi?

Derken hamileliğin son dönemi denilen aylar gelecek. Artık karnını gören seni doğum yapmak üzere zannedecek. Her yerde dikkat çekeceksin. İkiz hamile olduğun öğrenilince bu ilgi daha da artacak. Cinsiyetlerini tahmin edenler, tüp bebek mi diyenler, aynı yumurta mı ayrı yumurta mı diyenler ,normal mi sezaryen mi doğum yapacağını merak edenler çoğalacak.  Çalışıyorsan işine ara vermek zorunda kalacaksın. Ya da sağlık raporlarıyla devam edeceksin işine. Oturmak, kalkmak, yatmak daha da zorlaşacak.. Yatakta dönmek için ya da kalkmak için eşinden destek alacaksın. Ev işlerini yavaş yavaş azaltman lazım. Artık ikiz annesi olarak hayatında başkalarına ihtiyaç duyacağını anlamaya başlayacaksın.

Bir gün doktor alarm zillerinin çaldığını söylecek belki. ‘’ Bebekler gelmeye kalkmış durdurmalıyız! ‘’ diyecek. ‘’ Yine o ilk aylarda yaptırdığın iğnelere benzer iğneler yaptırmaya başlayacaksın. Hemen yatacaksın.’’ diyecek. Teleşlanacaksın birden.. ‘’Nasıl yani, daha çok erken! ‘’ diye düşüneceksin. '' Daha doğuma aylar var! '' diyeceksin. Bir anda eve dönüp kendini üçlü koltuğa atıp yatmaya başlayacaksın. Daha ne kadar yatacağını bilmeden. ‘’ Hiç önemli değil bebeklerim iyi olsun da ben yatarım. ‘’ diye düşüneceksin.. Acilen hastane çantanı hazırlayacaksın bir taraftan. Alınması gereken acil ne varsa oturup internetin başına alacaksın. Dışarı çıkıp dolaştığın günlerde tamamlasaydım keşke eksikleri diye düşüneceksin. Bir telaşla hepsini halledeceksin.

Diğer kontrolde belki ‘’ Tamam kalk ’’ der doktor diye düşünürken ‘’ Yatmaya devam, yatmaya devam, yatmaya devam! ‘’ duyduğun cümle olacak diğer kontrollerde.. Yatacaksın günlerce, haftalarca, aylarca. Sıkılmadan, yorulmadan hep o içindeki güç, cesaret ve sevgiyle. İki canın verdiği güç bu.. Evde bir yardımcıya ihtiyaç duyacaksın. Şanslıysan bir yardımcın olacak daha rahat geçireceksin bu günleri.. Uzun süre yatmak zorunda kalan biri olarak diyebilirimki o sabır ve güç veriliyor ikiz annesine. Bunu bilmek insanı çok mutlu ediyor. Şükrettiriyor.
.
Artık aylar geçmiş ve sen hala yatmaktayken, karnından ayaklarını bile göremez hala geleceksin. Karnın burnunda değil uçmuş bir durumda olacak. Hep destek ve yardıma ihtiyaç duyacaksın. Bir de bebeklerin hareket etmek istedikçe hep beraber sarsılıyor gibi olacaksınız.  Herkes gözünüze çok zayıf görünecek. Koca göbeğinden hep şikayetçi olduğunuz eşine '' Sen zayıfladın mı? '' derken bulacaksın kendini. O da şaşıracak buna. Zorlu ama güzel günler. Sona yaklaşmanın heyecanı ve artık gelseler durumu.. Çok değil kısa bir süre kucağında olacak bebeklerin ve bu günler geride kalacak. Hatırlamakta bile zorlanacaksın..

Böyle işte bu süreç.. Herşeyin bir sonu olduğu gibi ne kadar zor olsa da hamileliğin de sonuna geleceksin.. Belki planlı belki de sürpriz bir şekilde kucağına alacaksın bebeklerini.. Hep o anı düşünerek güzel bir hamilelik geçirmeni diliyorum. Sağlıkla bebeklerine kavuşmanı..

Öyle bir mucizeki ikiz hamileliği bir bedende üç canın yaşaması.. O canlardan ikisinin çok daha önemli olması ve diğer üçüncü canın yani kendi canınızın unutulması. Evet zor bir hamilelik ikiz hamilelik. Ancak öyle bir sabır, güç, cesaret ve sevgi hediye ediliyorki ikiz annesine ne kadar zor olsa da anne kendini hep çok iyi hissediyor. Müthiş bir pozitif enerji. Müthiş bir bekleyiş ve kavuşma anı.. Bu güzel hediyeyi haketmek için seçilmekte müthiş bir duygu bu arada.. Sevgiler..


27 Ocak 2014 Pazartesi

İkiz, Üçüz, Dördüz, Beşiz, Altız..



Geçen gün rüyamda altız bebeklerimin olduğunu gördüm. Altı tane bebek.. Eşim üçünü almış ben diğer üçünü bakıyorduk. '' Hayır olsun!'' dedim kendi kendime. Sabah kendimce rüyamı yorumlamaya çalışırken ikiden daha çok bebek sahibi olan kadınlar geldi aklıma. Üçüz, dördüz, beşiz, altız anneleri. Onları düşününce benim durumumum daha kolay olduğunu anladım. Onlar daha fazla bebeğe bakmak zorunda ve sanırım benim içinde bulunduğum halden yakınmamam gerekiyor.

Televizyonda bir program vardı halen var mı bilmiyorum. Yabancı bir kanalda yayınlanıyordu. İkiz bebekleri olan bir anne daha sonra altız bebek annesi oluyor ve toplamda sekiz çocuk.. Onların günlük hayat hikayelerini anlatan bir programdı ve ben çok izliyordum anne olmadan.. Oldukça kalabalık bir aile olmalarına karşı çok sevimli gözüküyorlardı. O günün şartlarıyla bu durumun bana sevimli gözükmesi normaldi ve o anneyi anlamam zordu elbette. Çünkü henüz bebek sahibi değildim. Şimdi tabi onu çok daha iyi anlayabiliyorum. Sekiz çocuk ikisi ikiz, altısı altız. Anne olarak tüm zamanınızı onlara ayırmak zorundasınız. O anne de işini bırakmış gün boyu hiç durmadan çocukların peşinden koşturup duruyordu. Yorucu, yorucu, yorucu.. Bu arada yorucu olsa da çoğul annelik hala sevimli bence.. Acaba  bilinçaltıma bu programdan mı yerleşti ikiz anneliği? ‘’ Nasıl bir annelik ikiz anneliği? ‘’ diye düşündüm ve sanırım bana da deneme fırsatı verildi. Ama ‘’ Altız anneliği nasıldır? '' diye düşünmüyorum. Bilinçaltıma duyurulur. 

Gerçekten çoğul annelik oldukça zorlu. Üçüz, dördüz annesi olmak benim yaşadıklarımın daha da katlanmış hali. Bize tek bebek annelerinin hep söylediği ‘’ Ben bir tanesine zor bakıyorum. Sen ikisine birden nasıl bakıyorsun! ‘’ cümlesini ben daha çok bebekli üçüz, dördüz vs. annelerine söylemeyeceğim. Bu cümleyi duyunca karşımdaki bana acıyormuş gibi geliyor. Acınacak bir durum yok aslında. Mutlaka çok daha zorlu ama bir kadının kaç bebeği olursa olsun hepsine yetecek güç ve sevgi ona veriliyor diye düşünüyorum. Sadece sabır, güç ve kolaylıklar diliyorum.

Daha çok bebekli anneler ikiz annesi olarak yaşadıklarımıza benzer ve daha fazlasını yaşıyorlardır elbette. Üç, dört, beş bebeği birden beslemek, alt değişmek, uyutmak vs. ne kadar yorucudur.  Bize sorulan bir sürü sorudan daha fazlasına maruz kaldıklarına da eminim. Belki çalışma hayatını tamamen bırakmak zorunda kaldılar. Özellikle maddi yönden ne kadar çok zorlandıklarını tahmin edebiliyorum. Bir çok yönden çok daha desteğe ihtiyaçları vardır mutlaka. Yardım ve destek çoğul bebek sahibi annelerin en önemli ihtiyacı..

Çoğul annelik deyince bebekleri, çocukları sürekli birbiriyle ve başkalarıyla karşılaştırma yapma durumları geldi aklıma. Sürekli kardeşleriyle, arkadaşlarıyla, komşunun çocuğuyla karşılaştırılarak büyümüş bir toplum olarak hemen aynı karşılaştırmaları yapmak zorunda mı hissediyoruz acaba? Başkalarıyla karşılaştırılmaktan hiç kimse hoşlanmaz sanırım. Öyleyse bunu çocuklarımıza neden yapıyoruz. Özellikle annelerin bunu yapmasını anlamakta zorlanıyorum. Her çocuğun bir birey olduğunu kabullenmemiz lazım. İkiz bile olsa iki ayrı bebek. Öyle dışardan sanıldığı gibi sürekli aynı anda aynı davranışları göstermiyorlar. Tam tersi ikisi tamamen farklılar. Bir de hep şu tepki verilir '' Ay iki tane (bebeğin ismi neyse onu söyleyip) den düşünemiyorum! ''. İkiz olunca aynı bebekten iki tane olmuyor. Çok gülüyorum bu tepkiye. Söylemeden geçemedim..

Benim çocuk yetiştirmekte en çok dikkat ettiğim konu bu. Çünkü ben de hiç sevmezdim birileriyle karşılaştırılmayı. Olumlu olsa bile rahatsız edici bir durum. Ne kadar dikkat etsem de bazen ‘’ Kardeşin yemeğini yiyor hadi sen de ye. ‘’ tarzında cümleler kurarken buluyorum kendimi. Bir daha yapmayacağım diyorum ama iki tane çocuk olunca bir yerden yakalıyor bu durum beni. Ama dikkat ediyorum ısrarla. Başka biri yaptığında da uyarma ihtiyacı hissediyorum. İkiz yetiştirmenin zor yanlarından biri. Farkındalık önemli elbette. Hiç karşılaştırma yapmadan büyütemem belki ama en aza indirmeye çalışabilirim.

İkiz, üçüz, dördüz ve daha çok çocuklu anneler bu konuda zorlanacaktır. Peki başka annelerin sizin çocuğunuzla kendi çocuğunu karşılaştırma sorunu ne olacak? Yaklaşık yaşlarda çocuğu olan annelerden ‘’ Seninki, dişlerini çıkardı mı, benimki çıkaralı çok oldu.’’ ‘’ Yürüdü mü? Benimki yedi aydan beri yürüyor.’’  ‘’ Yemeğini yiyebiliyor mu? Aa benimki ne zamandır kendi başına yiyor. ‘’ ‘’ Hala bez mi kullanıyorsunuz? Biz bırakalı çok oldu. ‘’ gibi bir sürü yorum duyabilirsiniz. Sürekli kendi çocuğunun yaptığı her davranışı üstün yetenek gibi görme halleri. Karşıdakinin çocuğunu gelişimini eksik kendininkini tam göre durumları. Bilemedim nasıl çözülür bu durum. Bırakalım bu karşılaştırma hallerini biz özgüveni olan çocuklar yetiştirmeye çalışalım desem. Çocuğumuzun bireyselliğini kabul edip başka çocuklara göre değer biçmesek..Artık yenilenme, dönüşüm ve değişim çağındayız. İstersek değişebiliriz.

Bir rüyadan nereye geldim. Altız bebekler bana ne mesaj vermek istiyorlardı sanırım anlıyorum. Daha çok bebek sahibi olanları hatırlayarak yaşamak ve çocuklarımı karşılaştırmamak. Çoğul bebek sahibi tüm annelere kolaylıklar diliyorum. Bu yazıyı okuyan herkesten ister kendilerinin çocuğunuz olsun ister bir başkasının çocuğu karşılaştırma yapmaktan vazgeçmelerini istiyorum. Bu kendinize yapılsa mutlu olmazdınız değil mi? Sevgiler..

Not: Bu arada farkettiğiniz gibi blog tasarımım yenilendi. Ben çok sevdim. Burdan http://www.bloggertasarim.com 'a teşekkür ediyorum.




fotoğraf tr.fotolia.com dan alıntıdır.

20 Ocak 2014 Pazartesi

Çocuk Parkları Temiz Olsun Lütfen..




Çocuklar yürümeye ve park nedir anlamaya başlayınca onları parka götürmeye karar verdik. Daha önceki  küçük park ziyaretlerinde çok mutlu olmuşlardı. Özellikle salıncaklarda sallanmaya bayılmışlardı. Onların büyüdüğünü ve parkta oynadıklarını görmek bizi de mutlu ediyordu tabi..Apartmanımızın bahçesi bulunmadığından ve sokağımız da çocukların oynaması için uygun olmadığından acilen çocuklara çocuk parkı bulmamız gerekiyordu.Yaşadığımız yere yeni taşındığımızdan etrafta ne var ne yok çok fazla bilmiyorduk. Bir hafta sonu aldık çocukları etraftaki çocuk parklarını araştırmaya çıktık.

Evimize çok yakın bir park olduğunu görünce hemen çocukları bıraktık. Koşmaya başladılar. Salıncaklara koştular tabi. Biraz sallandıktan sonra topla oynamaları için bıraktık. Kenarda bankta oturan bir teyze yanıma yaklaştı ve ‘’ Çocukları burada oynatma mikrop kaparlar. Buranın kumunu hayvanların ihtiyaçlarını karşılamak için kullanıyorlar.’’ dedi. Ben etrafa bir baktım her yer kumdu ve bizimkiler oturmuş kumla oynuyorlardı. Hemen kaldırdık ve parktan ayrıldık. Park maceramız o gün kısa sürdü etrafta biraz dolaşıp eve döndük.

Yaşadığım olayı komşuma anlatınca o da: ‘’ Biz de götürmüyoruz o parka. Evet insanlar hayvanları için kullanıyorlar. Biz aşağıda bir park var oraya götürüyoruz. ‘’ dedi. Bunun üzerine bizim çocuk parkı arama maceralarımız devam etti böylece. Bir gün komşumun önerdiği parka gitmeye karar verdik. Sonunda bulduk parkı. Bizim eve bir hayli uzaktı. Tam parka yönelince bir kadın ‘’ O park pek temiz değil hayvanlar için kullanıyorlar. Bence ilerde bir çocuk parkı var oraya gidin!’’ demez mi.. Biz yine düştük yollara. Diğer çocuk parkını bulduk. Biz o parkı bulana kadar çocuklar uyudu zaten. Biz de biraz oturduk. Soğuduk açıkçası çocuk parklarından. Sonra yolumuza devam edip şehrin en büyük parkı denilebilecek hani şu içinde herşey olan kapsamlı parklardan birine gittik. Çocuklar orada oynadılar, koştular eve döndük.

Hiç aklıma gelmeyen bir durumdu çocuk parklarının bu amaçla kullanıldığı. Çok şaşırdım gerçekten. Parklarda bir sürü çocuk oynuyor. Düşüyorlar, kalkıyorlar kumlarla sürekli içiçeler. Tamam aşırı titiz olmayalım, çocuklar sokakta, parkta bağışıklarını güçlendirsinler ama bu kadar da değil. Nasıl bu amaçla kullanılıyor  anlamıyorum. Belki hayvan besleyenler bana kızacak ama çocuk parkları çocuklar için yapılmış alanlar. Onların şu karmakarışık, kocaman şehirlerde oynayabilecekleri nefes alabilecekleri tek yeşil alanlar. Lütfen hayvanlarınız için başka çözümler arayın.

Biz yine götürüyoruz elbette çocuklarımızı parka. Ama artık sadece salıncakta sallıyoruz, diğer oyuncaklarda oynatıyoruz yere bırakmıyoruz. Üzülüyorum tabi bu duruma. Zaten sürekli evde olan çocuklar koşmak oynamak istiyorlar ama o kadar rahat olamıyorum duyduklarımdan sonra. Elbette parklarda, sokaklarda hayvanlar var ve belki onlarda kirletiyor parkları ama özellikle, bilerek hayvanları getirip oyun alanlarını onların ihtiyaçları için kullanmak doğru değil bence. Çocuk parkı olduğuna göre öncelik çocukların değil mi?

Ben sırf çocuklarım biraz yeşil alan görsün, koşsun oynasın diye evimize üç kilometre uzakta olan parka götürürüm çocukları. Ama  bunun için hafta sonunu beklemem gerekiyor. Ancak eşimle gidebilirim. Ama evimin bir sokak altındaki çocuk parkı temiz olsaydı belki hafta içi tek başıma çocukları biraz dolaştırabilirdim. Ben hayvan düşmanı falan değilim bu arada. Çocukluğu hayvanların içinde geçmiş, köyde büyümüş, çocuklarının ve diğer çocukların sağlığını düşünen bir anneyim sadece. Evcil hayvan sahiplerinden rica ediyorum: ''Elbette hayvanlarınızı parkta dolaştıracak gezdireceksiniz ama özellikle ihtiyaçlarını karşılamak için oyun alanlarını tercih etmeyin.'' Söyleyeceğim sadece bu. Her çocuğun hakkı olan temiz çocuk parklarında oynayabilmesi dileğiyle.. Sevgiler..



5 Aralık 2013 Perşembe

Oyun Halısı ve Ana Kucağı Önerileri

Bebekler ilk aylarda hareket edemedikleri için sürekli yatmak zorundadırlar. Arada kucağa alıp dinlendirseniz de sürekli kucakta tutmak hem sizin için hem de bebek için yorucu olacaktır. Bu aylarda sizi ve bebeklerinizi rahat ettirecek iki önerim var bugün. Bu önerilerim oyun halıları ve ev tipi ana kucakları. 

Bebekleriniz ikinci ayın içindeyken artık etrafta gördükleri nesnelere ve duydukları seslere tepki vermeye başlarlar. Bu aylarda alınacak en güzel ürünlerden biri bence oyun halıları. Benim bebeklerime iki aylıkken hediye gelmişti oyun halıları. Yaklaşık yedinci aya kadar kullandık. Bebeklerim oyun halısını çok sevmişlerdi. Oyun halısında asılı oyuncaklarını yakalamak için bütün gün uğraşıyorlardı. Dokundukları oyuncaklardan çıkan seslere gülüyorlardı. Oyuncaklara çığlıklar atıp tepki verebiliyorlardı. 


Bebekleri uzun süre oyalamak için yapılmış güzel bir eğlence aracı bence.  Aynı zamanda bebeklerin reflekslerini geliştiriyor. Eller kollar sürekli hareket halinde olduğundan kasları geliştiriyor. Bebek oyuncakları yakalamak için uğraşırken yana dönmeyi öğreniyor. Ben Playgro markalı oyun halılarını kullandım. Hem oyuncaklarının çokluğu hem de sesli oyuncaklarının olması bebeği uzun süre oyalıyor. Ayrıca geniş olduğu için bebek istediği gibi sağa sola kayabiliyor. Bebek oynayarak vaktini geçiriyor. Annelerin biraz dinlenmesine yardımcı olacak ürünlerden biri olduğu için özellikle ikiz annelerine oyun halılarını tavsiye ediyorum.




İkiz annelerine diğer ürün önerim ev tipi ana kucakları. Kesinlikle kurtarıcı ürünlerden biri de ana kucakları. Yine ikinci aydan sonra ana kucaklarını kullanabilirsiniz. Ana kucaklarının da sesli ve hareketli oyuncakları var. Bebek oyuncakları yakalamak onlara dokunmak için oldukça çaba sarf ediyor. Sürekli uzanma ve kalkma hareketleri yaptıklarından bazı hareketleri daha çabuk yapmaya başlayabiliyorlar. Benim oğlum kısa bir süre sonra oyuncaklara ayaklarını vurmaya başlamıştı.


Bebek hareket ederek ana kucağını sallayıp eğlenebiliyor. Sallanma özelliği ile bebeklerinizi uyutabiliyorsunuz. Ben bir süre bebeklerimi ana kucağında uyuttum. Ancak bebekler uyuduktan sonra yataklarına yatırmak lazım. Çünkü uzun süre uyumak için dar ve tam olarak yatmadığı için bebek rahat bir şekilde uyuyamaz.


Ana kucaklarını istediğiniz yere taşıyabiliyorsunuz. Ben mutfakta işim olduğunda mutfağa taşıyordum. Mutfakta beni izliyorlardı. Kahvaltı ve yemek sofralarında bize ana kucaklarından eşlik ediyorlardı. Banyo yaparken biri diğerini ana kucağında bekliyordu. Ayrıca mama içirmek bir şeyler yedirmek için ideal ürünler. Bebek büyüdükçe sırtını biraz dik konuma getirerek oturur hale getirebiliyorsunuz. Ben Chicco ' nun ana kucaklarını kullandım ve memnun kaldım. 





Tüm annelere ve anne adaylarına oyun halılarını ve ana kucaklarını tavsiye ediyorum. Sevgiler.

2 Aralık 2013 Pazartesi

İkiz Bebeklerle Evde İlk Günler


Benim bebeklerim beklediğimiz tarihten üç hafta önce acil bir şekilde geldiler dünyaya. Ben aslında doğuma giderken saçımı yaptıracaktım, makyaj yapacaktım. Fotoğraflarım güzel olacaktı. Plan yapıyordum kendimce . Ama  bebişlerim annelerini en doğal haliyle görmek istediler sanırım. Acele ettiler. Hastaneye giderken o kadar büyük panik yaşamıştım ki tansiyonumum on dokuza çıkmış. Hemen sezaryene alındım ve uyandığımda başımda birileri üstümü değiştirmeye çalışıyordu. Kendime gelmem biraz zaman aldı çok ayrıntı hatırlamıyorum o akşamla ilgili hala. Sürekli gülüyormuşum kendime gelene kadar. Ben o kadar panikle hastaneye gitmiştim ki sanırım sonra çok komik geldi kendime durumum. 


Gözlerim açılınca bebeklerimle tanıştım. O an unutulmaz bir andı benim için. Mutluluk, heyecan, ağlama isteği, şaşkınlık karışımı duygular. Hiçbir tanışma anneyle bebeğin tanışması kadar özel, unutulmaz, sevgi dolu olamaz. Biri kucağımdayken benim gözüm öbüründeydi. Daha tam kendimde değildim aslında ama o anları net hatırlıyorum. Kucağımdan hiç bırakmak istememiştim bebeklerimi. Yerlerine yatırmak için aldıklarında '' Ben tutarım ''  diyordum kimse duymuyordu. Sonra uyumuşum sanırım. Uyandığımda yine birileri bebekleri emzirmeye çalışıyordu. Benim halim yoktu ve tabi henüz sütümde.  O andan sonra sabaha kadar heyecandan hiç uyumadım. Sürekli bebeklerimi izledim. Oğlum sürekli uyuyordu, kızım ise arada uyanıyor beni izliyordu. Tabi ağrılarım da vardı. Bir ara gece hemşireler beni yürütmeye çalıştı yürüyemedim. '' Bebekleri beslediniz mi? '' dediler. Hayır beslememiştik. Kimse bize bebeği besleyin dememişti. Biz şaşkın halde olayı anlamaya çalışıyorduk. Sonra hemen mama verdik. Hala üzülürüm bebeklerimi ilk anlarında geç besledik diye. İkiz bebek bekleyen  hamilelerin çantasında mutlaka mama olmalı. Çünkü bebeklerin ne zaman geleceği belli değil ve sütünüz hemen gelmiyor.


İlk geceden sonra alışmaya başladık bebeklere. Evet onlar aramıza gelmişti sonunda ve her şey şimdi başlıyordu. Hastanede iki gece kaldık ve eve geldik. Onlarla eve gelmek yine apayrı bir duyguydu ve ben ağlıyordum. Hala çok şaşkındım ve inanamıyordum doğduklarına.Bu bebekler benim miydi? Nasıl bakacaktık biz bebeklere? Karmakarışık bir haldeydim. İlk günlerde mutlaka anne babanın yanında bir yardımcı olmalı. Hatta iki yardımcı. Annem vardı benim. Tabi en güzeli kendi annenizin olması. Bazen üç kişi bebeklere yetemiyorsunuz. Biz doktor tavsiyesi üzerine iki saatte bir besledik. Sütüm üçüncü gün geldi. Hem emzirmeye çalıştım hem mama verdim. Çünkü oğlum memeyi hiç almıyordu. Kızım emmek istiyor süt gelmiyordu. Biraz zorlu geçti o süreç zaten erkenden sütüm kesildi ve hep mama vermek zorunda kaldık. İlk günler bebekler sürekli uyuyor. Uyanıkken etrafı izliyorlar. Çok sık alt değişmeniz gerekiyor. Ben ameliyatlı olduğum için ilk günler ağrılı geçti. Bebeklerimin altını bile değişemedim çünkü eğilemiyordum. Annem ve eşim değişti bir süre. Geceleri eşim baktı bebeklere ve hala gece o bakar. Eşin yardımı çok önemli.


Şu an ikiz  bebek bekleyen  anne adaylarına tavsiyem özellikle yedinci aydan sonra çok daha dikkatli olmanız gerekiyor. Çünkü her an bebekler gelebilir. Ben hamileliğim yirmi yedinci haftasından itibaren hep yatmak zorunda kaldım çünkü erkenden gelmeye kalktılar. Ancak son üç haftaya kadar dayanabildiler. Hastane çantalarınızı erkenden hazırlayın ve kesinlikle mama koyun. Sütünüz gelince nasıl olsa emzirirsiniz bebeklerinizi. Süt gelene kadar bebeği aç bırakmayın. Evde ilk günlerde mutlaka size yardımcı olacak birileri lazım. Ev işleri olduğu gibi kalıyor yemek falan unutuluyor. Ama annenin de iyi beslenmesi ve dinlendirilmesi lazım. Bunun için birilerinin yardımına mutlaka ihtiyacınız oluyor. Benim annem çok yardımcı oldu bana. O da çok yorulmuştu bizimle. O olmasa işim çok zordu. Ona tekrar teşekkür ediyorum buradan.


Bebekler ne soğuk ne sıcak ortamda yatırılmalı. Üstleri çok giydirilmemeli. Göbek bağı düşene kadar banyo yaptırmayın demişlerdi bize. Ama birçok yerde yaptırılabileceği yazıyor. Biz sürekli suyla sildik banyo yaptırana kadar. Çünkü çok sıcak günlerde doğmuşlardı. Göbek bağı düştükten sonra her gün yıkadık. Banyolarını iki kişi yaptırdık hep. Bir üçüncü kişide diğer bebeğe baktı bu sırada. Yalnız kalan bebek hemen yalnız kaldığını anlıyor çığlığı basıyordu. Bazen günde iki kez yıkadığımızı hatırlıyorum. İki bebek ikişer banyo dört kez aynı işlem.


Bebekleri iki saate bir beslemek gerekiyor. Zaten acıkınca uyanıp karınlarını doyurup tekrar uyuyorlar. Gece uyandıklarında da mutlaka besledik. Zaten gece de iki üç saate bir uyanıyorlar. Alt değişiliyor, karnı doyuruluyor tekrar uyuyorlar. Gecelerimiz rahat geçti o açıdan. Çok nadir uyumadan sabahladığımız zamanlar olmuştur. Tabi gece gündüz sürekli bu rutin devam ettiği ve  aralıksız bir uyku uyuyamadığı için anne baba yorgun düşüyor. Sırayla uyuyorduk biz. Dinlenmezsen zaten gergin oluyorsun her şeye kızabiliyorsun. Anne mutlaka desteklenmeli bence.Bebekler beslendikten sonra mutlaka gazlarının çıkarılması gerekir. Biz bazen mamalarına zinco isimli bitkisel bir damla koyuyorduk. Gaz sancısı yaşamadılar onun için. Sürekli beslendikleri için yedek biberon olmalı ve sık sık kaynar suyla dezenfekte edilmeli. 


İlk günlerde sürekli uyudukları için uyku düzeni oluşturmak için erken. Ancak akşam uykularında yataklarına yatırırsanız daha sonra aynı şekilde yataklarına yatınca uyumaları kolaylaşıyor. Ben ilk kırk gün hiç televizyon açtırmadım. Bebeklerin bilinçaltına televizyondaki saçma sapan haberlerin, konuşmaların yerleşmesini istemedim. Bilgisayardan hafif müzik açıyordum. Bebek ninnileri dinletiyordum. Sanki televizyon o masum hallerine çok çirkin gelecekmiş gibi düşünmüştüm. Şimdi televizyon izletiyorum. Ama günde iki ya da üç saat en fazla. Hiç izletmeyin diyor uzmanlar ama bence bu çağda çok zor uygulaması. Tercih yine anne babaya kalmış elbette.


Evet evde ilk günler böyle işte. Bu günlerde ev almış başını gidiyordur. Gece gündüz sadece bebekler vardır hayatınızda başka hiçbir şey düşünemezsiniz. Tabi bebeklerin doğduğunu duyanlar tebrik etmek için telefon açarlar. Telefonu cevaplayamazsınız sonra geri aramayı unutursunuz. Size alınanlar, küsenler olur. Başkalarının o anları anlaması zordur. Siz o anlarda bez, emzirme, mama, biberonların yıkanması, alt değişme, kendi ağrılarınız, uykusuzluk, yemek yapıp yiyememe, bebek sarılığı, sağlık ocağı, hastane kontrolleri,testleri, lohusalık hallerinden ağlama krizleri, sinir bozukluğu, bu karışıklıkta bebeği bir türlü kucaklayıp sevememe halleri içindesinizdir. Ben o ilk günlerde beni anlayıp yanımda olanlara teşekkür ediyorum. İkiz bebek bekleyen tüm anne adaylarına kolaylıklar diliyorum. Sevgiler..

28 Kasım 2013 Perşembe

Bunlar Tüp mü, Normal mi?


İkiz bebeklerinizi bebek arabalarına oturtup dolaşmaya çıkarsınız. İki tane bebek bir arada olduğundan ve kocaman bir bebek arabası, iki tane çantayla dolaştığınızdan haliyle dikkat çekersiniz. Genelde sevmek için etraftan yanınıza yaklaşanlar olur. İlk soruları '' İkiz mi bunlar? '' olur. '' Yok ikiz değiller, biz zevk olsun diye ikiz bebek arabasında taşıyoruz! '' demek gelir içinizden. Farklı yaşlarda iki çocuğu olanlar ikiz bebek arabası alıp kullanmayı tercih etmezler sanırım. Sonra özellikle bize bebek arabamız mavi olduğundan ve kızımız kısa saçlarıyla hala erkeğe benzediğinden sanırım '' İkisi de erkek mi? '' diye sorarlar. '' Yok bir kız bir kız bir erkek. '' dersiniz. Anlamazlar, ikisini de erkek sanarak yakışıklılar, delikanlılar diye sevmeye devam ederler. Ya da oğlumuzu kız sanırlar. Diğer soru gelir '' Hangisi büyük? '' '' İkiz bizim bebekler! '' dersiniz , '' Yok hangisi önce doğdu? '' diye düzeltirler. '' Kızımız önce doğdu. '' deriz. '' Ha o zaman erkek büyük. '' Pardon, nasıl?  İkiz bebekler için böyle bir ters orantılı durum olduğundan bahseder çoğu kişi. Önce doğan küçük olurmuş. Farklı yaşlarda iki çocuğunuz varsa zaman olarak önce doğan büyüktür değil mi? Böyle bir gerçeklik var. Ama ikiz bebeklerden önce doğan iki dakika önce doğmuş olsa bile küçüktür. Peki dersiniz,  yorumsuz.. '' Kız oğlanı dövüyor galiba, çok sert duruyor. '' '' Evet her gün yemeklerden sonra üç kez döver! '' demek istersiniz. Bu nasıl bir yorum.. '' Ay bizim bir tanıdığın bir çocuğu var o kadar zor ki, siz ikizlerinize daha kolay bakıyorsunuzdur eminim. ''  Gözünüzün önüne doğumlarından itibaren yaşadığınız o zor günler gelir. Tek bir çocuğa bakmak ne kadar zor olabilir anlamaya çalışırsınız.


Derken en çok merak edilen soru sorulur: '' Tüp mü bunlar, normal mi? '' '' Ya evet tüp. Evde ocağa takıyoruz arada bir hava alsınlar diye bebek arabasına koyup gezdiriyoruz. Siz tüplerinizi gezdirmez misiniz? '' aklınızdan geçen cevaptır. '' Normal! ''  ne demek Allah aşkına! İkiz bebekler anormal mi? İkiz bebeklerin hepsinin tüp bebek yöntemiyle dünyaya geldiğini, anne karnında büyümeyip deney odalarında kavanoz içlerinde büyüdüğünü sanıyorlar galiba. Değilse normal mi diye sormaz hiç kimse. Siz '' Tüp bebek değil normal bir hamilelik süreciyle doğmuş bebekler. '' deseniz de karşıdaki inanmaz. Çünkü emindir tüp bebek olduğuna. '' Kimin tarafında ikiz var? '' diye sorar hemen. '' Anne tarafında var. '' deriz. '' Ya sanki baba tarafında olursa oluyordu.'' derler. Baba tarafı dersen tersini söyleme ihtimalleri fazla. İkisinde de yoksa karar verilir: '' Kesin tüp! '' Bir de anne tarafı dersin, kim var diye sorarlar. Sanki söylesem tanıyacak. Kaç yıllık evli olduğunuz diğer bir araştırma konusudur. Karşıdaki tam bir '' İkizler nasıl dünyaya gelir? '' konusunda uzman biridir sanki. Bir de '' Aman iyiki  tüp bebek yapmamışsınız günahmış, çocuklar sizin olmuyormuş çünkü'' diyenlere ne demeli.. Çocukların yanında böyle konuşmalar yapıldıkça bir gün çocuğunuzun '' Anne ben tüp bebek miyim? '' diye sorması kaçınılmaz. Bunu düşünen kim? Yeter ki insanların merakı giderilsin. Çocukların, anne babanın ne hissettiği hiç önemli değil. Belki gerçekten doğal dünyaya gelmişler. Ya da evet tedaviyle olmuş ama bunu paylaşmak istemiyor. Belki de bebekler evlatlık. Kimseyi ilgilendirmez sanırım bu durumlar.


 Ya işte böyle. Tek bir bebekle dolaşan anne babalar sanırım böyle bir araştırmaya tabi tutulmazlar. Onların bebekleri normaldir çünkü. Bu soruları daha çok duyacağıma eminim. İkiz annesi olmak insanı ünlü yapıyor. Nasıl ünlülerin özel hayatları merak ediliyorsa sizinki de merak ediliyor. Özel hayatın gizliliği falan umursanmıyor. Çevrenizden sizin söylediğinize inanmayıp hastane kayıtlarınızı araştıracak kadar meraklı kişiler çıkabiliyor. Elbette tüp bebek yöntemiyle dünyaya gelen bebekler gayet normal ve doğal. Normal olmayan insanların özel hayatlarının didiklenmesi. Benim bebeklerim mi?  Normal, hayır tüp, aslında ikisi de değil hiç bilinmeyen bir yöntemle dünyaya geldiler, deney odasındaki kavanozdan aldık, leylekler de getirmiş olabilir, yumurtadan da çıkmış, saksıya ekip büyüttük, uzaylılar getirdi..İkiz değiller mi normal olmayan her yolla dünyaya gelmiş olabilirler. Sevgiler..

27 Kasım 2013 Çarşamba

Bebekler İçin Yastık Önerileri


Bebeklerime hamileyken onlar için neler gerekli, neler almalıyım sürekli araştırıyordum. İnternette gördüğüm bebek yastıkları ilgimi çekmişti. Boğulmayı önleyici hava delikli yastıklar ve yan yatış yastıkları. Bebeklerin yastıksız yatırılmaları gerektiğine dair bir çok yorum da vardı. Ancak ikizlerimi yastıksız yatırmak bana pek mantıklı gelmedi açıkçası. Ben bu yastıklardan almaya karar verdim. Bebeklerime birer hava delikli yastık, birer de yan yatış yastığı aldım. Bebeklerim doğup eve geldiklerinde yataklarına yatırdık ve ilk kullandığımız ürünler yastıklar oldu. İyiki almışım dediğim en güzel şeylerden biri oldu yastıklar.


Bebekler özellikle kusmaya karşı ve başlarının güzel şekil alması için yan yatırılmalıdır. Ben bebeklerimi bir gün sağ taraflarına yatırıp diğer gün sol taraflarına yatırdım. Yan yatış yastıkları hem sırtlarından hem de karınlarından desteklediği için bebeklerim rahat bir şekilde uyudular. Ayrıca başları gayet güzel şekil aldı.

Benim bebeklerim çok kusuyorlardı. Onun için başlarının altına yastık koymadan hiç yatırmadım. Boğulmayı önleyici hava delikli yastıklar ile yatarken kustuklarında delikler sıvıyı geçirdiğinden güvenli bir şeklide uyutabiliyordum. Bu yastıklar oldukça ince olduğu için bebeğin boynunu da yormuyor. Hem yan yatış yastıklarını hemde boğulmayı önleyici hava delikli yastıkları tüm anne adaylarına ve annelere aynı süreçleri yaşamış bir ikiz annesi olarak tavsiye ediyorum. Sevgiler..

22 Kasım 2013 Cuma

güzel bir merhaba:)

Merhaba. Bloguma başlarken güzel bir niyet oluşturmak istiyorum. Bu blogun öncelikle kendimin sonra canlarım ikizlerimin daha sonra tüm üyeleriyle ailemin ve son olarak bütünün hayrına olmasına niyet ediyorum. Güzel bebeklerimin güzel şansları benimle olsun..Herkese güzel bir merhaba. Ben mutlu bir ikiz annesiyim:) Şükürler olsun..