anne blogları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne blogları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mart 2014 Çarşamba

İkizlerle Evden Uzakta:)




Birkaç gündür yazı yazmıyorum.. Biraz tatildeydim de.. Geçen hafta çocukları alıp İzmit’te yaşayan can dostuma gittim. Uzun süredir görüşmüyorduk. En son onun düğününde görüşmüştük. Bu arada onun bir oğlu oldu şu an altı yaşında, benim de ikizlerim.. Sonunda zaman yaratıp biraraya gelebildik. Üniversiteden beri süren çok güzel bir arkadaşlığımız var onunla. Çocuklarımızla bir araya gelmekte ayrı bir keyif oldu.

Eşim bizi İzmit’e bırakıp döndü.. Çocuklar rahat bir yolculuk yaptırdı yine bize. İkisi de yol boyunca uyudular. Bu özelliklerini çok seviyorum. Yolculuktan korkmuyorum onlarla. Hemen uyku moduna geçiyorlar.  Neyse arkadaşıma kavuştuk ve çocuklarla baş başa kaldık. Uzun süredir ev dışında bir yerde kalmadıkları için tedirgindim biraz. Uyuyacaklar mı, oyun oynayacaklar mı, yoksa çıldıracaklar mı kestiremiyordum.. İlk gece tabi uyumadılar.. En geç saat dokuzda uyuyup kalan bıdıklarım saat on birde ancak uykuya daldılar. Gece birkaç kez uyanmalarına rağmen sabah erkenden yine ayaktaydılar.. Böylece koşturmamız başladı..

Sürekli evde olup yeni bir ortama girdikleri için merak duyguları oldukça yüksekti haliyle. Tabi hemen çekmeceler, dolaplar karıştırılmaya başladı. Gayet rahattılar tabi. Yeni gördükleri herşeyi incelediler. İkinci gün biraz daha alışmış olsalar da ağlama krizleriyle akşam oldu. Sürekli kucağımda oturmak istemeler, oyuncaklarla oynamamalar, herşeye mızmızlanmalar, hiçbir şey yememeler..

Derken üçüncü gün oldu ve bizimkiler yeni düzenlerine alıştılar. Akşam erkenden uyudular ve biraz da olsa bir şeyler yemeye başladılar. Arkadaşımın oğluyla oyunlar oynamaya da.. Biz de bu arada bol bol dertleştik tabi.. Yıllardır birikmiş konular ele alındı.. Sohbetler edildi, kahveler içildi.. İkimize de çok iyi geldi bu buluşmamız.

Ertesi gün çocuklar evde sıkıldı diye dışarı çıkalım dedik. Yakında bir alışveriş merkezi vardı oraya gittik. Alışveriş merkezine gittiğimizde benimkiler genelde arabalarından inmedikleri için kuzu kuzu etrafı izlerler, olaysız eve döneriz normalde. O gün arabadan indirmek gibi bir gaflette bulunduk. Oyun parkı vardı biraz eğlensinler diye indirdik. Birkaç oyuncağa binince hemen ortama alıştılar ve oyun parkından çıkaramadık çocukları. En son volümden çılgınlar gibi ağladılar. Zorla da olsa kucağımıza alıp bir alt kata indik. Bu arada asansör o kadar küçük ki arabamız sığmadı katlamak zorunda kaldık. Aklıma gelmişken bir çok AVM, market gibi yerlere bebek arabamızın ebatları küçük olmasına rağmen giremiyoruz. Binaları yaparken ikiz bebek arabalarını ve engellileri de düşünerek hareket etseler mutlu olacağım. Çünkü bizim arabanın giremediği bir çok yere engellilerin arabaları da giremiyor maalesef.

Evet alt kata biraz sakinleşmiş bir şekilde inmişken tam asansörün karşısında cep telefonu kılıfı satan bir reyon vardı. Kızım gitti cama resmen yapıştı. Cicili bicili renkli kılıfları oyuncak sandı. Nasıl ağlıyor oradan ayrılmamak için. Güç bela sonunda arabaya bindirdik ama ağlamalar bitmedi. Biraz dolaşalım dedik ama bizimkiler en yüksek sesten ağlamaya devam ettiler. Biraz oyalansınlar diye çubuk kraker verdik  ellerine. Onunla biraz oyalandılar ama ben gerildim tabi. Gidelim bari dedik. Yine araba asansöre sığmadı falan derken kızım elindeki çubuk krakerleri yerlere döktü. Alışveriş merkezinden nasıl kaçar gibi çıktık hatırlamıyorum. Bu arada ben cep telefonumu bir mağazada unutmuşum. Neyse ulaştılar sonra bana. Arkadaşım gidip aldı. Ama sanırım o da çok yoruldu bu geziden.

Neyse bir günde bari parka gidelim dedik. Çok güzel kocaman bir parka gittik. Oğlum uyudu.. Kızım koştu salıncaklara bindi. Saatlerce salıncaktan inmek istemedi. Bu arada oğlum uyandı. Beraber koştular oynadılar. Park gezimiz iyiydi eğlendiler.. Ta ki kızımın gözündeki kırmızılığı görene kadar. Gözü kanlanmıştı. Tabi panik yaptık doktora gittik hemen. Yolda oğlum kustu. Kızım çığlık attı. Sonunda doktora ulaştık. Önemli bir şey yok dedi doktor. Rahatladım derken  oğlum doktorun masasına kafasını vurdu. Onun da gözü aynen kardeşinin kanlandığı noktadan morardı. Bu günümüzü de böylece atlattık.

Kaldığımız sürece benim bebekler diyete girdi. Her zaman yedikleri yemekleri, yumurtayı bile yemediler. Arkadaşım ne yapacağını şaşırdı. Yapmadığı yemek kalmadı yesinler diye bizimkiler ağızlarını açmadı çoğu kez. Evden uzakta böyle maceralı günlerimiz oldu. Herşeye rağmen güzeldi.. Biz çocukları uyutup gece geç saatlere kadar oturduk. Tabi yorgunluk uykusuzluk etkiledi beni de.. Eve döndük ve çocuklarla beraber hepimiz hafif bir grip atlatıyoruz birkaç gündür.


Çocuklar eve girer girmez her yere koşturdular.. Oyuncaklarıyla oynadılar. Çok mutlu oldular. Evlerini özlemişler sanırım. Yeme düzenleri de eskisine geri döndü. Allah’ım ev kuşları.. Şimdi hayatımız normale döndü.. Buradan canım arkadaşım Hülya’ya bizi tüm zorluklarımıza rağmen sabırla ağırladığı için tekrar çok teşekkür ediyorum. İkizlerle yaşamadan ikiz bakımı nasıl oluyor anlaşılmıyor sanırım. Sürekli bana kolaylıklar dileyerek ayrıldık onunla.. Evden uzakta ikizlerle böyle geçti işte.. Bakalım bir daha ki gezimiz nereye nasıl olur.. Sevgilerimle..

28 Şubat 2014 Cuma

Blogum En Güzel Seçildi:)



Daha önce www.blogdeposu.blogspot.com' da ''En Güzel Aile Blogları'' yarışmasına katıldığımı yazmıştım hatırlarsınız. Bugün yarışma sonuçlanmış ve blogum birinci seçilmiş. Çok mutlu oldum bu habere. Blogumu güzel bulup oy kullanan herkese çok teşekkür ediyorum. Bu arada güzellik denince akla hemen görsellik gelir. Blogumun tasarımını yapıp bu güzel görünümüne kavuşturan www.bloggertasarim.com' a buradan tekrar teşekkür ediyorum. Blogunuz varsa ve tanıtımını yapmak isterseniz siz de www.blogdeposu.blogspot.com 'u ziyaret edin derim. Yarışma sonucuna BURADAN ulaşabilirsiniz. Sevgiler..

13 Şubat 2014 Perşembe

En güzel Blog Yarışması




Blogların birbirini desteklemesi için açılmış  www.blogdeposu.blogspot.com isimli blogun yakın takipçilerindenim. Blogunuz varsa ve tanıtmak istiyorsanız çeşitli kategorilerden hangisine dahil edeceğinize karar verip blogunuzu blogdeposu' na ekleyebiliyorsunuz. Benim blogum da '' Aile Blogları''  kategorisinde yer almakta.

Şimdi yeni bir yarışma var blogta.. En güzel blog yarışması. Ben de şansımı denemek istedim bu yarışmada. Siz de katılmak isterseniz http://blogdeposu.blogspot.com.tr/2014/02/en-guzel-blog-yarismasi.html adresinden başvuru yapabilirsiniz. 

Kendi bloguma ve katılan tüm bloglara bol şans diliyorum. Kazanmasanız bile blogunuzun tanıtımına çok katkısı olduğu için www.blogdeposu.blogspot.com 'u herkese tavsiye ediyorum. Sevgiler..

18 Ocak 2014 Cumartesi

Yaşadıklarımızı Kabullenmek Zamanı Geldi


Yazı yazmak ve paylaşmak kendimi ifade etme biçimim oldu bugünlerde. Hayatıma dair bazı paylaşımlar bana da iyi geliyor aslında. Genelde ikiz anneliği kimliğimle yazarken benim farklı kimliklerimin de olduğu geliyor aklıma arada. Amacım önceliğim ikiz anneliği hakkında yazmak olsa da bir taraftan da başka konular yazmak isteğimden de vazgeçemiyorum. Bu yazı belki ikiz anneliği hakkında bir yazı bekleyenlere sıkıcı gelebilir. Ama bugünkü konu içimden geldiği gibi..Biraz kişisel gelişim kokulu..


Bir defterim var benim arasıra bir şeyler yazdığım. Bugün onu karıştırırken uzun bir süre önce yazdığım bir yazımı gördüm. Hayatımda tesadüflere inanmaktan vazgeçtiğim için bu yazıyla bugün karşılaşmış olmamı da tesadüf olarak değerlendirmiyorum. Tesadüf yoksa ne var derseniz bence deneyim var , neden var. Yaşadığımız olaylar, karşılaştığımız insanlar, durumlar tesadüf değil. Hep bir seçim sonucu ve bize bir deneyim yaşatma amaçlı.

Bundan yaklaşık beş sene önce benim de hayatımda yoktu böyle inançlar. Sezgilerime çoğu kez güvensem de hep kendimi kısıtlama eğilimindeydim. Üzüldüğüm, kırıldığım olaylar için başkalarını suçlardım. '' O öyle olmasaydı, şu şunu demeseydi böyle olmazdı. '' diye sorumlululuğu kendime almayı reddederdim. Ta ki kişisel gelişim kavramı hayatıma girene kadar. İlk kuantum tekniği ile tanıştım. Sonra NLP , EFT, reiki. Bir sürü kitap okudum, araştırdım. Kursa katıldım. Anladım ki yaşadığım her şeyin nedeni benim seçimlerim. '' Bunu anlamak için bu kadar uğraşmaya gerek var mı? '' derseniz '' Demek ki benim ihtiyacım varmış!'' derim. 

Sonrasında öğrendiğim teknikleri kendi hayatıma uygulamaya başladım. Gördüm ki gerçekten işe yarıyor ve değişiyorum, dönüşüyorum. Olumsuz durumlar yaşasam bile olanı olduğu gibi kabul ediyorum. Olanı olduğu kabul etmek..Evet bugün defterimde bu konuya rastladım. Yaşanan her şeyi kabul edebilmek. Güzel ve iyi şeyler için çok kolay tabi kabullenmek. Asıl sorun olumsuz durumlarda. Olumsuz bir şey yaşadığımızda kabullenmek istemeyiz kolayca. Bir suçlu ararız önce. Hani şu ''Derslerden  iyi not alınca ben aldım, kötü not alınca öğretmen verdi'' hikayesi. Kötü notları almayı neden kabul edemeyiz. Neden zor gelir olumsuzu kabullenmek. Bizi üzer, yaralar, kırar, belki depresyona sokar değil mi? Ya da biz kendimizi üzeriz, yaralarız, kırarız ve depresyona sokarız. Aradaki bu farkı yakaladığınız anda hayatınız değişmeye başlıyor işte. Farkındalıkla.

Olanı olduğu gibi kabul edebilmek çok önemli. Kabullenmemek bir kısır döngüye neden oluyor. Aynı durumları, olayları yaşayıp duruyoruz sonra. Her şerde bir hayrın olduğunu görebilmek aslında bu kabulleniş. Yaşadığımız her neyse bunun bizim başımıza gelmesinin bir nedeni var. Bizim bir seçimimizin sonucu. Belki birini küçük gördük, belki kıskandık, belki nefret ettik ölesiye, belki de canını yaktık. Yaşattığımız her şeyi bizde yaşayacağız sonuçta ve bize geri dönüyor gönderdiğimiz olumsuz enerji. Her şey doğduğu kaynağa geri dönermiş sonuçta. Bu insanı nasıl sarsan bir durum değil mi? Birilerine gönderdiğimiz olumsuz duygular koşa koşa bir gün bize geri dönecekler. İçimizde de varsa daha başka o duygulardan kendimize nasıl zarar veririz bir düşünün. Negatif herşeyden arınıp pozitife yönelmek. Hayatta yargısız olabilmeyi öğrenmek. Hepimizin bir ve bütün olduğunu anlayabilmek. Birbirimizden farkımızın olmadığını anlamak. Bize gerekli olan bunlar aslında.


Olumsuz bir durumu kabullenirken elbette, o an bize nasıl bir duygu yaşatıyorsa onu hissedeceğiz. Ağlayacağız, üzüleceğiz belki ama sonrasında hayatımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. '' Bu benim başıma nasıl gelir'' durumuna takılmayacağız. Geçmişe takılmadan hep söylenen anı yaşamayı öğrenerek kendimiz yenileyeceğiz. Bunun için olumsuz bir durumda '' Olanı olduğu gibi kabul ediyorum'' deyin. Hayatta her şeyin negatif ve pozitifi ile varolduğunu hatırlayın. Bu sizi rahatlatacaktır.


Bugün böyle bir konu oldu işte. Evet ben bir anneyim. İkiz annesi olmamda tesadüf değil farkındayım. Yaşadığım diğer şeylerin tesadüf olmadığı gibi. Başkalarının hayatlarıyla uğraşmak yerine kendimi keşfetmeyi ve hayat amacımı bulmayı tercih ediyorum. Kendimi olumsuza odaklayıp üzülüp, kendimi yıpratmak yerine yaşadığım her günü huzurla geçirmeyi seçiyorum ve şükrediyorum. Bu deneyim alanında iki bebekle her gün yeni farkındalıklar kazandığım için mutluyum. Olanı olduğu gibi kabul edebilmeniz dileğiyle. Sevgiler..



2 Aralık 2013 Pazartesi

İkiz Bebeklerle Evde İlk Günler


Benim bebeklerim beklediğimiz tarihten üç hafta önce acil bir şekilde geldiler dünyaya. Ben aslında doğuma giderken saçımı yaptıracaktım, makyaj yapacaktım. Fotoğraflarım güzel olacaktı. Plan yapıyordum kendimce . Ama  bebişlerim annelerini en doğal haliyle görmek istediler sanırım. Acele ettiler. Hastaneye giderken o kadar büyük panik yaşamıştım ki tansiyonumum on dokuza çıkmış. Hemen sezaryene alındım ve uyandığımda başımda birileri üstümü değiştirmeye çalışıyordu. Kendime gelmem biraz zaman aldı çok ayrıntı hatırlamıyorum o akşamla ilgili hala. Sürekli gülüyormuşum kendime gelene kadar. Ben o kadar panikle hastaneye gitmiştim ki sanırım sonra çok komik geldi kendime durumum. 


Gözlerim açılınca bebeklerimle tanıştım. O an unutulmaz bir andı benim için. Mutluluk, heyecan, ağlama isteği, şaşkınlık karışımı duygular. Hiçbir tanışma anneyle bebeğin tanışması kadar özel, unutulmaz, sevgi dolu olamaz. Biri kucağımdayken benim gözüm öbüründeydi. Daha tam kendimde değildim aslında ama o anları net hatırlıyorum. Kucağımdan hiç bırakmak istememiştim bebeklerimi. Yerlerine yatırmak için aldıklarında '' Ben tutarım ''  diyordum kimse duymuyordu. Sonra uyumuşum sanırım. Uyandığımda yine birileri bebekleri emzirmeye çalışıyordu. Benim halim yoktu ve tabi henüz sütümde.  O andan sonra sabaha kadar heyecandan hiç uyumadım. Sürekli bebeklerimi izledim. Oğlum sürekli uyuyordu, kızım ise arada uyanıyor beni izliyordu. Tabi ağrılarım da vardı. Bir ara gece hemşireler beni yürütmeye çalıştı yürüyemedim. '' Bebekleri beslediniz mi? '' dediler. Hayır beslememiştik. Kimse bize bebeği besleyin dememişti. Biz şaşkın halde olayı anlamaya çalışıyorduk. Sonra hemen mama verdik. Hala üzülürüm bebeklerimi ilk anlarında geç besledik diye. İkiz bebek bekleyen  hamilelerin çantasında mutlaka mama olmalı. Çünkü bebeklerin ne zaman geleceği belli değil ve sütünüz hemen gelmiyor.


İlk geceden sonra alışmaya başladık bebeklere. Evet onlar aramıza gelmişti sonunda ve her şey şimdi başlıyordu. Hastanede iki gece kaldık ve eve geldik. Onlarla eve gelmek yine apayrı bir duyguydu ve ben ağlıyordum. Hala çok şaşkındım ve inanamıyordum doğduklarına.Bu bebekler benim miydi? Nasıl bakacaktık biz bebeklere? Karmakarışık bir haldeydim. İlk günlerde mutlaka anne babanın yanında bir yardımcı olmalı. Hatta iki yardımcı. Annem vardı benim. Tabi en güzeli kendi annenizin olması. Bazen üç kişi bebeklere yetemiyorsunuz. Biz doktor tavsiyesi üzerine iki saatte bir besledik. Sütüm üçüncü gün geldi. Hem emzirmeye çalıştım hem mama verdim. Çünkü oğlum memeyi hiç almıyordu. Kızım emmek istiyor süt gelmiyordu. Biraz zorlu geçti o süreç zaten erkenden sütüm kesildi ve hep mama vermek zorunda kaldık. İlk günler bebekler sürekli uyuyor. Uyanıkken etrafı izliyorlar. Çok sık alt değişmeniz gerekiyor. Ben ameliyatlı olduğum için ilk günler ağrılı geçti. Bebeklerimin altını bile değişemedim çünkü eğilemiyordum. Annem ve eşim değişti bir süre. Geceleri eşim baktı bebeklere ve hala gece o bakar. Eşin yardımı çok önemli.


Şu an ikiz  bebek bekleyen  anne adaylarına tavsiyem özellikle yedinci aydan sonra çok daha dikkatli olmanız gerekiyor. Çünkü her an bebekler gelebilir. Ben hamileliğim yirmi yedinci haftasından itibaren hep yatmak zorunda kaldım çünkü erkenden gelmeye kalktılar. Ancak son üç haftaya kadar dayanabildiler. Hastane çantalarınızı erkenden hazırlayın ve kesinlikle mama koyun. Sütünüz gelince nasıl olsa emzirirsiniz bebeklerinizi. Süt gelene kadar bebeği aç bırakmayın. Evde ilk günlerde mutlaka size yardımcı olacak birileri lazım. Ev işleri olduğu gibi kalıyor yemek falan unutuluyor. Ama annenin de iyi beslenmesi ve dinlendirilmesi lazım. Bunun için birilerinin yardımına mutlaka ihtiyacınız oluyor. Benim annem çok yardımcı oldu bana. O da çok yorulmuştu bizimle. O olmasa işim çok zordu. Ona tekrar teşekkür ediyorum buradan.


Bebekler ne soğuk ne sıcak ortamda yatırılmalı. Üstleri çok giydirilmemeli. Göbek bağı düşene kadar banyo yaptırmayın demişlerdi bize. Ama birçok yerde yaptırılabileceği yazıyor. Biz sürekli suyla sildik banyo yaptırana kadar. Çünkü çok sıcak günlerde doğmuşlardı. Göbek bağı düştükten sonra her gün yıkadık. Banyolarını iki kişi yaptırdık hep. Bir üçüncü kişide diğer bebeğe baktı bu sırada. Yalnız kalan bebek hemen yalnız kaldığını anlıyor çığlığı basıyordu. Bazen günde iki kez yıkadığımızı hatırlıyorum. İki bebek ikişer banyo dört kez aynı işlem.


Bebekleri iki saate bir beslemek gerekiyor. Zaten acıkınca uyanıp karınlarını doyurup tekrar uyuyorlar. Gece uyandıklarında da mutlaka besledik. Zaten gece de iki üç saate bir uyanıyorlar. Alt değişiliyor, karnı doyuruluyor tekrar uyuyorlar. Gecelerimiz rahat geçti o açıdan. Çok nadir uyumadan sabahladığımız zamanlar olmuştur. Tabi gece gündüz sürekli bu rutin devam ettiği ve  aralıksız bir uyku uyuyamadığı için anne baba yorgun düşüyor. Sırayla uyuyorduk biz. Dinlenmezsen zaten gergin oluyorsun her şeye kızabiliyorsun. Anne mutlaka desteklenmeli bence.Bebekler beslendikten sonra mutlaka gazlarının çıkarılması gerekir. Biz bazen mamalarına zinco isimli bitkisel bir damla koyuyorduk. Gaz sancısı yaşamadılar onun için. Sürekli beslendikleri için yedek biberon olmalı ve sık sık kaynar suyla dezenfekte edilmeli. 


İlk günlerde sürekli uyudukları için uyku düzeni oluşturmak için erken. Ancak akşam uykularında yataklarına yatırırsanız daha sonra aynı şekilde yataklarına yatınca uyumaları kolaylaşıyor. Ben ilk kırk gün hiç televizyon açtırmadım. Bebeklerin bilinçaltına televizyondaki saçma sapan haberlerin, konuşmaların yerleşmesini istemedim. Bilgisayardan hafif müzik açıyordum. Bebek ninnileri dinletiyordum. Sanki televizyon o masum hallerine çok çirkin gelecekmiş gibi düşünmüştüm. Şimdi televizyon izletiyorum. Ama günde iki ya da üç saat en fazla. Hiç izletmeyin diyor uzmanlar ama bence bu çağda çok zor uygulaması. Tercih yine anne babaya kalmış elbette.


Evet evde ilk günler böyle işte. Bu günlerde ev almış başını gidiyordur. Gece gündüz sadece bebekler vardır hayatınızda başka hiçbir şey düşünemezsiniz. Tabi bebeklerin doğduğunu duyanlar tebrik etmek için telefon açarlar. Telefonu cevaplayamazsınız sonra geri aramayı unutursunuz. Size alınanlar, küsenler olur. Başkalarının o anları anlaması zordur. Siz o anlarda bez, emzirme, mama, biberonların yıkanması, alt değişme, kendi ağrılarınız, uykusuzluk, yemek yapıp yiyememe, bebek sarılığı, sağlık ocağı, hastane kontrolleri,testleri, lohusalık hallerinden ağlama krizleri, sinir bozukluğu, bu karışıklıkta bebeği bir türlü kucaklayıp sevememe halleri içindesinizdir. Ben o ilk günlerde beni anlayıp yanımda olanlara teşekkür ediyorum. İkiz bebek bekleyen tüm anne adaylarına kolaylıklar diliyorum. Sevgiler..

1 Aralık 2013 Pazar

Bebeğinizin Zihin Haritasında Ne Var?


Maslow' un ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidini mutlaka okul yıllarından hatırlarsınız. Bu piramitte insanların ihtiyaçları basamaklar halinde gösterilir ve alt basamakların üst basamakları etkilediği söylenir. En alt basamakta insanın fizyolojik ihtiyaçları, ikinci basamakta güvenlik ihtiyacı, üçüncü basamakta sevme sevilme, ait olma ihtiyacı, dördüncü basamakta değer ihtiyaçları ve son basamakta da kendini gerçekleştirme ihtiyacı bulunur.


Bir bebek dünyaya geldiğinde önce onun açlık, barınma, ısınma gibi fizyolojik ihtiyaçları karşılanmalıdır. İyi beslenemeyen, kötü şartlarda barınmak zorunda kalan bir bebek kendini güvende hissedemeyecek ve dolayısıyla sevilmediğini düşünecektir. Sevilmediğini düşünen bir bebek endişeli, huzursuz, tedirgin olabilir. Örneğin bebek düzenli bir şekilde beslenmez uzun süre aç bırakılırsa ne zaman karnının doyacağını bilmediğinden endişeli olacaktır. Uzun süre aç bırakılan bebeklerin daha sonra obez olma risklerinin daha fazla olduğu uzmanlar tarafından söylenmektedir.


Fizyolojik ihtiyaçları karşılanan bebek kendini güvende hissedecektir. Bir üst basamaktaki bebeğin sevildiğini ve bir yere ait olduğunu hissetmesi güvende olduğunu hissetmesiyle daha kolaylaşacaktır. Elbette sevilen, bir aileye ait olduğunu hisseden bebek kendinin kabul gördüğünü hissedecek ve değer ihtiyaçları ona göre şekillenecektir. Saygı, kabul görme gibi bu sosyal ihtiyaçlar alt basamaklarda yaşanılan deneyimler sonucu oluşur ve böylece ego oluşur. Bir alt basamaktaki ihtiyacın karşılanmaması üst basamaktaki ihtiyacın olumsuz etkilenmesine sebep olur. Yeterli düzeyde karşılanması da elbette olumlu etkileyecektir.


İnsanların zihin haritaları 0-6 yaş arasında şekillenir. Her bireyin zihin haritası farklıdır ve sadece kişinin kendisine özeldir. Bebeklerimize doğdukları  andan itibaren yaşattığımız her duygu onların zihin haritalarına kodlanarak yerleşir. Bebek sürekli şiddet uygulanan bir ortamda yaşıyorsa, sevgi görmüyorsa kendini güvende hissetmeyecektir. Korkulu, endişeli, tedirgin, huzursuz olacak ve zihnine bu duyguları kodlayacaktır. Güvende olmadığını hissettiğinden ilerde insanlara güvenmekte zorlanacaktır. Sevgi görmemişse zihninde öyle bir kod olmadığından daha sonra insanları sevmekte zorlanacaktır. Sürekli nefret, öfke duygularıyla büyütülmüşse hayattan nefret edecektir. Sıcak ilişkilerin olduğu, kendini iyi ifade edebilen ebeveyne sahip, huzurlu, sevgi dolu bir ortamda büyüyen çocuk insanlara güvenecek ve daha kolay sevebilecektir. Şefkat ve merhamet duygularını ailede görmüşse vicdan sahibi olacaktır. Kısacası nasıl bir ortamda büyüdüysek şu anda zihnimizde o anların kodları var ve o kodlara göre yaşıyoruz.

Herkesin kodları birbirinden farklı. Aynı ailede yetişen kardeşler bile birbirinden farklı zihin haritalarına sahip. Anne ya da babanın herhangi bir davranışını bir kardeş iyi olarak kabul etmiş diğeri kötü olarak kabul etmiş olabilir. Çünkü her bireyin dünyayı algılama şekli farklı. Birini yargılamadan önce bunu düşünürsek sanırım daha olumlu düşünebiliriz. Örneğin mavi dediğimiz zaman bu herkes için farklı bir nesneyi, olayı veya durumu ifade eder. Belki birçok kişinin aklına deniz gelir ama herkesin düşündüğü deniz görüntüsü birbirinden farklıdır. Onun için şunu bilmeliyiz ki karşımızdaki bizim söylediklerimizi kendi kodlarıyla anlıyor. Dünyayı bizim gözlerimizle değil kendi gözleriyle görüyor. Belki bunu bilirsek daha az ön yargılı olabiliriz.

Peki bebeklerimizin, çocuklarımızın zihin haritaları oluşurken biz ne yapmalıyız? Elbette onların ihtiyaçlarını elimizden geldiği kadarıyla karşılamalıyız. Düzenli beslenme alışkanlığı kazanması için düzenli beslemeli, yine düzenli uyku alışkanlığı için düzenli uyutmalıyız. Çünkü ne zaman karnının doyacağını, ne zaman uyuyacağını, ne zaman banyo yapacağını, ne zaman altının değişileceğini bilmek  bebeği rahatlatır ve güvenlikte olma hislerini güçlendirir. Elbette en önemlisi bebeklerimize sevgimizi gösterebilmeliyiz. Onların en çok ihtiyacı kucaklanmak. Aman kucağa alıştırmayın diyenleri fazla dinlemeyin ve çocuklarınızı bol bol kucaklayın. Sevginin en kolay ifade şekli bu bence. İlerde başkasına dokunmaktan çekinen çocuklar genelde bebekken az dokunulan sevilen kişiler oluyor.

 Onlara sevgimizi davranışlarımızla belli etmeli ve onları sevdiğimizi sık sık söylemeliyiz.  Çocukların yanında kavga etmemek diğer önemli bir durum bence. Mutlaka eşinizle sorunlarınız olacaktır ama bunu çözmek için çocukların uyumasını bekleyin. Sesiniz yükseldiği anda çocuklar sessizce sizi izler. Onlar her şeyin farkında biz farkında olmasak da. Onlara karşı hiç bir davranışı abartmamalıyız. Olumlu davranışı da olumsuzu da. Özellikle istediği her şey fazlasıyla yapılan çocuklar sahip olamayacakları şeylerle karşılaşınca büyük hayal kırıklığı yaşayabiliyor. '' Sen çok iyisin, üstünsün, çok zekisin '' gibi sözlerle egosu yükseltilmiş çocuklar en küçük başarısızlıkta kendilerini aşırı suçlama eğiliminde olabiliyor ya da sosyal hayatta arkadaş edinmede zorlanabiliyor. Çocuklarımızın bedeninden çok ruhunu beslemeye çalışmalıyız. Ne kadar zor durumda olumsuz duygular içinde olsakta onların bu durumdan en az seviyede etkilenmesi için önce onları düşünerek hareket etmeliyiz. 

Ben de herkesin yaşayabileceği gibi bazı zor durumlar yaşadım. Bazen başka kişilere durumlara ya da olaylara kızgın olduğum halde çocuklarıma sinirlendiğimi, sesimi yükselttiğimi farkettim. Bir çok şeyi bildiğim halde neden böyle davrandığımı sorguladım ve buldum. Elbette benim de zihin haritamda kodlar var. Belki annelikle ilgili olumsuz kodlara sahibim diye düşündüm. Çocuklarımı çok sevmeme rağmen olumsuz kodlamalarım davranışlarımı etkiliyor olabilir diye düşündüm. Davranışımı değiştirmeye karar verdim.

Olumsuz bir davranışınızı fark ettiğiniz anda olumluyla değiştirebilirsiniz. Önemli olan farkında olmak. Ben davranışımı fark ettikten sonra '' Asla çocuklara sesimi yükseltmeyeceğim. '' dedim. Bu kararımı şimdi uyguluyorum. Çocuklar bazen inatlaşabiliyor, ağlama krizine girebiliyor, yemek yemek istemiyor, uyumak istemiyor, yapma dediğin davranışı ısrarla yapmaya devam edebiliyorlar.  Böyle durumlarda önce onların sakinleşmesini bekliyorum. İlgilerini farklı bir yöne çekerek olayı unutturmaya çalışıyorum. Bu bazen zaman alıyor. Bazen tüm çabalarım boşa çıkıyor ağlamalar durmuyor. Ama sonunda susuyor ya da sakinleşiyor. Biraz sabır gerekiyor.


Bir de ben bu farkındalıktan sonra onların bana emanet olduklarını hatırladım. Onlar bana Yaradan' ın emaneti. Ben bu emanetin sorumluluğunu taşıyorum. Zorlandığım her an bunu hatırlayıp sakinleşiyorum. Çocuklarımızın zihin haritalarını elbette bizim kontrolümüzde değil. Olumsuz duygular düşünceler de kodlanacak zihinlerine. Biz ne kadar engellemeye çalışsakta sosyal hayatın içinde birçok deneyim yaşayacaklar .Önemli olan bizim elimizden geldiğince sakin, sevgi dolu olabilmemiz. Çocuğumuza önemli ve değerli olduğunu, olduğu gibi kabul edildiğini davranışlarımızla göstermemiz gerekiyor tabi. Bu davranışları anne baba olarak ortaklaşa sergilememiz gerekiyor. Çocuk sadece annenin ya da babanın değil çünkü. Bu yazıyı yazarken en çok sokaklarda yaşayan ve yetiştirme yurtlarında yaşayan çocuklar geldi aklıma, Hayatlarında eksik olan diğer şeyler gibi hangi duyguları eksik diye düşündüm, üzüldüm. Sahip olduğumuz her şey için her zaman şükretmek lazım. Şükürler olsun dünya tatlısı iki bebeğe sahibim ve onların gelişimi için elimden gelen her şeyi yapabiliyorum. Sevgiler.




30 Kasım 2013 Cumartesi

İkiz Bebeklerim On Yedi Aylık


Bundan tam on yedi ay önce yine böyle bir cuma günü akşam üstü geldiler hayatıma benim canım bebeklerim. O an itibariyle hayatım değişti. Evde ilk günlerimizi hatırlıyorum da oturup ağlamıştım ben bu bebeklere nasıl bakacağım, iyi bir anne olamayacak mıyım diye. Zaman öyle hızlı geçti ki o minik hallerini fotoğraflardan hatırlıyorum. Uzun süren yorgunluklar, onlara yetemediğimi düşündüğüm anlar, biri kucağımdayken diğerini ihmal mi ediyorum diye kucağımdakini sevemediğim zamanlar, ikisi birden ağladığında ikisini de kucaklamaya çalıştığım benim de ağladığım günler, sürekli biten bez paketleri, mamalar, kaybolan emzikler, bitmeyen kusmalar, dağ gibi yığılan çamaşırlar, '' Ay bugün de makarna yapalım '' dediğimiz günler, aylar sonra ilk kez evden yalnız çıktığım ve hemen geri dönmek istediğim gün geldi aklıma. Her günümüz ayrı bir deneyimdi benim için. Günler aylar geçti ve on yedinci aylarını sağlıklı bir şekilde bitirdiler şükürler olsun.

 Evet on yedinci ay ve bebeklerim neler yapıyor bu aralar anlatayım biraz. Öncelikle yürümeleri artık düzeldi sürekli koşuyorlar. Koşmakla kalmayıp her yere tırmanıyorlar. Sandalyelere kendileri oturup tekrar inebiliyorlar. Sandalyeyi masanın yanına çekip masaya çıkıp masada ayakta duruyorlar. Aldığımız ilk arabam oyuncaklarını sürmek yerine üstüne çıkıp ayakta durmayı tercih ediyorlar. Her yeri karıştırdıklarını söylememe gerek yok sanırım. Keşfetmedikleri yer kalmadı. Yemeleri için ellerine verdiğim meyve, bisküvi, kek vs. ne olursa her yere eziyorlar. Araştırdım nedenini, küçük kaslarını geliştiriyorlarmış. Artık yırtılan kağıtları, peçeteleri ezilen her türlü yiyeceği toplarken '' Sakin ol, küçük kaslar! '' diyorum kendime. Merdivenlerde yardımsız bir basamak, tutunarak bir sürü basamak çıkıyorlar.Kapıların kolları sert olmayanları açabiliyorlar. Birbirleriyle oynuyorlar artık. Birbirlerini kovalamaca, saklanıp ''cee'' yapmaca favori oyunları. Bir de kule yapıp devirme oyunu. Birbirleriyle oyuncakları paylaşıyorlar. Artık hemen hemen her kelimeyi anlıyorlar. Birine hadi bunu kardeşine ver dediğimde koşup veriyor. Bulmalarını istediğim oyuncakları bulabiliyorlar. Gösterdiğim şekilleri tekrar bulabiliyorlar. Kalem ve boya ile kağıda çizgiler çiziyorlar. Hatta sandalye koltuk duvarlar da bu çizgilerle tanıştı. Mühür şeklindeki boyalarla şekil yapıyorlar. Çatalları ile tabaklarından birşeyler yiyebiliyorlar. Kaşıkla sıvı olmayan yiyecekleri yiyebiliyorlar, puding, muhallebi gibi. Sütlerini içeceklerinde emzikleri ağızlarındaysa çıkarıp masaya koyuyorlar. Sütleri bitince de biberonlarını masaya koyuyorlar. Eskiden yere atıyorlardı. Yemek zamanı deyince mama sandalyelerini masanın etrafına getiriyorlar. Uyku zamanı deyince üstlerindeki yeleklerini çıkarıp odalarına koşuyorlar. Artık kendi kendilerine uyuyorlar. Banyo yapacaklarında banyonun kapısında bekliyorlar. banyo yaparken liflerini kendileri yapmak istiyorlar. Ben evi süpürürken ellerine oyuncaklarını alıp onlar da süpürüyor. Oyuncaklarını topluyorlar ancak sepeti hemen geri boşaltabiliyorlar. Her zamanki gibi fazla bir şey yemiyorlar. Gerçi artık üç öğüne geçebildik sonunda. Ancak miktar az. Sürekli birbirlerini taklit ediyorlar. Aynı oyuncak için kıyameti koparıyorlar. Aslında az önce biri diğerine getirip vermiştir o oyuncağı. Sanırım sonra vazgeçip kendi oynamak istiyor.

Bunlar şu an aklıma gelenler. Bütün gün oyun oynuyorlar tabi. Sınırlı saatte televizyon izliyorlar. Elektronik her eşyaya dokunup oynamak için çıldırıyorlar. Bir de artık kelimeden cümleye geçiş var. '' Anne al, anne bak, orda yok, nerde yok '' gibi. Bu ara pek baba demiyor ikisi de . Sürekli anne anne. Bir de çişlerini yapınca haber vermeye başladılar. Gelip anlatıyorlar kendilerince durumu. Elbette her ikisinin de algılama şekilleri ve düzeyleri farklı. Aynı olaya farklı tepki veriyorlar. Biri bazı durumları kolay kavrarken diğeri daha zor kavrayabiliyor. Bir de aynı konu üzerinde uzun süre kalamıyor sıkılıyorlar. Örneğin boyama yaparken hemen sıkılıp kağıdı parçalamaya başlayabiliyorlar.

Benim ikizlerimin on yedi aylık halleri böyle. Biz anneler için onların yaptıkları yeni her davranış, söyledikleri her kelime önemli oluyor. Sonra unutuyoruz ne zaman ne yaptıklarını. İyi bir anne olabildim mi bilmiyorum ama artık bu çocuklara nasıl bakacağım diye ağlamıyorum. Her gelişmeyi sevinçle karşılıyor ve sağlıklı oldukları için şükrediyorum. Sevgiler..



28 Kasım 2013 Perşembe

Bunlar Tüp mü, Normal mi?


İkiz bebeklerinizi bebek arabalarına oturtup dolaşmaya çıkarsınız. İki tane bebek bir arada olduğundan ve kocaman bir bebek arabası, iki tane çantayla dolaştığınızdan haliyle dikkat çekersiniz. Genelde sevmek için etraftan yanınıza yaklaşanlar olur. İlk soruları '' İkiz mi bunlar? '' olur. '' Yok ikiz değiller, biz zevk olsun diye ikiz bebek arabasında taşıyoruz! '' demek gelir içinizden. Farklı yaşlarda iki çocuğu olanlar ikiz bebek arabası alıp kullanmayı tercih etmezler sanırım. Sonra özellikle bize bebek arabamız mavi olduğundan ve kızımız kısa saçlarıyla hala erkeğe benzediğinden sanırım '' İkisi de erkek mi? '' diye sorarlar. '' Yok bir kız bir kız bir erkek. '' dersiniz. Anlamazlar, ikisini de erkek sanarak yakışıklılar, delikanlılar diye sevmeye devam ederler. Ya da oğlumuzu kız sanırlar. Diğer soru gelir '' Hangisi büyük? '' '' İkiz bizim bebekler! '' dersiniz , '' Yok hangisi önce doğdu? '' diye düzeltirler. '' Kızımız önce doğdu. '' deriz. '' Ha o zaman erkek büyük. '' Pardon, nasıl?  İkiz bebekler için böyle bir ters orantılı durum olduğundan bahseder çoğu kişi. Önce doğan küçük olurmuş. Farklı yaşlarda iki çocuğunuz varsa zaman olarak önce doğan büyüktür değil mi? Böyle bir gerçeklik var. Ama ikiz bebeklerden önce doğan iki dakika önce doğmuş olsa bile küçüktür. Peki dersiniz,  yorumsuz.. '' Kız oğlanı dövüyor galiba, çok sert duruyor. '' '' Evet her gün yemeklerden sonra üç kez döver! '' demek istersiniz. Bu nasıl bir yorum.. '' Ay bizim bir tanıdığın bir çocuğu var o kadar zor ki, siz ikizlerinize daha kolay bakıyorsunuzdur eminim. ''  Gözünüzün önüne doğumlarından itibaren yaşadığınız o zor günler gelir. Tek bir çocuğa bakmak ne kadar zor olabilir anlamaya çalışırsınız.


Derken en çok merak edilen soru sorulur: '' Tüp mü bunlar, normal mi? '' '' Ya evet tüp. Evde ocağa takıyoruz arada bir hava alsınlar diye bebek arabasına koyup gezdiriyoruz. Siz tüplerinizi gezdirmez misiniz? '' aklınızdan geçen cevaptır. '' Normal! ''  ne demek Allah aşkına! İkiz bebekler anormal mi? İkiz bebeklerin hepsinin tüp bebek yöntemiyle dünyaya geldiğini, anne karnında büyümeyip deney odalarında kavanoz içlerinde büyüdüğünü sanıyorlar galiba. Değilse normal mi diye sormaz hiç kimse. Siz '' Tüp bebek değil normal bir hamilelik süreciyle doğmuş bebekler. '' deseniz de karşıdaki inanmaz. Çünkü emindir tüp bebek olduğuna. '' Kimin tarafında ikiz var? '' diye sorar hemen. '' Anne tarafında var. '' deriz. '' Ya sanki baba tarafında olursa oluyordu.'' derler. Baba tarafı dersen tersini söyleme ihtimalleri fazla. İkisinde de yoksa karar verilir: '' Kesin tüp! '' Bir de anne tarafı dersin, kim var diye sorarlar. Sanki söylesem tanıyacak. Kaç yıllık evli olduğunuz diğer bir araştırma konusudur. Karşıdaki tam bir '' İkizler nasıl dünyaya gelir? '' konusunda uzman biridir sanki. Bir de '' Aman iyiki  tüp bebek yapmamışsınız günahmış, çocuklar sizin olmuyormuş çünkü'' diyenlere ne demeli.. Çocukların yanında böyle konuşmalar yapıldıkça bir gün çocuğunuzun '' Anne ben tüp bebek miyim? '' diye sorması kaçınılmaz. Bunu düşünen kim? Yeter ki insanların merakı giderilsin. Çocukların, anne babanın ne hissettiği hiç önemli değil. Belki gerçekten doğal dünyaya gelmişler. Ya da evet tedaviyle olmuş ama bunu paylaşmak istemiyor. Belki de bebekler evlatlık. Kimseyi ilgilendirmez sanırım bu durumlar.


 Ya işte böyle. Tek bir bebekle dolaşan anne babalar sanırım böyle bir araştırmaya tabi tutulmazlar. Onların bebekleri normaldir çünkü. Bu soruları daha çok duyacağıma eminim. İkiz annesi olmak insanı ünlü yapıyor. Nasıl ünlülerin özel hayatları merak ediliyorsa sizinki de merak ediliyor. Özel hayatın gizliliği falan umursanmıyor. Çevrenizden sizin söylediğinize inanmayıp hastane kayıtlarınızı araştıracak kadar meraklı kişiler çıkabiliyor. Elbette tüp bebek yöntemiyle dünyaya gelen bebekler gayet normal ve doğal. Normal olmayan insanların özel hayatlarının didiklenmesi. Benim bebeklerim mi?  Normal, hayır tüp, aslında ikisi de değil hiç bilinmeyen bir yöntemle dünyaya geldiler, deney odasındaki kavanozdan aldık, leylekler de getirmiş olabilir, yumurtadan da çıkmış, saksıya ekip büyüttük, uzaylılar getirdi..İkiz değiller mi normal olmayan her yolla dünyaya gelmiş olabilirler. Sevgiler..