ikiz bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ikiz bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2014 Pazartesi

Dört Mevsim Aşk.. Evlat..



Bir gün içime iki can düştü, kalbime de iki aşk.. İki kocaman aşk.. Yüreğim belki hiç bu kadar titrememişti, böyle yanmamıştı. O an vazgeçtim kendi canımdan. O iki can beni sarıp sarmalamaştı çoktan. Gerçek sevgi nedir, karşılıksız sevgi nedir anlamaya başlamıştım. İki canı koşulsuzca sevebilmek.. Her nefesinde önce onları düşünmek. Kendi canından önce onları düşünmek. Nasıl bir aşk nasıl bir sevgi bu.. Yaşanmadan bilinmeyen..

Bir ikiz annesiyim ben. Canına iki can katılan ve o andan itibaren hayatı değişen. Her şeyi iki kat yaşamaya zamanla alışan. Hiçbir şeye değişmeyeceğim de iki tane minik bedenin sevgisini yaşamam. Klasik söz hani tarifsiz bir duygu evlat sevgisi.. Bana tarif et deseler mevsimlere benzetirdim belki.. Bazen kış, bazen yaz.. Bazen de tatlı bir bahar. En uçta yaşanan duygular.. En zor anda bile kalbinizde cız eden bir aşk.. Yoğrulmuş bir karışım işte bu sevgi.  Hamuru minik iki kalp benim için..

Yaz mı kış mı bahar mı.. Nasıl bir tanım bu böyle derseniz anlatmak isterim size. Öncelikle  ilkbahar evlat sevgisi içinizi ısıtan, ılık ılık, tatlı tatlı yüreğinizi okşayan. Bulutların arkasından parlayan güneşle neşe ve umut veren. Tazecik dallarda yeşeren yapraklar arasında açılan çiçeklerle heyecanlandıran. Hamile olduğunuzu öğrendiğinizde yaşarsınız bu duyguları. Umut verir, heyecan verir, neşelendirir sizi. İçinizi ısıtır ve yüreğinize çok iyi gelir tatlı tatlı.

Sonrası yazdır bu sevginin. Kucağınızda iki kocaman göz parlarken sımsıcak yaz güneşi aydınlatır hayatınızı. Her şey aşırı sıcaktır ve kalbinizde o sıcakla yanıyordur cayır cayır. Çünkü kucağınızdaki mucizeye şahit olmuşsunuzdur. Bir de iki taneyse bu mucize daha da yanmaktasınızdır. Hep böyle olsun hiç değişmesin istersiniz. Kendi canınızı unutmuş kalbiniz yalnız onlar için atmaktadır sanki. Yaz sıcağı nasılsa işte öyle yakıcıdır evlat sevgisi. Sizi kendinizden geçirir, eritir, bitirir.. Yanmaktayken koklarsınız o mis kokuyu, su gibi ferahlatır sizi.. Doyamazsınız.. Tekrar tekrar koklarsınız..

Sonbahar gelir ya sonra.. Arada yağmur yağar, rüzgar eser.. Biraz havalar serinler.. Ama güneş hep vardır. Bulutlar gelse de bilirsiniz oradadır. Kucağınızdaki mucize de bazen değişkendir işte.. Hep sıcak hep ılık olmaz tabi arada serinletir sizi. Rüzgar gibi esiverir. Ne yapacağınızı şaşırdığınız anlar olur, telaş içine düşersiniz bazen. Ama o sevgi bilirsiniz ki hep vardır ve gün geçtikçe artmaktadır. Evlat sevgisi bu işte. Hayatta ne yaşarsanız yaşayın asla azalmayan..

Bir de kışı var tabi bu sevginin. Bazen fırtınalar koparan, bazen soğuktan donduran. En uçlara alıp sizi götüren. Ne yaşarsanız yaşayın sizin içiniz hep yanar. O kor düşmüş bir kere. Soğuk olsa da siz yanmaktasınız zaten. En büyük imtihan ya hani evlat. Bunu düşünür her karda, her fırtınada en sakin liman olursunuz.. İçinizdeki aşkla karları eritir, fırtınaları durdurursunuz. Canınızdan çoktan vazgeçmiştiniz sonuçta. Görmez, duymaz, düşünmesiniz kendinizi. Vazgeçersiniz. Bilirsiniz kıştan sonra bahar gelir..


Yavrum.. Yavrularım.. Canımın parçaları, diğer yarılarım.. Asla sevmekten vazgeçmeyeceğim mucizelerim. İyiki canımdalar ve  bana bu muhteşem duyguları yaşatıyorlar..  Sevgilerimle..

6 Mart 2014 Perşembe

Çalışmayan İkiz Annesi



Ben kendi standartlarında yaşayan orta halli bir ikiz annesiyim. Çalışıyordum, bebekler doğduktan sonra ücretsiz izne ayrıldım ve iznimin son ayları yaklaşıyor. İşime dönme zamanı yaklaştıkça çocukları kime, nereye bırakacağım sorunu da ortaya çıkıyor yavaş yavaş. Öncelikle bakıcıya bırakmayı düşünmüyorum. İşe döndüğümde çocuklar iki yaşlarını doldurmuş olacaklar ve ben de doğrudan kreşe başlatmayı düşünüyorum. Bu benim tercihim. Sizin görüşleriniz farklı olabilir.

Bakıcı nasıl bakar tahmin edemediğim için belki de kreşe başlatma isteğim. Şu an tamamen evde ev işleri ve çocuk bakımıyla geçen bir hayatım var. Her günümüz yaklaşık olarak bir diğerinin aynı sayılabilir. Kış olması ve benim hala çocukları tek başıma dışarıya çıkaramamam etkili tabi bu durumda. Oturduğumuz apartmanın bahçesi yok. Yakınlarda bir park var ama oraya kadar gitmeyi göze alamıyorum. Zaten parkta pek müsait değil çocuklar için. Daha önce  yazmıştım, insanlar genelde hayvanlarının ihtiyaçlarını karşılamak için kullanıyorlar. Dolayısıyla bizim dışarı çıkmalarımız hafta sonuna kalıyor. Hafta içi evdeyiz sürekli.

Tabi sürekli evde olduğumuz için çocuklar sıkılıyor. Yenilik, değişiklik istiyorlar. Oyuncaklarıyla daha az oynamaya başladılar bu aralar örneğin. Biraz oynayıp çabucak sıkılıp bir kenara fırlatıyorlar. Ben de yeni oyuncak almıyorum zaten bir sürü var ve sürekli yeni oyuncağa alıştırmak istemiyorum. Oyuncaklardan bıkınca birbirlerine sarıyorlar bir süre. Birinin elindekini diğerinin istemesi, birini diğerinin kovalaması, elbisesinden çekiştirip yerlere atması, kendince oyun sandıkları durumlara giriyorlar. Ondan da sıkılıp bana gelmek istiyorlar. İkisi birden kucağıma gelmek istiyor, tepeme çıkıyorlar bazen. Sonra koştur koştur odalarına gidiyorlar, yataklarına tırmanıyorlar, çekmecelerini karıştırıyorlar. Ben de bu arada hem onlarla oyunlar oynamaya hem de ev işlerimi yapmaya çalışıyorum. 

Beraber neler yapıyorsunuz derseniz kitaplarımız var onlar inceliyoruz. Defterlerimize karalamalar yapıyoruz. Müzik açıp oynuyoruz. Şarkı söyleyip hareketlerini yapıyoruz. Lego, yap boz yapıyoruz. Oyuncaklarla oynuyoruz. Araba sürüyoruz, bebeğe mama yediriyoruz. Topla gol atıyoruz.. Çok karışan anlarda televizyon açıyoruz ve televizyon izletiyorum. ''Aman sakın izletmeyin! '' uyarılarını sürekli duysam da maalesef açıyorum. Tabi gün boyu açık değil. Belirli programları izletiyorum.

Dün yine yoğun bir günümüzdü. Sabah kahvaltısı, mutfağın toplanması, çocuklarla oyun, yemek yapma, ev süpürme, çocukları banyo yaptırma, yemek yedirme, yeniden mutfağı toplama, çocukları uyutma, çamaşırları asma, kuruyanları katlama derken çocukların uyanması yeniden oyunlar, ikindi sütleri derken akşam oldu.. Her gün böyle tempolu değiliz ama saydıklarımdan banyo ve temizlik dışında diğerlerini her gün yapıyorum. Bu koşturma arasında fizik olarak çok yoruluyorum tabi. Bazen yorgunluktan çocuklara yetemediğimi düşünüp ‘’ Acaba ben beceremedim mi anne olmayı? ’’diye düşünüyorum. ‘’ Ev işleriyle uğraşmaktan yorulup çocuklarla yeterince ilgilenemiyor muyum? ‘’ diye düşünüyorum. Elimden geldiğince oturup onlarla oyunlar oynuyorum, ikisiyle de ayrı ayrı ilgilenmeye çalışıyorum ama ‘’ Yeterli değil miyim? ‘’ diye de düşünmeden edemiyorum.

Bir yardımcım olsa belki daha kolay olabilirdi işlerim. Ama şu an bir yardımcı alacak imkana sahip değilim. Çocuklar küçükken vardı ve tabi çok yardımı oluyordu bana. İstemediğim bazı davranışları olsa da  idare ediyorduk. O zamanlar daha çok yardıma ihtiyacım vardı tabi. Şimdi kendi kendilerine oyun oynayabiliyorlar ve bir süre yalnız bırakıp işlerimi yapabiliyorum örneğin. Gerçi ben başkasının yaptığı yemeği yiyemeyenlerdenim. Yardımcım varken o yemek yaparken mutfağa girmiyordum nasıl yaptığını görmeyeyim sonra yiyemem diye.. Şimdi haftalık temizliğe yardımcı geliyor ama ben o geldiği gün daha çok yoruluyorum. Sanırım başkasının yaptığı işler içime sinmiyor..

İşe dönünce nasıl bir hayatım olur bilemiyorum. Daha mı çok yorulurum daha mı rahat ederim şu an kestiremiyorum. Ama gün boyu bir evin içinde sürekli enerjik olma hali zor açıkçası. Yakınıyor muyum hayır elbette. Bu benim seçimim. İşime dönüp çocukları bakıcıya bırakabilirdim de.. Ya da kreşe gönderebilirdim. Ama ben kendim bakmayı seçtim bir süre. Yakınmıyorum çünkü ne kadar zorlansam da onlarla olmaktan mutluyum. Onlarla bir çok şey öğreniyorum ve kendimin de törpülenmesi gereken taraflarımı keşfediyorum. Yemeleri için ellerine verdiğim bisküvileri her yere ezdiklerinde eski hijyen takıntımın artık olmadığını farkediyorum. Onlar küçücük şeylere kahkahalarla gülerken demek ki gülmek için çok büyük nedenler aramamak lazım diye düşünüyorum. Yeni bir şey başardıklarında gözlerindeki sevinci görüp başka herşeyi unutabiliyorum. Her yeni kelimelerinde yorgunluğumu unutuyorum. O kadar alıştım ki herşeyi onlarla yapmaya kolayca işe dönebileceğimi de pek sanmıyorum.


Çalışmayan annenin ikizlere bakımı nasıl olur bol bol deneyimledim kısacası. Sırada çalışan annenin ikiz bakım deneyimleri var. Gerçi daha işe dönmeme aylar var ama dün çok yorulunca aklıma geldi işe başlayınca nasıl olur halim diye.. Yaşamadan bilinmiyor bir çok durum.. Ben de yaşayıp göreceğim.. Sevgilerimle..

4 Mart 2014 Salı

Anne Beni Farket!



Son zamanlarda mutlaka duymuşsunuzdur farkındalık kelimesini. Farkında olmak, kendinin, etrafındakilerin, diğer canlıların, yaşamın.. İnsanın hayatını değiştiren bir durum bence farkındalık. Bende öyle oldu da diyebilirim. İnsan kendisinin farkına varırsa değişmeye başlıyor hayatı yavaş yavaş. Öyle bir koşturmaca içindeyiz ki unutuyoruz kendimizi. Ne için yaşadığımızı.. Sadece günü tamamlama telaşındayız çoğu zaman. Farkında bile değiliz elimizin altından kayıp giden zamanın. Önce kendimizin farkına varmalıyız ki kalp gözümüz açılsın. Biz değişelim etrafımız da bizimle değişsin.

Nasıl olacak bu farkındalık peki? İnsan önce kendinin farkına nasıl varacak. Biraz ‘’Dur bakalım’’ diyerek kendine. Koşturmacanın içinde bir nefes alıp yavaşlayarak belki de. Gün içerisinde bir çok şey yapıyoruz. Bunların bir çoğu artık otomatik hale gelmiş alışkanlık olmuş davranışlar. Çalışıyorsak  sabah kalkıp işe gitmemiz, iş yerine yaptıklarımız, eve dönüşümüz ve evde yaşadıklarımız.. Çalışmıyor evdeysek sabah başlayan günlük işler ve akşam olana kadarki rutinimiz. Düşününce hep aynı şeyleri yaşıyormuşuz gibi gelebilir. Hep sanki bir sonraki gün yaşayacaklarımıza hazırlarız kendimizi. Hani okuyalım, işe girelim, evlenelim vs durumu. Anı yaşamak yerine hep yarına hazırlanırız.

İşte bu karmaşada durup ben ne yapıyorum diyebilmek farkındalık. Her ne yapıyorsak sadece onun farkına varabilmek. Yemek yaparken hani acaba tuz attım mı diye düşünürüz ya demek ki yemek yaparken yaptığımızın farkında değildik. Birisiyle konuşurken aklımızdan bir sürü düşünce geçer karşımızdakinin ne söylediğini sonra hatırlamayız ya yine farkında değiliz o anın. Sabah anahtarlarımı aldım mı acaba diye düşünürsek evden nasıl çıktığımızın farkında değiliz demek ki. Kısacası farkındalık her ne yapıyorsak ben şimdi bunu yapıyorum diye düşünüp diğer düşüncelerimizi durdurabilmek biraz. Dişimizi fırçalarken şimdi dişimi fırçalıyorum diye düşünmek örneğin. Geç mi kaldım işe saat kaç acaba diye düşünmemek.

Yaptıklarımızı düşünerek davranışlarımızın da farkına varabiliriz. Biri bize olumsuz bir söz söylediğinde hemen o kişiye kızmak yerine ‘’ Acaba hangi davranışım böyle düşünmesine neden oldu? ’’ diye kendimizi sorgulayabiliriz. ‘’ Bu olaydan benim ne öğrenmem gerekiyor? ’’ diye de.. Bir de ‘’ Acaba aslında bana ne söylemek istiyor? ’’ diye..  Kendimizi, duygularımızı sorguladıkça farkındalığımız artacak ve anı yaşamaya başlayacağız. Kendi içimize dönerek kızgınlıklarımızı, öfkelerimizi, hırslarımızı, mutsuzluklarımızı kimseyi suçlamadan tüm sorumluluğu üstelenerek sorguladığımızda değişim başlar hayatımızda.

Kendimizin farkına vardıkça etrafımıza da farkındalığımız artar. Eşimiz ve çocuklarımızla olan ilişkilerimiz değişir. Biri bize bir şey söylediğinde ‘’ Ne söylüyor, aslında ne söylemek istiyor?’’ bakışıyla yaklaşmamız ilişkilerimizi kuvvetlendirir. Herkes kendini anlatır cümlelerinde. Biri size bir öğüt veriyorsa aslında kendine söylemektedir bunu. Örneğin ‘’ Biraz daha sakin ol, üzme kendini. ‘’ derken belki de sakinlik kendinin ihtiyacıdır. Tabi her söylenenin altından alınacak bir şey bulmak değil belirtmek istediğim. Bana saçın güzel olmuş dedi, acaba beğenmedi de dalga mı geçiyor yaklaşımı değil. Sadece bize söylenenin farkına varabilmemiz gerekli olan. Biraz bu gözle bakmak lazım kişilere, olaylara, durumlara.. Görünenin arkasında ne olduğunu görebilme yeteneği biraz farkındalık.

Bebekler bize bunu hatırlatır aslında. Henüz konuşamayan bebek ağlayarak kendini ifade etmeye çalışır. Biz de ‘’ Acaba aç mı, altı mı kirli, gazı mı var? ‘’ diye tahmin etmeye çalışırız. Büyüyüp kendini ifade etmeye başladıkça biraz daha kolaylaşır işimiz. Ama bazen bir kelime onlar için farklı bir anlam ifade edebilir. Mama der örneğin aç sanırsınız aslında o su istemektedir. Tıpkı bebeklerde gördüğümüz bu durumu hayatımıza uygularsak iletişimimiz ve farkındalığımıza artacaktır. Eşimizden bir şey istediğimizde verdiği cevap hoşumuza gitmeyebilir bazen. Bir de ''Ne söylüyor, aslında ne söylemek istiyor? '' diye düşünürsek onu anlamamız kolaylaşabilir.

Çocuklarla kaliteli iletişim için bence kilit noktalardan biridir bu durum. Onlar büyüyüp artık kendilerini kolayca ifade etseler de bazen söyledikleri, söylemek istedikleri olmayabilir. Sadece yapmamız gereken onların söylediklerine dikkat etmemiz. Çocuklarımızı dinleyip karşılığında seni anlıyorum mesajını onlara verebilmemiz. Çığlık çığlığa ağlayan çocuğumuz ‘’Anne beni biraz sev! ‘’ diyor olabilir. Bacağımızdan çekiştiren çocuğumuz ‘’ Anne birazcık benimle ilgilen! ‘’ diyordur belki. Oyuncaklarını sağa sola fırlatıp çarpan çocuğumuz ‘’ Ben oyuncak değil, seni istiyorum anlasana! ‘’ mı diyor acaba.. Yemek yemeyi ısrarla reddeden çocuğumuz ‘’ Ben yemekle değil sevgiyle doyurulmak istiyorum! ’’ da diyor olabilir. Birazcık farklı bakmamız lazım sanırım olaylara. Olumsuz gördüğümüz davranışlarını yargılamak yerine anlamaya çalışmak çocuklarımızı sadece.

Çok koşturan, her yeri dağıtan çocuğumuzu hemen ‘’ Yaramaz bu çocuk! ’’ diye etiketlemek yerine aslında merak duygusunu geliştirdiğini farketmek.. Sürekli baskı ve sınırlar koyarak engellemek yerine çocuğun kendi olmasına izin vermek.. Önceliği çocuklarımıza vermek. Bazen ev işlerimiz, telefon görüşmelerimiz, izlediğimiz televizyon programları, komşuyla iki çift lafımız, internet gezmelerimiz öncelikli olabiliyor hayatımızda. Bu arada ben işimi yapayım sen oyna diye bıraktığımız çocuğumuz saatlerce bizden onunla ilgilenmemizi bekliyor. Sıranın kendine gelmesini. İşte o gözlerde görebilirsiniz ''Anne beni farket! '' bakışını..

Zaman hızla geçiyor ve çocuğumuza ‘’ Aa ne zaman büyüdün sen anlamadım.’’ derken buluyoruz kendimizi. Çünkü onlar büyürken başka önemli işler peşinde koşup farketmedik belki. Yaptığımız her iş unutuluyor da geriye sadece anılar kalıyor. Çocuklarımızla güzel anılar kalsın istiyorsanız birazcık onları anlamaya çalışın. Siz otuz yıldır hayattaysanız onların kaç yıldır hayatta olduklarını düşünün ve biraz da o gözle bakın çocuklarınıza.

Bir ikiz annesi olarak ben çocuklarımla öğreniyorum bir çok şeyi. Sabırlı olmayı, sakin olmayı örneğin. Farkındalığım onlarla artıyor. Yaptıkları bir hareket söyledikleri, bir kelime beni bir basamak yukarıya taşıyor bazen. Özgüveni olan çocuklar yetiştirmeye çalışıyorum ve bunun için de önce kendi özgüvenimi geliştiriyorum. İki birey yetişiyor karşımda ve bazen ne yapacağımı şaşırdığım anlar oluyor. İkisine de eşit yaklaşma telaşım beni endişelendiriyor. İki tane çığlık atan çocukla bazen elim ayağıma dolaşıyor. Bazen ikisi de bana sarılmak kucağıma gelmek istediğinde işler karışıyor. Bir oyuncak iki el arasında kopma noktasına gelebiliyor. Böyle anlarda hep önce kendim durup sakinleşmeyi tercih ediyorum. Hani oksijen maskesini önce kendine takma durumu. O anda ikisinin de ne söylemek istediğine odaklanıyorum. Yani farkında olmaya çalışıyorum. Ben ne kadar sakin olup onları anlamaya çalışırsam onlar da o kadar çabuk sakinleşiyor. Önemli olan her anın kıymetini bilebilmek sanırım. Herkesin hayatın farkında olmasını diliyorum. Sevgilerimle..




25 Şubat 2014 Salı

Renkli Bir Çekilişim Var.. Katılır mısınız?




Merhaba.. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken blogumun sizlere bir hediye paketi var. Yine yapacağım mini bir çekilişle bir kişi resimde gördüğünüz hediyelere sahip olacak. Bu güzel hediye paketindeki ürünleri www.renklisiparis.com' dan seçtim sizler için. Destekleri için onlara çok teşekkür ediyorum öncelikle.

Hediye paketimde neler var birazcık anlatayım sizlere.. Ayrıntılarını www.renklisiparis.com’ da görebileceğiniz 6 adet çiçek desenli ahşap bardak altlığı, 1 adet çiçek desenli nihale, 1 adet My Home kapı süsü, 1 adet kırmızı güllü defter, 1 adet strawberry mini metal kutu, 1 adet instagram mini metal kutu ve 1 adet piknik magnet bulunuyor paketimde. Renkli siparişin bir çok ürün çeşidi var ve ben zorlandım hangisini seçeceğimi. Çünkü hepsi birbirinden güzel. Günlük kullanımınıza uygun şık metal ürünler, doğal ahşap ya da mdf naturel dekoratif ürünler, birbirinden güzel parti ürünleri, aksesuarlar, yaratıcılığınıza yardımcı olacak hobi ürünleri ve çok cici kırtasiye malzemelerini bulabilirsiniz bu sitede. Gerçekten oldukça renkli ve çok cici ürünleri var ve dolayısıyla siparişinizde renkli oluyor doğal olarak. İsterseniz BURADAN siteyi daha ayrıntılı inceleyebilirsiniz.

Peki çekiliş nasıl olacak derseniz bloguma üye olarak takibe alanlar ve yazıyı herhangi bir sosyal medyada paylaşıp yorum alanına linkini bırakanlar arasında gerçekleşecek bu çekiliş. Daha önceden bloguma kayıtlı olanlar doğrudan çekilişe dahil oluyorlar. Takip etmeyenler blogumda ‘’ Daimi Konuklar ’’ bölümünden ‘’ Bu Siteye Katılın ’’ linkine tıklayarak kolayca takibe alabilirler blogumu. İnstagram, twitter, facebook, google+ hesaplarında paylaşım yapanlar paylaşım sayıları kadar çekiliş hakkı kazanacaklar. Blogumu takibe almak yine bir çekiliş hakkı kazandıracak.


Çekiliş 8 Mart 2014 Cumartesi saat: 20:00 ‘de son bulacak. Aynı akşam kazananı duyuracağım. Şimdiden tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü' nü kutluyorum. Bu hediye paketi de bu güzel günde blogumdan minik bir hediye olsun istiyorum. Şimdiden herkese bol şans ve teşekkürler. Sevgiler.

ÖNEMLİ NOT:  Blogumu takibe almakta zorlanan arkadaşlar olduğu için ilk şart olarak blog takibini çıkardım. Sadece herhangi bir sosyal medyada bu duyurumu paylaşmanız yeterli. Blogunuzda, facebook ya da twitter da çekiliş duyurumu paylaşırsanız lütfen linkini yorum olarak bırakın. Her paylaşımla ek bir çekiliş hakkı kazanacaksınız. İlginize çok teşekkürler..

Not: Yurtdışından katılanlar yurtiçinde bir adres verdikleri takdirde katılabilirler. Yurtdışına gönderim yapamıyorum.  Anlayışınız için teşekkürler..

21 Şubat 2014 Cuma

Bloguma Oy Vermek İster misiniz?





Herkese merhaba.. www.blogdeposu.blogspot.com da çeşitli kategorilerde en güzel blog yarışmaları devam ediyor. Benim blogumda en iyi aile blogu hangisi kategorisinde bugün oylamaya sunulmuş. Bu blogda yer almaktan mutluluk duyuyorum. Blog sahibi olup tanıtılmasını istiyorsanız siz de bu bloga kayıt olabilir blog tanıtımınızı yapabilirsiniz.

Blogumu güzel bulup beğeniyorsanız ve blogum için oy kullanmak isterseniz  BURDAN  bloguma oy verebilirsiniz. Zaman ayırdığınız için şimdiden teşekkürler.. Sevgiler..

17 Şubat 2014 Pazartesi

Mama Sandalyesi Gerekli mi?



Bebek sahibi olduktan sonra en çok üzerine düşülen konu beslenmedir. ‘’ Ne yedi, ne içti, az mı içti, çok mu yedi, aç mı kaldı, susuz mu? ‘’  gibi bir beslenme telaşı alır anne babayı. Zamanla bebeğin kendine göre bir beslenme düzeni oluşur. Düzenli beslenme alışkanlığı kazandırmak için biraz emek sarfetmek gerekir. Bu alışkanlığın kazandırılmasında bence önemli bir faktör mama sandalyeleri..

Bebeklikte kazanılan davranışlar daha sonra çocuğun yaşamını şekillendiriyor sonuçta. Eğer her öğün yemek pişirilen ve sofranın başında bir arada yemek yiyen bir ailede büyümüşseniz sonraki hayatınızda hep bu düzeni ararken bulursunuz kendinizi. Ben böyle bir ailede büyüdüm. Annem çalıştığı halde bizde kahvaltı yapılır, öğle ve akşam yemeğinde mutlaka yemek bulunurdu. Belki öğle yemeğinde herkes birarada olamazdı ama akşam yemeğinde mutlaka herkes yerini alırdı. Sofraya küsmek, ben diyetteyim yemeyeceğim gibi mazeretler de kabul edilmezdi. Halen annem ve babam iki kişi kalmış olsalar da yemek saatleri bellidir ve yemekler pişer.

Böyle bir ailede büyüyünce sanırım ben de düzenli yemek yapmaya ve bebeklerimi bu düzene alıştırmaya çalışıyorum evimde. Özellikle anne olduktan sonra bu düzenli yemek olayına daha bir dikkat eder oldum. İkizletim artık yirminci aylarında oldukları için ana ve ara öğünlerinde çeşitli besinler yemeleri gerekiyor. Bunun için de çeşitli yemekler pişirmek zorundayım. Henüz işe dönemediğim için evde onlarla kendimizce bir düzen oluşturduk ve şu an memnunum açıkçası bu sistemden.

Çocukların aileyle hep beraber aynı sofrada yemek yeme alışkanlığı çok erken kazandırılması gerekli bence. Benim bebeklerim daha iki-üç aylıkken ana kucaklarıyla eşlik ediyorlardı bize sofrada. Büyümeleriyle birlikte mama sandalyesi aldık ve oldukça rahat ettim diyebilirim. Sonuçta mama sandalyesi bebeklere göre tasarlanmış ve onlar da rahatça yiyeceklerini yiyebiliyorlar.

Mama sandalyesi aldığımızda sekiz aylıktılar. Aslında yedinci ayın içindeyken alınabilirdi. Bebekler kendi başlarına oturmaya başladıkları andan itibaren mama sandalyesinde oturabilirler. Kendi kendilerine yemeyi öğrenmeleri ve aileyle beraber yemek yemeyi öğrenmeleri için gerekli bence. İkiz bebekleriniz varsa zorunlu hatta. Tek bir bebeği belki kucağınıza oturtup yedirebilirsiniz ama iki bebekle bu biraz zor. Bir de ikisini birden aynı anda beslemek onların uyku düzenlerini de etkileyeceğinden mama sandalyesi bunun için de gerekli bence.

Ben Casual Pravda marka mama sandalyelerinden kullanıyorum. Kaliteli ve ucuz sınıfında bir ürün diyebilirim.. Hem kaliteli hem de diğer markalara göre daha ucuz. Yüksekliği aşağı yukarı ayarlanabiliyor. Koltuk ayarı da yapabiliyorsunuz. Koltuğun sırtını istediğiniz ayarda yatırabiliyorsunuz. Üst tepsisi çıkabiliyor. Böylece tepsileri yıkayabiliyorsunuz. Kumaşları da kolay siliniyor. Kılıfı tamamen çıkarılıp yıkanabiliyor ama ben hiç denemedim. Ayakları katlanabiliyor. Tekerlekleri her yöne dönebiliyor ve fren sistemi ile sabitlenebiliyor. Bacak koyulan kısım geniş ve emniyet kemeri rahatsız edici değil. Ben memnunum açıkçası.

Mama sandalyesi kendi kendine yeme alışkanlığı açısından çok faydalı. Ben uzun süredir ellerine kaşıklarını, çatallarını ya da yiyeceklerini veriyorum onlar kendileri yemeye çalışıyorlar. Dökülüp saçılması önemli değil zaten temizliği kolay. Artık o kadar çok alıştılar ki '' Yemek zamanı!'' dediğimde mama sandalyelerini masanın etrafına kendileri getiriyorlar.



Bir de resimde gördüğünüz bezden yapılmış portatif mama sandalyelerimiz var. Onlardan da çok memnunum. Her yere kolaylıkla taşıyorum ve gittiğimiz yerlerde mama sandalyesi aramak zorunda kalmıyoruz. Zaten özellikle restoranlardaki mama sandalyelerinin kirlerini görünce bebeğinizi oturtmak istemezseniz. Tatilde, misafirlikte kolay kullanımı ile kesinlikle tavsiye ediyorum bu mama sandalyelerini de. Portatif mama sandalyeleri hemen hemen her türlü sandalyeye uyumlu. Sandalyenin sırtına arkasını geçirip, bebeği oturtup, belinden sandalyeye bağlıyorsunuz. Sandalyenin sırtı boşluksa ince bir yastıkla sırtı desteklenebilir. Yemek bitene kadar sıkılmadan oturabiliyorlar. Bir de normal sandalyeye oturdukları için daha bir zevkle oturuyorlar sanırım. Bu mama sandalyeleri artık kendi kendine oturabilen bebekler için ideal elbette. Ben uzun süredir kullanıyorum ve tavsiye ederim. Bu arada markası Sevi Bebe.

'' Mama sandalyesi gerekli mi? '' derseniz bence gerekli.. Çocuklarınızın verdiğiniz her lokmayı severek yemesi, çocuğunuz yemek istemediğinde de son kaşığı yedirmeye çalışan annelerden olmamanız dileğiyle.. Sevgiler..




31 Ocak 2014 Cuma

Doğuştan Hazır Arkadaş: İkiz Kardeş




Geçen gün sosyal medyada fotoğraflarımın birine ‘’ İkiz olarak doğmak ne kadar büyük şans!’’ diye yorum yapılmış. Ben de ‘’ Evet doğuştan arkadaşınızın hazır oluyor.’’ dedim. Gerçekten ikiz kardeş en iyi arkadaş olabilir mi zamanla?  Bekleyip göreceğiz. 

Anne karnında başlayan paylaşım arkadaşlığın ilk temeli olmalı. İlk olarak anne karnında verdikleri hayata tutunma çabasında ortaklar ikizler..  Kalplerinin çarpmaya başladığı ilk saniyeden itibaren arkadaş onlar. İlk paylaşmak zorunda oldukları yer anne karnı ve sonrasında anneleri.. Aylarca aynı karını paylaşırken, bazen birbirlerine sokulup uyuma, bazen sığamayınca birbirini ittirme, biri uyurken öbürü hareketlenip diğerini tekmeleme.. Arkadaşlık öyle bir şey değil mi zaten. Bazen sarılırsınız, bazen uzaklaşırsınız. Her şartta herşeyi paylaşırsınız..

Doğumla ikizlerin paylaşımı devam eder. Önce aynı yatağı paylaşmaya başlarlar. Biberonlar, emzikler, anne memesi, mamalar, bezler, yastıklar, battaniyeler, kıyafetler, paylaşılır yeri geldiğinde.. Paylaşıma bir de baba eklenir tabi doğumla.. Onlar bu duruma çok erken alışmışlardır zaten. Yaşamın bir paylaşım alanı olduğunu ve hakkınızın başkalarının hakkını ihlal eden noktada bittiğini çok erken öğrenirler. Sevginin de paylaşılması gerektiğini. Birini kucaklayıp severken öbürü beklemeyi öğrenir. Biri beslenirken, uyutulurken, altı değiştirilirken, banyo yaptırılırken de.. Alışırlar bu durumlara kolayca.

Sonrasında büyürler emeklerler, yürürler, koşarlar.. Paylaşmaya devam ederler. Kısa süre sonra aralarında bir dil geliştirdiklerini görürüsünüz. Paylaştıkları bu kez kendi dilleridir, ikisinden başka kimsenin anlamadığı.. Birbirleriyle her şeyi paylaşırlar da başka biri gelince işte orada zorlanırlar. Annelerinin kucağında başka bir bebek varsa hemen inmelidir. İkisinindir sadece o kucak. İkisinden biri varsa sorun değil. Aynı şey babalar için de geçerli tabi. O sadece onların babasıdır. Sadece ikisi paylaşabilir onu da.. 

Tabi her zaman böyle güzel güzel olmaz bu paylaşımlar. Söz konusu aynı oyuncakla oynama isteğiyse örneğin. Her ikisi de ısrarla aynı oyuncağı ister. Sonunda birinin elinde kalır diğeri çığlığı basar. Çok geçmeden o oyuncak bir kenara atılmış aynı süreç başka oyuncak için başlamıştır. Az sonra bakarsınız o da atılmış ikisi sessiz sessiz beraber oynuyorlar. İkisi de kaşık almış kovadan bir şeyler yer durumda bulabilirsiniz.. Ya da legoları takmaya çalışırken beraber.. Bazen anne kucağı paylaşılamaz. İkisi de aynı anda gelmek isterler kucağa. Anlaşma sağlanamazsa ikisini birden kucaklarsınız. Bazen paylaşılamayan bir yastıktır ya da bir koltuk.. Bazen de bir bardak. Böyle geçer işte paylaşım deneyimleri.

Tek çocuğu olanlara denilir ya hep ‘’ Aman kardeş yap, sonra paylaşmayı bilmez ‘’ diye. Doğru olabilir. Sonradan geleni kabullenmek ve paylaşımda bulunmak zor olabilir ilk çocuğa. Farklı iki yaşta kardeşlerin paylaşımı nasıl olur bilemiyorum ama ikizler daha çabuk alışıyor sanırım bu duruma. Bazen özellikle oyuncakları paylaşamayıp çığlıklar atsalar da bir çok şeyi paylaşmayı öğreniyorlar kısa sürede. Bir de sürekli oynayacak arkadaşları var yanlarında. Koşturmaca oynarken onları kovalayacak arkadaşı yanında hemen. Başka birine ihtiyaç duymuyorlar şu an. Gelecekte ne olur bilemem.

Başka çocuklarla bir arada olmak zorunda kaldıkları kreşe gittiklerinde örneğin. Daha da büyüyüp okula gittiklerinde de birbirlerinin en iyi arkadaşı olmaya devam ederler mi? Bilemiyorum ama eminim ta anne karnında aralarına kurulan bağ onları hep birbirlerine bağlayacak. Birinin diğerine ihtiyacı olduğunda hemen koşacak. Öyle umut ediyorum. Şu an bile biri ağladığında öbürü yanına koşup susturmaya çalışıyor örneğin. Ya da emziğini veriyor ağzına. O hiç paylaşamadıkları oyuncağı koşup getiriyor ağlayana. Biri uyanık diğeri uyuyorsa oynamak için uyandırmaya çalışıyor diğerini. Bazen de sarılıp sevmeye çalışıyorlar birbirlerini..Bu hallerini gördükçe her zaman '' En iyi arkadaş kardeş mi oluyor? '' diye düşünmeden edemiyorum. Büyüdükçe bozulan masumiyetler kardeşlerin arkadaşlığını da bozuyor mu acaba?

Ben bebeklerim için hayırlısını diliyorum ve her zaman arkadaş olabilmelerini. Birbirlerini hep çok sevmelerini ve bir kardeşin bazen her şeyden çok daha önemli olduğunu unutmamalarını. Canınızdan kanınızdan bir parça ya kardeş öyle değil mi? İkiz olunca belki bu can daha kıymetli olur. Sonuçta doğuştan arkadaşınızdır ikiziniz..Sevgiler..  

6 Aralık 2013 Cuma

Eskiden Brokoli Çorbası mı Vardı?


Bugün brokoli çorbası yaparken dolapta hiç havuç kalmadığını fark ettim. Havuçsuz brokoli çorbası olur muydu?  '' Neden olmasın? '' dedim kendi kendime. Eskiden brokoli çorbası mı vardı? Bugün de havuçsuz olsun çocukların çorbası.

Benim çocukluğumda yoktu brokoli çorbası. Her evde pişen yemeklerden vardı bizim soframızda da. Ben dört çocuklu bir ailede büyüdüm. Dört çocuğun ayrı ayrı ne yediğinin takip edildiğini sanmıyorum o günlerde. Her çocuğun haftalık besin takibinin de. Sofraya o gün ne koyulmuşsa herkes o yemeği yerdi. Yemediğimiz yemekler vardı elbette ama '' Ben bunu yemem, bana başka yemek pişir! '' diye de annemize naz yapılmazdı.

Şimdi çocuklarımızı bir besleme telaşıdır almış başını gidiyor. Çocuğumuz haftalık proteinini aldı mı, balık yedi mi, sebze yedi mi, meyve yedi mi, süt ürünlerini tüketti mi karmaşamız.  Brokoli gibi hayatımıza giren diğer sebzelerden, meyvelerden yedirebildik mi endişemiz. Yemeyen çocuğa zorla her şeyi yedirmeye çalışma uğraşlarımız.

Bizi bu hale teknoloji getirdi biraz. Teknolojiyle doğallıktan uzaklaştık. Organik olan ve organik olmayan ürünler, GDO' lu ürünler, katkı maddeleri hayatımıza girdiğinden beri herkesin kafası karıştı. Her gün televizyon ekranlarında ne yememiz gerektiğini anlatan bir sürü program var. Bu programlarda bir uzmanın '' Bol bol yiyebilirsiniz. '' dediği bir yiyeceği bir başka uzman '' Asla yemeyin! '' diyor . Peki ne yiyecek bu çocuklar?

Ben  bu karmaşık duruma yetişemediğim için bıraktım ayrıntılarla uğraşmayı. Aldığım ürünlerin belli markalarda olmasına dikkat ediyorum ve meyve sebzenin de mevsimin de tüketilmesine. Aklıma ne gelirse, evde hangi yemeğin malzemesi varsa o gün onu pişiriyorum. Üst üste benzer yemekler pişirmemeye dikkat ediyorum o kadar. Zaten ne pişirsem çocuklar azıcık yiyorlar. Yedikleri kendilerine yetiyor sanırım. Gelişimleri normal, sağlık sorunları da yok. 

Çocukluğumda brokoli yoktu, zorla yedirme yoktu, aman aç kalmasın çocuk sorunu yoktu. Herkes acıkınca karnını doyuruyordu. Çocukların beslenme alışkanlıkları da yiyecekler gibi doğaldı. Şimdi ne değişti? Besinler gibi beslenme alışkanlıkları da doğallıktan uzaklaştı. Çocuklarımızı sağlıklı bir şekilde besleme durumunu çok abartmamak gerekiyor bence. Elimizden geldiği kadar  doğal ve sağlıklı olduğuna inandığımız yiyeceklerle beslesek yeter. Brokoli çorbasında bugün de havuç olmasın. Sorun değil. Sevgiler.


5 Aralık 2013 Perşembe

Oyun Halısı ve Ana Kucağı Önerileri

Bebekler ilk aylarda hareket edemedikleri için sürekli yatmak zorundadırlar. Arada kucağa alıp dinlendirseniz de sürekli kucakta tutmak hem sizin için hem de bebek için yorucu olacaktır. Bu aylarda sizi ve bebeklerinizi rahat ettirecek iki önerim var bugün. Bu önerilerim oyun halıları ve ev tipi ana kucakları. 

Bebekleriniz ikinci ayın içindeyken artık etrafta gördükleri nesnelere ve duydukları seslere tepki vermeye başlarlar. Bu aylarda alınacak en güzel ürünlerden biri bence oyun halıları. Benim bebeklerime iki aylıkken hediye gelmişti oyun halıları. Yaklaşık yedinci aya kadar kullandık. Bebeklerim oyun halısını çok sevmişlerdi. Oyun halısında asılı oyuncaklarını yakalamak için bütün gün uğraşıyorlardı. Dokundukları oyuncaklardan çıkan seslere gülüyorlardı. Oyuncaklara çığlıklar atıp tepki verebiliyorlardı. 


Bebekleri uzun süre oyalamak için yapılmış güzel bir eğlence aracı bence.  Aynı zamanda bebeklerin reflekslerini geliştiriyor. Eller kollar sürekli hareket halinde olduğundan kasları geliştiriyor. Bebek oyuncakları yakalamak için uğraşırken yana dönmeyi öğreniyor. Ben Playgro markalı oyun halılarını kullandım. Hem oyuncaklarının çokluğu hem de sesli oyuncaklarının olması bebeği uzun süre oyalıyor. Ayrıca geniş olduğu için bebek istediği gibi sağa sola kayabiliyor. Bebek oynayarak vaktini geçiriyor. Annelerin biraz dinlenmesine yardımcı olacak ürünlerden biri olduğu için özellikle ikiz annelerine oyun halılarını tavsiye ediyorum.




İkiz annelerine diğer ürün önerim ev tipi ana kucakları. Kesinlikle kurtarıcı ürünlerden biri de ana kucakları. Yine ikinci aydan sonra ana kucaklarını kullanabilirsiniz. Ana kucaklarının da sesli ve hareketli oyuncakları var. Bebek oyuncakları yakalamak onlara dokunmak için oldukça çaba sarf ediyor. Sürekli uzanma ve kalkma hareketleri yaptıklarından bazı hareketleri daha çabuk yapmaya başlayabiliyorlar. Benim oğlum kısa bir süre sonra oyuncaklara ayaklarını vurmaya başlamıştı.


Bebek hareket ederek ana kucağını sallayıp eğlenebiliyor. Sallanma özelliği ile bebeklerinizi uyutabiliyorsunuz. Ben bir süre bebeklerimi ana kucağında uyuttum. Ancak bebekler uyuduktan sonra yataklarına yatırmak lazım. Çünkü uzun süre uyumak için dar ve tam olarak yatmadığı için bebek rahat bir şekilde uyuyamaz.


Ana kucaklarını istediğiniz yere taşıyabiliyorsunuz. Ben mutfakta işim olduğunda mutfağa taşıyordum. Mutfakta beni izliyorlardı. Kahvaltı ve yemek sofralarında bize ana kucaklarından eşlik ediyorlardı. Banyo yaparken biri diğerini ana kucağında bekliyordu. Ayrıca mama içirmek bir şeyler yedirmek için ideal ürünler. Bebek büyüdükçe sırtını biraz dik konuma getirerek oturur hale getirebiliyorsunuz. Ben Chicco ' nun ana kucaklarını kullandım ve memnun kaldım. 





Tüm annelere ve anne adaylarına oyun halılarını ve ana kucaklarını tavsiye ediyorum. Sevgiler.

2 Aralık 2013 Pazartesi

İkiz Bebeklerle Evde İlk Günler


Benim bebeklerim beklediğimiz tarihten üç hafta önce acil bir şekilde geldiler dünyaya. Ben aslında doğuma giderken saçımı yaptıracaktım, makyaj yapacaktım. Fotoğraflarım güzel olacaktı. Plan yapıyordum kendimce . Ama  bebişlerim annelerini en doğal haliyle görmek istediler sanırım. Acele ettiler. Hastaneye giderken o kadar büyük panik yaşamıştım ki tansiyonumum on dokuza çıkmış. Hemen sezaryene alındım ve uyandığımda başımda birileri üstümü değiştirmeye çalışıyordu. Kendime gelmem biraz zaman aldı çok ayrıntı hatırlamıyorum o akşamla ilgili hala. Sürekli gülüyormuşum kendime gelene kadar. Ben o kadar panikle hastaneye gitmiştim ki sanırım sonra çok komik geldi kendime durumum. 


Gözlerim açılınca bebeklerimle tanıştım. O an unutulmaz bir andı benim için. Mutluluk, heyecan, ağlama isteği, şaşkınlık karışımı duygular. Hiçbir tanışma anneyle bebeğin tanışması kadar özel, unutulmaz, sevgi dolu olamaz. Biri kucağımdayken benim gözüm öbüründeydi. Daha tam kendimde değildim aslında ama o anları net hatırlıyorum. Kucağımdan hiç bırakmak istememiştim bebeklerimi. Yerlerine yatırmak için aldıklarında '' Ben tutarım ''  diyordum kimse duymuyordu. Sonra uyumuşum sanırım. Uyandığımda yine birileri bebekleri emzirmeye çalışıyordu. Benim halim yoktu ve tabi henüz sütümde.  O andan sonra sabaha kadar heyecandan hiç uyumadım. Sürekli bebeklerimi izledim. Oğlum sürekli uyuyordu, kızım ise arada uyanıyor beni izliyordu. Tabi ağrılarım da vardı. Bir ara gece hemşireler beni yürütmeye çalıştı yürüyemedim. '' Bebekleri beslediniz mi? '' dediler. Hayır beslememiştik. Kimse bize bebeği besleyin dememişti. Biz şaşkın halde olayı anlamaya çalışıyorduk. Sonra hemen mama verdik. Hala üzülürüm bebeklerimi ilk anlarında geç besledik diye. İkiz bebek bekleyen  hamilelerin çantasında mutlaka mama olmalı. Çünkü bebeklerin ne zaman geleceği belli değil ve sütünüz hemen gelmiyor.


İlk geceden sonra alışmaya başladık bebeklere. Evet onlar aramıza gelmişti sonunda ve her şey şimdi başlıyordu. Hastanede iki gece kaldık ve eve geldik. Onlarla eve gelmek yine apayrı bir duyguydu ve ben ağlıyordum. Hala çok şaşkındım ve inanamıyordum doğduklarına.Bu bebekler benim miydi? Nasıl bakacaktık biz bebeklere? Karmakarışık bir haldeydim. İlk günlerde mutlaka anne babanın yanında bir yardımcı olmalı. Hatta iki yardımcı. Annem vardı benim. Tabi en güzeli kendi annenizin olması. Bazen üç kişi bebeklere yetemiyorsunuz. Biz doktor tavsiyesi üzerine iki saatte bir besledik. Sütüm üçüncü gün geldi. Hem emzirmeye çalıştım hem mama verdim. Çünkü oğlum memeyi hiç almıyordu. Kızım emmek istiyor süt gelmiyordu. Biraz zorlu geçti o süreç zaten erkenden sütüm kesildi ve hep mama vermek zorunda kaldık. İlk günler bebekler sürekli uyuyor. Uyanıkken etrafı izliyorlar. Çok sık alt değişmeniz gerekiyor. Ben ameliyatlı olduğum için ilk günler ağrılı geçti. Bebeklerimin altını bile değişemedim çünkü eğilemiyordum. Annem ve eşim değişti bir süre. Geceleri eşim baktı bebeklere ve hala gece o bakar. Eşin yardımı çok önemli.


Şu an ikiz  bebek bekleyen  anne adaylarına tavsiyem özellikle yedinci aydan sonra çok daha dikkatli olmanız gerekiyor. Çünkü her an bebekler gelebilir. Ben hamileliğim yirmi yedinci haftasından itibaren hep yatmak zorunda kaldım çünkü erkenden gelmeye kalktılar. Ancak son üç haftaya kadar dayanabildiler. Hastane çantalarınızı erkenden hazırlayın ve kesinlikle mama koyun. Sütünüz gelince nasıl olsa emzirirsiniz bebeklerinizi. Süt gelene kadar bebeği aç bırakmayın. Evde ilk günlerde mutlaka size yardımcı olacak birileri lazım. Ev işleri olduğu gibi kalıyor yemek falan unutuluyor. Ama annenin de iyi beslenmesi ve dinlendirilmesi lazım. Bunun için birilerinin yardımına mutlaka ihtiyacınız oluyor. Benim annem çok yardımcı oldu bana. O da çok yorulmuştu bizimle. O olmasa işim çok zordu. Ona tekrar teşekkür ediyorum buradan.


Bebekler ne soğuk ne sıcak ortamda yatırılmalı. Üstleri çok giydirilmemeli. Göbek bağı düşene kadar banyo yaptırmayın demişlerdi bize. Ama birçok yerde yaptırılabileceği yazıyor. Biz sürekli suyla sildik banyo yaptırana kadar. Çünkü çok sıcak günlerde doğmuşlardı. Göbek bağı düştükten sonra her gün yıkadık. Banyolarını iki kişi yaptırdık hep. Bir üçüncü kişide diğer bebeğe baktı bu sırada. Yalnız kalan bebek hemen yalnız kaldığını anlıyor çığlığı basıyordu. Bazen günde iki kez yıkadığımızı hatırlıyorum. İki bebek ikişer banyo dört kez aynı işlem.


Bebekleri iki saate bir beslemek gerekiyor. Zaten acıkınca uyanıp karınlarını doyurup tekrar uyuyorlar. Gece uyandıklarında da mutlaka besledik. Zaten gece de iki üç saate bir uyanıyorlar. Alt değişiliyor, karnı doyuruluyor tekrar uyuyorlar. Gecelerimiz rahat geçti o açıdan. Çok nadir uyumadan sabahladığımız zamanlar olmuştur. Tabi gece gündüz sürekli bu rutin devam ettiği ve  aralıksız bir uyku uyuyamadığı için anne baba yorgun düşüyor. Sırayla uyuyorduk biz. Dinlenmezsen zaten gergin oluyorsun her şeye kızabiliyorsun. Anne mutlaka desteklenmeli bence.Bebekler beslendikten sonra mutlaka gazlarının çıkarılması gerekir. Biz bazen mamalarına zinco isimli bitkisel bir damla koyuyorduk. Gaz sancısı yaşamadılar onun için. Sürekli beslendikleri için yedek biberon olmalı ve sık sık kaynar suyla dezenfekte edilmeli. 


İlk günlerde sürekli uyudukları için uyku düzeni oluşturmak için erken. Ancak akşam uykularında yataklarına yatırırsanız daha sonra aynı şekilde yataklarına yatınca uyumaları kolaylaşıyor. Ben ilk kırk gün hiç televizyon açtırmadım. Bebeklerin bilinçaltına televizyondaki saçma sapan haberlerin, konuşmaların yerleşmesini istemedim. Bilgisayardan hafif müzik açıyordum. Bebek ninnileri dinletiyordum. Sanki televizyon o masum hallerine çok çirkin gelecekmiş gibi düşünmüştüm. Şimdi televizyon izletiyorum. Ama günde iki ya da üç saat en fazla. Hiç izletmeyin diyor uzmanlar ama bence bu çağda çok zor uygulaması. Tercih yine anne babaya kalmış elbette.


Evet evde ilk günler böyle işte. Bu günlerde ev almış başını gidiyordur. Gece gündüz sadece bebekler vardır hayatınızda başka hiçbir şey düşünemezsiniz. Tabi bebeklerin doğduğunu duyanlar tebrik etmek için telefon açarlar. Telefonu cevaplayamazsınız sonra geri aramayı unutursunuz. Size alınanlar, küsenler olur. Başkalarının o anları anlaması zordur. Siz o anlarda bez, emzirme, mama, biberonların yıkanması, alt değişme, kendi ağrılarınız, uykusuzluk, yemek yapıp yiyememe, bebek sarılığı, sağlık ocağı, hastane kontrolleri,testleri, lohusalık hallerinden ağlama krizleri, sinir bozukluğu, bu karışıklıkta bebeği bir türlü kucaklayıp sevememe halleri içindesinizdir. Ben o ilk günlerde beni anlayıp yanımda olanlara teşekkür ediyorum. İkiz bebek bekleyen tüm anne adaylarına kolaylıklar diliyorum. Sevgiler..

30 Kasım 2013 Cumartesi

İkiz Bebeklerim On Yedi Aylık


Bundan tam on yedi ay önce yine böyle bir cuma günü akşam üstü geldiler hayatıma benim canım bebeklerim. O an itibariyle hayatım değişti. Evde ilk günlerimizi hatırlıyorum da oturup ağlamıştım ben bu bebeklere nasıl bakacağım, iyi bir anne olamayacak mıyım diye. Zaman öyle hızlı geçti ki o minik hallerini fotoğraflardan hatırlıyorum. Uzun süren yorgunluklar, onlara yetemediğimi düşündüğüm anlar, biri kucağımdayken diğerini ihmal mi ediyorum diye kucağımdakini sevemediğim zamanlar, ikisi birden ağladığında ikisini de kucaklamaya çalıştığım benim de ağladığım günler, sürekli biten bez paketleri, mamalar, kaybolan emzikler, bitmeyen kusmalar, dağ gibi yığılan çamaşırlar, '' Ay bugün de makarna yapalım '' dediğimiz günler, aylar sonra ilk kez evden yalnız çıktığım ve hemen geri dönmek istediğim gün geldi aklıma. Her günümüz ayrı bir deneyimdi benim için. Günler aylar geçti ve on yedinci aylarını sağlıklı bir şekilde bitirdiler şükürler olsun.

 Evet on yedinci ay ve bebeklerim neler yapıyor bu aralar anlatayım biraz. Öncelikle yürümeleri artık düzeldi sürekli koşuyorlar. Koşmakla kalmayıp her yere tırmanıyorlar. Sandalyelere kendileri oturup tekrar inebiliyorlar. Sandalyeyi masanın yanına çekip masaya çıkıp masada ayakta duruyorlar. Aldığımız ilk arabam oyuncaklarını sürmek yerine üstüne çıkıp ayakta durmayı tercih ediyorlar. Her yeri karıştırdıklarını söylememe gerek yok sanırım. Keşfetmedikleri yer kalmadı. Yemeleri için ellerine verdiğim meyve, bisküvi, kek vs. ne olursa her yere eziyorlar. Araştırdım nedenini, küçük kaslarını geliştiriyorlarmış. Artık yırtılan kağıtları, peçeteleri ezilen her türlü yiyeceği toplarken '' Sakin ol, küçük kaslar! '' diyorum kendime. Merdivenlerde yardımsız bir basamak, tutunarak bir sürü basamak çıkıyorlar.Kapıların kolları sert olmayanları açabiliyorlar. Birbirleriyle oynuyorlar artık. Birbirlerini kovalamaca, saklanıp ''cee'' yapmaca favori oyunları. Bir de kule yapıp devirme oyunu. Birbirleriyle oyuncakları paylaşıyorlar. Artık hemen hemen her kelimeyi anlıyorlar. Birine hadi bunu kardeşine ver dediğimde koşup veriyor. Bulmalarını istediğim oyuncakları bulabiliyorlar. Gösterdiğim şekilleri tekrar bulabiliyorlar. Kalem ve boya ile kağıda çizgiler çiziyorlar. Hatta sandalye koltuk duvarlar da bu çizgilerle tanıştı. Mühür şeklindeki boyalarla şekil yapıyorlar. Çatalları ile tabaklarından birşeyler yiyebiliyorlar. Kaşıkla sıvı olmayan yiyecekleri yiyebiliyorlar, puding, muhallebi gibi. Sütlerini içeceklerinde emzikleri ağızlarındaysa çıkarıp masaya koyuyorlar. Sütleri bitince de biberonlarını masaya koyuyorlar. Eskiden yere atıyorlardı. Yemek zamanı deyince mama sandalyelerini masanın etrafına getiriyorlar. Uyku zamanı deyince üstlerindeki yeleklerini çıkarıp odalarına koşuyorlar. Artık kendi kendilerine uyuyorlar. Banyo yapacaklarında banyonun kapısında bekliyorlar. banyo yaparken liflerini kendileri yapmak istiyorlar. Ben evi süpürürken ellerine oyuncaklarını alıp onlar da süpürüyor. Oyuncaklarını topluyorlar ancak sepeti hemen geri boşaltabiliyorlar. Her zamanki gibi fazla bir şey yemiyorlar. Gerçi artık üç öğüne geçebildik sonunda. Ancak miktar az. Sürekli birbirlerini taklit ediyorlar. Aynı oyuncak için kıyameti koparıyorlar. Aslında az önce biri diğerine getirip vermiştir o oyuncağı. Sanırım sonra vazgeçip kendi oynamak istiyor.

Bunlar şu an aklıma gelenler. Bütün gün oyun oynuyorlar tabi. Sınırlı saatte televizyon izliyorlar. Elektronik her eşyaya dokunup oynamak için çıldırıyorlar. Bir de artık kelimeden cümleye geçiş var. '' Anne al, anne bak, orda yok, nerde yok '' gibi. Bu ara pek baba demiyor ikisi de . Sürekli anne anne. Bir de çişlerini yapınca haber vermeye başladılar. Gelip anlatıyorlar kendilerince durumu. Elbette her ikisinin de algılama şekilleri ve düzeyleri farklı. Aynı olaya farklı tepki veriyorlar. Biri bazı durumları kolay kavrarken diğeri daha zor kavrayabiliyor. Bir de aynı konu üzerinde uzun süre kalamıyor sıkılıyorlar. Örneğin boyama yaparken hemen sıkılıp kağıdı parçalamaya başlayabiliyorlar.

Benim ikizlerimin on yedi aylık halleri böyle. Biz anneler için onların yaptıkları yeni her davranış, söyledikleri her kelime önemli oluyor. Sonra unutuyoruz ne zaman ne yaptıklarını. İyi bir anne olabildim mi bilmiyorum ama artık bu çocuklara nasıl bakacağım diye ağlamıyorum. Her gelişmeyi sevinçle karşılıyor ve sağlıklı oldukları için şükrediyorum. Sevgiler..



28 Kasım 2013 Perşembe

Bunlar Tüp mü, Normal mi?


İkiz bebeklerinizi bebek arabalarına oturtup dolaşmaya çıkarsınız. İki tane bebek bir arada olduğundan ve kocaman bir bebek arabası, iki tane çantayla dolaştığınızdan haliyle dikkat çekersiniz. Genelde sevmek için etraftan yanınıza yaklaşanlar olur. İlk soruları '' İkiz mi bunlar? '' olur. '' Yok ikiz değiller, biz zevk olsun diye ikiz bebek arabasında taşıyoruz! '' demek gelir içinizden. Farklı yaşlarda iki çocuğu olanlar ikiz bebek arabası alıp kullanmayı tercih etmezler sanırım. Sonra özellikle bize bebek arabamız mavi olduğundan ve kızımız kısa saçlarıyla hala erkeğe benzediğinden sanırım '' İkisi de erkek mi? '' diye sorarlar. '' Yok bir kız bir kız bir erkek. '' dersiniz. Anlamazlar, ikisini de erkek sanarak yakışıklılar, delikanlılar diye sevmeye devam ederler. Ya da oğlumuzu kız sanırlar. Diğer soru gelir '' Hangisi büyük? '' '' İkiz bizim bebekler! '' dersiniz , '' Yok hangisi önce doğdu? '' diye düzeltirler. '' Kızımız önce doğdu. '' deriz. '' Ha o zaman erkek büyük. '' Pardon, nasıl?  İkiz bebekler için böyle bir ters orantılı durum olduğundan bahseder çoğu kişi. Önce doğan küçük olurmuş. Farklı yaşlarda iki çocuğunuz varsa zaman olarak önce doğan büyüktür değil mi? Böyle bir gerçeklik var. Ama ikiz bebeklerden önce doğan iki dakika önce doğmuş olsa bile küçüktür. Peki dersiniz,  yorumsuz.. '' Kız oğlanı dövüyor galiba, çok sert duruyor. '' '' Evet her gün yemeklerden sonra üç kez döver! '' demek istersiniz. Bu nasıl bir yorum.. '' Ay bizim bir tanıdığın bir çocuğu var o kadar zor ki, siz ikizlerinize daha kolay bakıyorsunuzdur eminim. ''  Gözünüzün önüne doğumlarından itibaren yaşadığınız o zor günler gelir. Tek bir çocuğa bakmak ne kadar zor olabilir anlamaya çalışırsınız.


Derken en çok merak edilen soru sorulur: '' Tüp mü bunlar, normal mi? '' '' Ya evet tüp. Evde ocağa takıyoruz arada bir hava alsınlar diye bebek arabasına koyup gezdiriyoruz. Siz tüplerinizi gezdirmez misiniz? '' aklınızdan geçen cevaptır. '' Normal! ''  ne demek Allah aşkına! İkiz bebekler anormal mi? İkiz bebeklerin hepsinin tüp bebek yöntemiyle dünyaya geldiğini, anne karnında büyümeyip deney odalarında kavanoz içlerinde büyüdüğünü sanıyorlar galiba. Değilse normal mi diye sormaz hiç kimse. Siz '' Tüp bebek değil normal bir hamilelik süreciyle doğmuş bebekler. '' deseniz de karşıdaki inanmaz. Çünkü emindir tüp bebek olduğuna. '' Kimin tarafında ikiz var? '' diye sorar hemen. '' Anne tarafında var. '' deriz. '' Ya sanki baba tarafında olursa oluyordu.'' derler. Baba tarafı dersen tersini söyleme ihtimalleri fazla. İkisinde de yoksa karar verilir: '' Kesin tüp! '' Bir de anne tarafı dersin, kim var diye sorarlar. Sanki söylesem tanıyacak. Kaç yıllık evli olduğunuz diğer bir araştırma konusudur. Karşıdaki tam bir '' İkizler nasıl dünyaya gelir? '' konusunda uzman biridir sanki. Bir de '' Aman iyiki  tüp bebek yapmamışsınız günahmış, çocuklar sizin olmuyormuş çünkü'' diyenlere ne demeli.. Çocukların yanında böyle konuşmalar yapıldıkça bir gün çocuğunuzun '' Anne ben tüp bebek miyim? '' diye sorması kaçınılmaz. Bunu düşünen kim? Yeter ki insanların merakı giderilsin. Çocukların, anne babanın ne hissettiği hiç önemli değil. Belki gerçekten doğal dünyaya gelmişler. Ya da evet tedaviyle olmuş ama bunu paylaşmak istemiyor. Belki de bebekler evlatlık. Kimseyi ilgilendirmez sanırım bu durumlar.


 Ya işte böyle. Tek bir bebekle dolaşan anne babalar sanırım böyle bir araştırmaya tabi tutulmazlar. Onların bebekleri normaldir çünkü. Bu soruları daha çok duyacağıma eminim. İkiz annesi olmak insanı ünlü yapıyor. Nasıl ünlülerin özel hayatları merak ediliyorsa sizinki de merak ediliyor. Özel hayatın gizliliği falan umursanmıyor. Çevrenizden sizin söylediğinize inanmayıp hastane kayıtlarınızı araştıracak kadar meraklı kişiler çıkabiliyor. Elbette tüp bebek yöntemiyle dünyaya gelen bebekler gayet normal ve doğal. Normal olmayan insanların özel hayatlarının didiklenmesi. Benim bebeklerim mi?  Normal, hayır tüp, aslında ikisi de değil hiç bilinmeyen bir yöntemle dünyaya geldiler, deney odasındaki kavanozdan aldık, leylekler de getirmiş olabilir, yumurtadan da çıkmış, saksıya ekip büyüttük, uzaylılar getirdi..İkiz değiller mi normal olmayan her yolla dünyaya gelmiş olabilirler. Sevgiler..

27 Kasım 2013 Çarşamba

Bebekler İçin Yastık Önerileri


Bebeklerime hamileyken onlar için neler gerekli, neler almalıyım sürekli araştırıyordum. İnternette gördüğüm bebek yastıkları ilgimi çekmişti. Boğulmayı önleyici hava delikli yastıklar ve yan yatış yastıkları. Bebeklerin yastıksız yatırılmaları gerektiğine dair bir çok yorum da vardı. Ancak ikizlerimi yastıksız yatırmak bana pek mantıklı gelmedi açıkçası. Ben bu yastıklardan almaya karar verdim. Bebeklerime birer hava delikli yastık, birer de yan yatış yastığı aldım. Bebeklerim doğup eve geldiklerinde yataklarına yatırdık ve ilk kullandığımız ürünler yastıklar oldu. İyiki almışım dediğim en güzel şeylerden biri oldu yastıklar.


Bebekler özellikle kusmaya karşı ve başlarının güzel şekil alması için yan yatırılmalıdır. Ben bebeklerimi bir gün sağ taraflarına yatırıp diğer gün sol taraflarına yatırdım. Yan yatış yastıkları hem sırtlarından hem de karınlarından desteklediği için bebeklerim rahat bir şekilde uyudular. Ayrıca başları gayet güzel şekil aldı.

Benim bebeklerim çok kusuyorlardı. Onun için başlarının altına yastık koymadan hiç yatırmadım. Boğulmayı önleyici hava delikli yastıklar ile yatarken kustuklarında delikler sıvıyı geçirdiğinden güvenli bir şeklide uyutabiliyordum. Bu yastıklar oldukça ince olduğu için bebeğin boynunu da yormuyor. Hem yan yatış yastıklarını hemde boğulmayı önleyici hava delikli yastıkları tüm anne adaylarına ve annelere aynı süreçleri yaşamış bir ikiz annesi olarak tavsiye ediyorum. Sevgiler..

26 Kasım 2013 Salı

Migrenim, İkizlerim ve NLP


Yaklaşık on üç yıldır migren hastasıyım ve migrenden kurtulabilmek için birçok yöntem denedim. Bunların başında değişik doktorlar  ve çeşitli ilaçlar var elbette. Ayrıca psikologla görüşme, akupunktur tedavisi, NLP yöntemleri, EFT teknikleri, reiki denediğim diğer yöntemler. Elbette bu yöntemlerden çeşitli düzeylerde fayda gördüm. Ancak hiçbirinden kesin ve kalıcı bir sonuç elde edemedim.


Hamile olduğumu öğrendikten sonra ilk aklıma gelen yıllardır peşimi bırakmayan migrenim oldu. Hamilelikte ilaç kullanamayacaktım ve ataklarım geldiğinde ilaç almazsam birkaç gün o ağrıyı yaşayacağımı biliyordum. Artık bebeklerim için her türlü ağrıya katlanmak zorundayım diye düşündüm ama korktum tabi. Migreni olanlar bilirler nasıl zor bir ağrı olduğunu. Ben ya atağım olursa diye düşünürken ikinci ayımda ilk atağımı yaşadım. Oldukça şiddetli bir ataktı. Tabi yataktan kalkmadan sessiz, ışıksız bir ortamda o günü geçirdim. Akşama iyileştim. Ancak bebeklerim bundan kötü etkilendi diye de üzüldüm. 


Hamileliğim devam etti ve ben bir daha hiç atak yaşamadım. Arada çok hafif baş ağrıları yaşadım ama ilaç gerektirmeyen seviyelerdeydi. Kendimin ve bebeklerimin korunduğunu düşündüm kendimce. Zaten cesaret duygum oldukça artmıştı ve psikolojik olarak kendimi genelde iyi hissediyordum. Böylece hiç ağrısız hamileliğimi tamamladım.


Doğumdan bir kaç ay sonra migrenim yeniden kendini hatırlattı. ''Ben geldim özledim seni'' dedi bana. Ama ben onu hiç özlememiştim. '' Yeniden başlıyoruz işte'' dedim ve ara sıra tekrar ataklar yaşadım. Ancak artık hamilelik öncesi yaşadığım o çok sık ataklarım azalmıştı. Zamanla ağrılarım azaldı ve giderek atak sayımda azaldı. Şu anda bebeklerim on yedi aylık ve çok nadir atak yaşıyorum. Ataklarımın şiddeti de daha az.


Peki ne oldu da gitti geldi, tekrar gitti benim migrenim. Çünkü ben onu kabullenmiyorum artık. Yıllarca migrenim dedim benimsedim artık hayatımdan çıkarıyorum onu. Migrenimi azaltmakta en etkili yöntemler NLP teknikleri oldu benim için. Neden migren olduğumu keşfettim önce. Sonra çeşitli bilinçaltı teknikleri uyguladım.  Bu teknikler migrenimi tamamen çözemedi o dönemde. İlaçlarıma devam ettim mecburen. Ancak zamanla özellikle ikiz hamileliğim ve sonrasında kaybettiğim mükemmeliyetçiliğimden dolayı migren ataklarımın azaldığını düşünüyorum. Çünkü hamileliğimde bebeklerimin ruh ve beden sağlıklarının tam olması için sadece onlara konsantre olmam, hamileliğimin son aylarında uzun süre yatmak zorunda kalıp işi gücü bırakmam, her gün ev süpürürken yerinden kalkıp iş yapamaz hale gelmem, doğduklarından sonra bugüne kadar bebeklerimin bakımı, büyümeleri, ihtiyaçları için koşturmam bana ağrılarımı unutturdu. Çünkü oturup uzun uzun olumsuz düşünceler içine girip başımı ağrıtacak zamanım yok artık. Bir günüm bebek bakımı, ev işleri ile geçiyor. Uyuduklarında biraz kendime zaman ayırabiliyorum sadece. Evet artık ben mükemmeliyetçi biri değilim. Zaten migrenin psikolojik temeli bu düşünce. Her şeyin tam ve kusursuz olması isteği. İkiz bebeklerimle düzenli bir ev, mükemmel işleyen bir ev işleri programı, tamamen hijyenik bir ortam artık hayal. 


Sonuç olarak migrenin nedenlerinden birinin olumsuz düşüncelere odaklanıp uzun süre orada kalmak olduğunu anladım. İkizlerime hamileliğim ve onların dünyaya gelmesiyle başlayan yeni hayatımda etrafımda olan bir çok olumsuzluktan etkilenmiyorum artık. Çocuklarımla bugünümü yaşamaya çalışıyorum. Migrenimle vedalaşmamda bana yardımcı olan NLP tekniklerine ve ikizlerime teşekkür ediyorum. Sevgiler..